JA slide show
Anasayfa
'Mevzuu, hayat...'
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
13.05.2009 17:30

 Tanpınar, Aydaki Kadın romanının konusu sorulduğunda böyle cevaplamış : ‘mevzuu, hayat…’ Neyin değildir ki! Ama, buradaki ‘hayat’ kelimesi, bizi, Derrida’nın ‘neler oluyor?’u gibi kışkırtan bir ifadedir. Bu imayı izlediğimizde, Huzur’un, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün, Bursada Zaman’ın yazarının ‘edebiyat anlayışı’na doğru sürükleniriz.

Tanpınar, Stendhal gibi romanı, ‘bir caddede yürütülen ayna’ gibi görmez gerçi. İzlenimcilik deyip de geçilemeyecek türden bir iç yaşantı hikayecisi de değildir; O, modernleşme sürecinde, bir ‘medeniyet dairesi’nde neler olup bittiğini sonugelmez bir tecessüsle araştıran, sorular soran, dıştan içe, içten dışa sürekli bakmaktan yorulmayan, ‘yeni hayat’ın kalbindeki krizi anlay(t)abilmek için çaba gösteren bir sanatkardır.

Dergah Yayınları’nın okura yeniden sunduğu Aydaki Kadın da bu anlamda son derece dikkate değer bir eserdir.

‘Güler Güven, Journal Of Turkish Studies’in 1979 yılında yayımlanan 3. sayısında Tanpınar’ın İstanbul Türkiyat Enstitüsü’ndeki yaklaşık dört bin sayfalık evrâkı arasında bulunan romana ilişkin not ve taslakları nasıl yeniden kurduğunu ve Aydaki Kadın’ı nasıl bir roman olarak inşâ ettiğini yazmıştı. Kuşkusuz yayımlanan roman artık Tanpınar’ın yazacağı değil, Tanpınar’ın evrâk-ı metrûkesini yorumlayan Güler Güven’in romanı olmuştu’ diyor Alphan Akgül (Zaman Kitap, 6 Şubat 2006) ki, doğrudur.  

Bilindiği üzre, Tanpınar’ın kitap olarak görebildiği iki romanı vardır : Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü. Sahnenin Dışındakiler, tefrika edilmiş, Mahur Beste’ninse tefrikası yarım kalmıştır. Oğuz Atay’ın Türkiye’nin Ruhu’na benzer bir magnum opus hayali olan Aydaki Kadın, ne yazık ki tamamlanmamıştır. Tanpınar, yaşamının ‘eser’ine ilişkin şöyle der : “Roman bugünkü şekliyle hiç fena değil. Eğer pazarlık etmez, parasızlığa teslim olmazsam gelecek sene mühim bir eserim olur.” ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nden çok daha başka, daha derin ve ferdi meseleleri ele alan’ bu romanıyla belli ki Tanpınar Huzur’la, Enstitü arasında veya ikisinin birleşimi olarak düşünülebilecek bir ‘anlatı’ peşindedir : ‘Aydaki Kadın tam anlamıyla bir Tanpınar romanıdır. Eser kahramanının nice tanıdıklarının binbir hatırasıyla mekânı doldurduğu İstanbul’un, özellikle Boğaz’ın ve denizin romanı olduğu kadar, bir türlü dile getirilemediği için, içte genişleyen, kıvranan ve zehirleyici bir güce dönüşen aşkın romanıdır. “Ben çocukluğumla evlendim. Bu evde doğmuştum. Orada ölmek için evlendim” diyen Leylâ Boğaziçi’dir. Yazar eserini ayrıca siyasî bir roman olarak tasarlamıştır. Türkiye’nin demokrasi tecrübelerinin iflası, insanların iflasıyla birleşir. Bir bakıma hem Huzur hem de Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile birleşen noktaları çoktur. Her romanına kendisini koymuş olan Tanpınar bu romanda da vardır. Aydaki Kadın’ı günlükleriyle birlikte okuyunca, Tanpınar’ın hayalleri ve günlük gerçekler arasında parçalanışı, Selim’in yaşadıklarında da takip edilebilir.’

Öncelikle Güler Güven’in bu olağanüstü çabasına ilişkin teşekkür borcumuzu ödeyelim. Binlerce sayfa arasından böylesi bir sonuca ulaşabilmek, gerçekten şükran ve övgüyü hak ediyor.

Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’yle, bizim modernleşme süreçlerimize yönelik köktenci ve ironik bir eleştiri getirmiştir. Bu yönüyle, Enstitü biriciktir.

Bu toplumsal/siyasal yergisi, bütün zenginliğiyle henüz yeterince kavranamamıştır. Modern hayatın kalbindeki krizi derinden kavramış, kendi zihni hayatının içinden hissetmiş başka bir romancımız da maalesef yoktur. Belki Tanpınar’dan sonra, Oğuz Atay bu bağlamda sayılabilir. Geleneksel olandan kopuşun ve modern olmaya çalışmanın önümüze getirdiği sonuçları keskin bir ironiyle bize en güzel biçimde anlatır. Zaten ironi, kaosun doruğa çıktığı yerde başlar. Aydaki Yalan’da da benzer eğilimleri gözleriz. Enstitü ölçüsünde olmasa da, siyasal/toplumsal eleştiri açık biçimde gözlenmektedir. Selim İleri’nin dediği gibi, (Radikal, 17/04/2009) bu hikaye de yaralayıcıdır : ‘Beni şaşırtan, hem de adamakıllı şaşırtan, romancılığında, düzyazısında durmuş oturmuş konumdaki yazarın bambaşka bir tekniğe, bambaşka bir anlayışa yönelmesiydi. İleri yaşta göze alıyordu bunu. Daha ilk cümle:
“Uyandım. Uyanıyorum. Zihnin oyunu bitti. Şimdi kendi kapımdayım. Biraz sonra içeriye, oradan dünyaya gireceğim.”
Bilinç akışına çok yakın anlatımla kaleme getirilmiştir Aydaki Kadın. Böylesi bir uygulayım, kuşakdaşları arasında, bir tek Peyami Safa’da karşımıza çıkar: 1949 tarihli Matmazel Noraliya’nın Koltuğu. Hem Peyami Safa’yı, hem Ahmet Hamdi Tanpınar’ı tetikleyen aynı eserler miydi? Peyami Safa bilgilendirmiyor. Ama Tanpınar’ın güncesinde ipuçlarına rastlıyoruz.
Mesela Virginia Woolf’tan, Dalgalar’dan söz açmış. Hatta, Virginia Woolf’un etkisi altında kalmaktan korktuğunu belirtmiş. Bir, iki söyleşide, Proust’a hayranlığını belirtiyor.
Oysa ne Virginia Woolf/Dalgalar, ne de Proust Aydaki Kadın’ı ‘doğrudan doğruya’ etkilemiş. Türkçe romanda, Türkçede özgün bir anlatım arayışı Tanpınar’ın kılavuzu. Yer yer iç konuşmalar, yer yer akıp giden iç düşünceler; çeviri esinli değil, hep Türkçenin olanaklarıyla.
Belki bu yüzden tamamlanmamışlığı daha çekici. Daha cesur, daha atak, üzerinde oynanmamış. 1987’de çarpılıp kalmıştım. Yirmi iki yıl sonra, ilk sayfalar yine çarptı. Yeniden okumalıyım, mutlaka okumalıyım dedim.
Temmuz sonu sabahındaki, “denizden çarpan ışıkla” yeşil havuz olup çıkmış oda... “Başka türlü nasıl olabilir? Bu odada başka türlüsü kabil mi?”

İleri’ye çarpan şey,’in kaynağını yine Tanpınar’ın bir mottosuyla daha anlaşılır kılabiliriz: Değişerek devam etmek, devam ederek değişmek.

Aydaki Kadın’ın dilini, kurgusunu belki bu açıklayabilir ama, Tanpınar’ın dünyasına daha bütüncül bakınca, söz ettiği ‘değişim’in dinamiklerine bakmak gerekir.

İnsanı arafta tutan, zihinsel yarılmaya yol açan, gelenekle ilişkisi alabildiğine örselenmiş bir toplumsal kültürün, bu kültür içinden geçen kuşakların maruz kaldığı travmayı anlamaya çalışan bir yazarın, bir edebiyat ve düşünce adamının hikayesidir bu.

