JA slide show
Anasayfa arrow Bilişmeler arrow Ne dedi? arrow Şiirin 'Erdem'li iklimi
Şiirin 'Erdem'li iklimi
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
07.09.2008 13:07
 Erdem’li bir şair daha çekildi göğümüzden. Sebep Ey’in büyük şairinin kubbemizde bıraktığı sadası yankımaya devam edecek ama, aramızda bir ‘Erdem’ anıtı gibi dolaşan bedeninden o soylu ruhu ayrıldı. Artık zihinlerimizde ve kalbimizde yaşayacak. Erdem ağbiyi ilk gördüğümde, o tok ve yiğit sesin gerisinde nasıl muazzam bir merhamet ve tevazu taşıdığını fark etmiş, insanlar arasında nasıl temiz bir kimlikte yaşanabileceğinin en canlı örneğini tanımıştım. Sebep Ey, Horasan erenlerinin mayaladığı Anadolumuzun saf ve temiz insanının dilinden gelen bir sestir, ‘ey Sebeplerin Sebebi’ demektir. arolanlar birer sebeptir, siz asıl Sebeb’e bakın der.

Erdem Bayazıt, kalbinde bu toprakların, yüzyılın başlarında maruz kaldığı manevi çözülmenin acısını en çok taşıyan ve Allah bilir, bu acıyla o ölümcül hastalığa düçar olan bir erdir, erendir.

Modern zamanların çürüyen, bozulan ve kokuşan ortamında, zekasını kurnazlıkta kullanan birer tilkiye dönüşen şairciklerin hangi biri, dağlara şöyle seslenebilir:

“Burçlarında ceylan taşıyan yücelere ey
Ayın hüzün saati gözlerinden
Kuytu yerlerine sümbüller dökülen
Nergisler açan eteklerinde
Göklerden muştular indiren güvercinleriyle
Dorukları bembeyaz yaşmaklarıyla
Güneşe uzanan ağaçlarıyla
Zamanı hiç geçmeyecekmiş gibi donduran
Ey bir yanıyla derin sulara dayanan
Ey dağlar nerdesiniz ey.”

Ceylan, kamil insandır, arınmış, saflaşmış, gönül aynası temiz, kalb-i selim sahibi kadim insandır. Ceylan saflıktır, daima hayrettir, kırılgan, hassas, gramın binde birini tartan bir akıl ve kalp terazisidir. Ay, kamil insanın en yetkin örneği olan Efendimiz’dir. O, hüznün peygamberidir, hüzünlü peygamberimizdir. Zaman, O’nun elindedir, Sezai Karakoç’un ifadesiyle, ‘Allah’a teslim olarak eşyayı teslim alan’dır.

Kuytu yerlerine sümbüller dökülür, eteklerinde nergisler açar, göklerden kanatlı melekler müjdeler indirir. Zamanla sonsuzluğun kesiştiği anlar O’na özgüdür, derin sulara dayanır…Erdem Beyazıt, yüzyıllar sonra, ruhu bedeninden ayrılmış olsa da hakikat’i devam eden zamanın mimarına böyle seslenir.

Bu ses,

“Bozuldu yolcular yollarda kaldı
Edep erkan gitti dillerde kaldı
Bendelerin zayıf hallerde kaldı
Beklerim yolların gel efendim gel”

diyen Pir Sultan Abdal’ın sesidir.

Erdem Beyazıt, binlerce yıllık bir geleneğin, irfan ırmağının içinden konuşan, sesi yer yer Dadaloğlu, Köroğlu, Pir Sultan Abdal’ınki gibi gürleşen, yer yer Fuzuli’ninki gibi içlenen, yer yer de Şeyh Galib Dede, Necip Fazıl ve büyük usta Sezai Karakoç’unki gibi bilgeleşen bir sesle konuşur.

Rahatsızlığının yeni yeni başladığı günlerde, Rasim Ağbiyi konu alan bir açıkoturumda aynı masayı paylaştığımızda, artık onun ‘hikmet burcu’na yerleşmiş olduğunu görmüştüm.

İnsan yaşlandıkça çocuklaşır, yani iş başa döner, hakikat devrini tamamlarmış.

Çocuk ve bilge, Erdem Beyazıt’ın şiirinde de, kemal devrini yaşadığı günlerde iyiden iyiye sesini yükseltmişti.

Onların kuşağı, Türkiye’nin irfani değerlerinin yağmalandığı, bir yangın yerinden kalan enkazın belirdiği bir dönemde ilk gençliğini idrak eden bir kuşaktı.

Onlar, köktenci biçimde gelenekle bağlarımızın koptuğu bir dönemin geride bıraktığı kaosun içinden çıktılar.

Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Alaattin Özdenören, Akif İnan, Cahit Zarifoğlu ile birlikte Erdem Beyazıt, bizim irfani gelenekle, İlahi Hikmetle bağlarımızı, edebiyat üzerinden yeniden kurmaya çalışan büyük sanatçılardır.

