|
|
Bilişmeler
Ne dedi?
"Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar" | "Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar" |
| Yazan SadıK YalsıZuçanlaR | ||||||
| 10.09.2008 13:17 | ||||||
Geçtiğimiz günlerde ahiret yurduna uğurladığımız Modern şiirimizin öncü-yenilikçi adı İlhan Berk böyle diyordu ‘Aşk’ başlıklı şiirinde :“Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler Nicedir bir pencereden deniz güzel değil Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden. Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar” ‘Sen’ derken kime sesleniyordu bilmiyorum. Allah’a mı, Efendimiz’e mi, bir bilgeye mi, bir azize mi, sevgiliye mi, yoksa tümüne birden mi veya hiç kimseye mi, boşluğa mı, göğe mi, sadece ruhuna mı? Ruhuna seslenince insan her şeye seslenmiş olur mu? Yeni vakitler nedir? Bu zamanlardan yeni bir vakte çıkma isteği nedendir? Bu soruların cevabı vardır mutlaka ama bilmek güçtür. Çünkü, şiir, insanla Allah arasında bir sırdır. Berk’in kitaplarıyla ilk kez, edebiyat fakültesinde okumak üzere Ankara’ya 1979 yılında geldiğimde karşılaşmıştım. O günden beri ne zaman imzasını görsem alır okurum. O günlerde bütün edebiyat dergilerini takib ederdim. İlhan Berk’in adıyla da birçoğunda karşılaşırdım. Yıllar sonra, 1992’nin Aralık’ında, TRT için gerçekleştirdiğimiz Kırkambar programının bir bölümünde İlhan Berk’in şiirsel dünyasını konu edinmiş ve çekimler için Bodrum’a gitmiştik. Dört gün kadar birlikte çalıştık. Evinde, sokaklarda, gittiği cafe, meyhane, bahçe ve sokaklarda çekimler yaptık. Evinin birçok odasında çalışma masası, kitapları, notları, çizimleri, defterleri vardı. Nereye dönsek bir şiirsel çaba ortamı görüyorduk. İlk soru, ‘niçin yazıyorsunuz?’du ve kayda girdikten üç dört dakika sonra konuşmaya başladı. Kameraman beni uyarmıştı hatta, ‘sanırım duymadı, soruyu tekrarla’ diye. Oysa Berk, soruyu biraz saldırgan, yapısökümcü, varoluşsal bulmuştu. Uzun uzun, boğuk, gizemli bir sesle anlattı. Aklımda kalan, ‘sanırım dünyayı, hayatı çok sıkıcı bulduğum için yazıyor olabilirim’di. Çekimlerde bizi hayli yorduğunu söyleyebilirim. Dediklerimizi yapmıyor, alabildiğine huysuz davranıyordu. Ama aramızda bir dostluğun oluşmaya başladığını hissediyordum. Ayrılırken, Karakalem’ce yayımlanmış iki öykü kitabımı, Şehirleri Süsleyen Yolcu ile Gerçeği İnciten Papağan’ı verdim. ‘Bunlar ne?’ dedi. ‘Ben de arada karalıyorum birşeyler’ dedim. Ankara’ya döndük. On gün sonra bir mektup aldım. “Bodrum, 6 Ocak 93 Sonraki mektuplarından, karşılaştığımızda söylediği güzel sözlerden bu denli etkilenmemiştim. İlhan Berk’in bu yönü, çağdaşlarından başlıca farkı idi. Gerçek sanatın tadını erken yaşlarda almış, sanata özgü ölçütlere, beğenilerine sıkı sıkıya bağlı, adalet duygusu güçlü biriydi. Başka dünyaları ve dilleri ilgiyle izlerdi. Yüzyıla yaklaşmış bir ömrün yorgunluğunda dahi, genç kuşaktan okur yazarları, onların şiirlerini, öykülerini, kitaplarını okur, mektuplar yazardı. Bu, gerçekten de pek çok yazarda rastlamadığımız bir meziyettir. İlhan Berk’in tümüyle şiirden oluşan dünyası, ona böylesi bir merak, gözlem, çaba ve ahlak kazandırmıştı. Bu anlamda İlhan Berk’in, modern zamanların çürüyen ve çürüten ortamından, şiir üzerinden bir çıkış yolu bularak kurtulmaya çalıştığı da söylenebilir. Bir çok kez, çeşitli vesilelerle karşılaştık ve her seferinde öykü ve romanlarımı okuduğunu, izlemeye çalıştığını ve heyecanlandığını söylemekten geri durmadı. Yıllar sonra, İstanbul’da Kıymetli Selim İleri’nin programında, bugünlerde Kayıp Söz’üyle Almanlara gerçek edebiyatın gizlerini ve dilsel imkanlarını açan Oya Baydar’la birlikte söyleşme imkanı bulduk. Programda bendenizi utandırdı, o muazzam dil dünyasına nüfuz edebilmenin ne anlama geldiğini anlattı. Mektubunda söz ettiği Kapı ve Yılan, yüzyılın büyük bilgesi Bediüzzaman’ın iki vizyonundan oluşuyordu. Çocukken ay tutulur ve annesine, ‘ne olduğunu’ sorar. Annesi de, ‘yılan yutmuş’ der. ‘Ama hala görünüyor’ deyince, ‘yukarda yılanlar, cam gibi içlerini gösterir’ cevabını alır. Kapı’da ise, kendi kendine kapanan ve bir türlü açılamayan bir kapının öyküsü anlatılır. Tutukludur. Üzerine kendi hücresi dışında bir de demir parmaklıklı ikinci kapı kapatılmıştır. Bu haksızlığı yapan üniformalı görevlilerin kapısı kendi kendine üzerlerine kapanır. Bu alegoriler, İlhan Berk’in imge evrenine yakın ve tanıdık geliyordu. İlhan Berk, son derece üretken bir yazardı. Şiirler, denemeler, şiirseller, anlatılar, günceler, resimler, desenler, çizimler…onlarca değerli eser kazandırdı sanat dünyamıza.
İkinci Yeni’nin üç sütunundan biriydi. İkinci Yeni’nin kesintisizliğini sağlayan tek şairdi. Bendenizin Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Turgut Uyar ve Edip Cansever’le birlikte en çok okuduğum, severek, beğenerek, istifade ederek, beslenerek, sürekli okuduğum şairlerdendi. İlhan Berk’in hangi kitabından hangi sayfayı tefe’ül ederseniz edin, mutlaka o vaktinize, o anki halinize tekabül eden bir şeyler bulursunuz. Bu, gerçek sanatın sakladığı en güzel imkanlardandır. Bu böyledir. Gelir, bir seda bırakır, gideriz. Dünya bir köprüdür, oraya yerleşemeyiz. Dünyanın hakikatini bize kutsal kitap söyler. Bir de gerçek şairler. Onları izlersek, bizi kökene götürebilirler. Zaten modern zamanların şairleri, daha çok bize yolu tarif edebilirler. Yaptıkları te’vildir, evvele götürmektir. O’nun zengin dünyasından rastgele bir sayfa açtım, bakın ne çıktı : Bir hakiki insanın, bir insan-ı kamil’in hikayesi : Hacı Bektaş-ı Veli’nin kozmik hakikati : “Bir resimde bağdaş kurmuş oturuyor Hacı Bektaş Veli. Evi gibi Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1282
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |