|
Sadık Yalsızuçanlar: Roman ölmüyor, dönüşüyor |
|
Yazan ediTör
|
|
10.12.2009 22:24 |
|
“Romanın öleceği”ne ilişkin kehanetler zaman zaman oluyor. Fakat ne roman öldü/ölüyor ne de okur sayısı azalıyor. Aksine, roman okurunda düzenli bir artış var. Roman yazarı sayısının da arttığı ortada. Bir zamanlar, sinema ve televizyon gibi iletişim ortamlarının romanın ölümüne yol açacağına ilişkin tartışmalar yaygındı. Çizgi romanın yaygınlaştığı dönemlerde de benzeri tartışmalar yaşanmıştı. Oysa çizgi roman da 1800'lü yılların ilk yarısında belirmişti ve bugüne değin gözdeliğini korudu, ilgi devşirmeye devam etti. Romanın, çağın ruhunu yansıtan ve izleyiciyi tembelleştiren görsel diller karşısında gerilemek şöyle dursun, daha da yaygınlaştığı görüldü.
Sinema ve televizyondaki dramatik yapımlara kaynak oluşturduğu, zengin bir hikaye alanı açtığı görüldü. Bu da gösterdi ki, roman ölmüyor ama dönüşüyor. Akılcı roman çağı yüzyılın başlarında beliren ve bireysel perspektifin etkinleştiği yeni romanlarla kapandı. Bireyi toplumsal gerçeklik içinde kavrama imkânlarını daima koruyan romanda, yetmişli yıllara doğru bireysel perspektif kırıldı, özellikle Güney Amerika romancılarıyla birlikte daha anonim kodların belirdiği bir dil karşımıza çıktı. Görsellik, romanın alternatifi değil Postmodern eğilimlerin de bu süreçte ortaya çıktığı söylenebilir. Tarihin, kutsalın, her şeyin yağmalandığı bir süreçten geçiyoruz ve roman hâlâ geçerliliğini koruyor. İlgi hâlesi dağılmış değil. Tarih daima zengin bir alıntı/gönderme alanı. Bireysel psikolojiler hâlâ anlamını koruyabiliyor. Romanda yeniden akılcı öğelerin ön plana çıktığı örneklere de rastlıyoruz. Tümüyle masalsı bir dille yazan romancılar da var. Özetle romanın öleceği/öldüğü yok. Ölmeye de pek niyetli görünmüyor. Görsellik, romanın alternatifi değil. Aksine romana yeni zenginlikler katıyor. Romancı ile sinemacı birbirinin yerine ikame edilecek kişiler hiç değil. Aksine birbirlerini besliyorlar. Bireysel ve toplumsal çelişkiler sürdükçe roman yazmak ve okumak, geçerliliğini koruyacak. Özellikle bizim gibi büyük dramların, trajedilerin, çelişkilerin yaşandığı kriz toplumlarında insanlar roman yazmayı ve okumayı sürdüreceklerdir. Ama romanın sürekli bir değişim geçirdiği aşikâr. Bunun doğal olduğunu düşünüyorum. Bunu, yeni durumların yeni kurguları gerektirdiğini göz önüne alarak söylüyorum. Yeni anlatılar, yeni kurgular, yeni diller… Bu daima olacaktır. Bu yüzden Philip Roth'un öngörüsüne katılmıyorum. *** Kitap Zamanı Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 872
|