Gelecek kuşaklar onların kıymetini daha çok anlayacak ve onları sevgiyle, minnetle anacaklardır.

Erdem Beyazıt, bu kuşağın içinde, sesi en tok ve davudi olanıdır ve şiirinin epik, destansı sesi ile farklı bir yere sahiptir.

O yer, edep kökünden gelen edebiyatın, bir yol bir yordam olduğunu bize sürekli hatırlatır.

O da aynı topraktandır, edebiyatın verimli ovası Maraş’tandır, Zarifoğlu ve Özdenören’lerle aynı candandır.

O soylu ruhun aşısı, Büyük Doğu’nun mimarındandır, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’in sesleri sanki Erdem Beyazıt’ta birleşmiş, yiğit bir edaya kavuşmuştur.

İrfani geleneğimizin modern zamanlardaki muazzez bilgesi Fethi Gemuhluoğlu’na adanmış o destansı şiirinde dediği gibi, ‘ulu ses çarka dokunmuş’ ve ‘Renk denizde karar kılan ebedi tarla’ olmuştur.

Bediüzzaman, ‘iman, manevi bir tuba-yı cennettir’ der.

Erdem Beyazıt’ın şiirine nüfuz edildikçe, imanın nasıl bir güzellik, gerçeklik, iyilik ve yiğitlik içerdiği anlaşılır.

Bu şiir, bize, imanın bir hüsn-i mücerred ve münezzeh olduğu’nu anlatır.

İnsanın nasıl İlahi bir tecelli ile sürekli açılan bir gül olduğunu söyler.

Bunu, yüksek bir sesle yapar, Anadolumuzun uğradığı manevi yıkıma karşı güçlü bir iç direnç geliştirir ve bunun destanıdır.

“Zamanın idrak incisi ses döner döner döner de
Yönelir sebebe
Sebeb ey”

bu acıyla söylenmiştir.

Onu Veda şiiriyle selamlıyor, ötede de nurlar içinde kalmasını diliyorum :

“Bu şehirden gidiyorum
Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi
Gururu yıkılmış soy atlar gibi
Bu şehirden gidiyorum

İnsanlar taş gibi bana yabancı
Ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarlarda
Bir tambur bir yalnızlığı anlatıyorsa
O ışıksız pencereden
Ben onu bile bile duymuyor gibiyim.

Bu şehirden gidiyorum
Gömerek geceyi içime
Sabahın hüznünü beklemeden
Gidiyorum bu şehirden.”


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 983

Yorumlar (2)
RSS yorumları
1. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 21-09-2008 08:32 - Misafir
 
 
Erdem Bayazit ve İslamcı Şairler
Cahit Zarifoğlu, Batıyı sindirmiş, doğudan hikmet arayışını keskin kırılışlarla ve Nazım Hikmet üslubunun tersine çevrilmesiyle oluşmuş sentezler şiirinin şairidir. Wagnerin müziği fonda, elde keskin pala ve mızraklar, Avusturya valsi yaparak hikmet arayışını aksak usulle sürdürmeye çalışan bir şair. 
3-Aynı yöntemi aksak usulü düz cümleler haline getirerek sürdüren Erdem Bayazıt. Bayazıtta sol argüman daha yoğun ve Nazım Hikmet tınısı daha baskın. 
Ardından gelen şairler Mavera ve ardılı Dergilerin etkisiyle, bu yönelişe öykünen şairlerle süren bir akıma dönüşüyor. 
Erdem Bayazıtın şiiri Sert toplumsal gerçekçi şiirin söyleminden izler taşıyan, hareketin şiirini yazmakla bu şairlerle paralel gibi duran şairin farklılığı, şiirinin metafizik boyuta açık kanallarıdır.[3] Eh! Şair, İslamcı o kadar farkı olsun. Bütün şiir maceramızın tek avuntusu bu değil mi? Bizden, bizim kelime ve kavramlarımız şiirinde yer alıyor ya. Onlar da bunun nimetini ve karşılığını buluyorlar. Sevgiyi bomba olarak gören bu anlayış[4], İntiharcı şairler[5], İslam dünyasının intihar bombaları ile meyvelerini topluyorlar desek; bu onlara hak ettiklerinden fazla bir etkinlik atfetmek olur. Ancak, güzel adamların Afganistanlı, Meral Maruf hikâyeleri 1980lerde bizleri ağlatıyordu. Sahi Meral Maruf nerededir, ne yapıyor şimdi acaba? Bin Ladinle evlenmiş olmasın?
 
2. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 10-09-2008 15:53 - Misafir
 
 
Erdem Bayazıt belgeseli
Erdem Bayazıt belgeseli 
Kahramanmaraş'ın Ahır dağları eteklerinden çıkıp bir mücadelenin soluğunu duymak için Hindikuş dağlarına kadar yürüyen Bayazıt'ın hayat öyküsü, çocukluk arkadaşı Rasim Özdenören, yolculuk arkadaşı Yücel Çakmaklı ve Sadık Yalsızuçanlar tarafından anlatılıyor. Kanal-24 / 22.15
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

YENİ ALBÜM