Tanpınar’ın öngörüsü şöyledir : ‘Sembolik bir roman olacaktır. Romanın bir şahidi, birkaç kahramanı vardır. Romanın kadın kahramanı Leyla’dır. O mihrak noktasıdır. Bütün dikkatler, meraklar ona çevrilmiştir. Suat (selim), refik, Hatice h., Leyla’nın kız kardeşi Zeynep (son müsveddede, Şadiye) onun âşıkları ve onunla evlenmek isteyenler. Leyla çocuksuz evli bir kadındır. Evvela Suat’la (selim'le) sevişmiş, sonra izah edilemeyecek bir hâlet-i ruhiye ile refik'le evlenmiştir. Leyla’nın ağabeysi (son müsveddede, kardeşi nail) sansüel, iradesiz, içkiye düşkün bir adamdır. Hastadır, fakat hiç bir şey bilmez. Kadınların rahat bırakmadığı adam. Romanda herkes Leyla’ya ve Suat’a (selim'e) yüklenir. Suat (selim) devamlı tazyik altındadır. Romancıdır. Muhtelif çevrelerden arkadaşları vardır. Hepsi onun kendilerinden olmasını ister (...)’ Oğuz Atay’ın Günlük’ünü çağrıştıran bu ‘müsvedde’den anlaşılacağı gibi, Tanpınar, ‘entelektüel’in düçar olduğu anlam bozumunun peşindedir. Bu kavramın içinde, o süreçte neler olmaktadır? Bir tür ‘zihniyet iflası’ yaşayan seçkinlerin dünyasına doğru sızmaya çalışan bir tecessüs bu. Bunu okuyabilmek için ‘mevzuu, hayat’ olan bir hikayeye dalmak, içinden geçilen sürecin ne türden soru(n)lar ürettiğini görmek, yani modern(leşmekte olan) hayatın içyüzüne bakmak gerekir. Aydaki Kadın, bunun sonucudur. Böylesi bir saikle yola çıkılmıştır. Baktığı hayatın ‘malzeme’sini romana konu ettiği kişilerin bireysel nitelikleriyle birleştirir. Büyük hikaye böylece oluşur.

Tanpınar, bu romanıyla da ‘ne içindedir hayatın, ne de büsbütün dışında…’

 


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 832

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

Facebook

Son yorumlar

Kürt Dilinde Tasavvuf
MOLLA İ CEZERİNİN KÜRTÇE DİVAN NI KİTAP OLARAK ALMAK İSTİYOR...
25/01/12 21:17 Dahası...
@ GÜLŞİN

Sadık Yalsızuçanlar ile...
özdeş ruhlar
Değerli Kalemşah ekibi, Handan Güler ve Sadık Hocam... Özdeş...
05/01/12 21:37 Dahası...
@ süheyla yıldırım

Hiç yayınlandı
kitap çok guzel.. Yazarımız Sadık YALSIZUÇANLAR'ın ellerine ...
02/01/12 16:00 Dahası...
@ feyza

Sadık Yalsızuçanlar ve "Anka...
haticenesibe
çok güzel :grin :grin :grin :grin
02/01/12 16:00 Dahası...
@ hacer

Aşkı bilmek isteyen Mevlâna ol...
Müstefid
Allah razı olsun müstefid oldum. Muhabbetle üstadım...
09/12/11 22:19 Dahası...
@ kadir

ÇİZMECE

[ Kedi dili samur fırça (Yumuşak) No:02616
Palet ve Spatula ( Ortaboy)
Yağ ve Terebentin (Yağlıboya yağı )
Tuval
Maries boya ( Herrenkten ve özellikle ara renklerden ) 12'li yada 24'lü.
]


Son Okuduklarım

Arama motorları akla zarar mı?
18.07.2011 20:06
Aşağıdaki satırlarda okuyacağınız makalede vermeye çalıştığım mesajla bilgisayar başında yaşadığım durum çelişiyor olsa da,... Devamını oku...
Imam 'Ali in der islamischen Gnosis - Teil 4 | Über die Liebe und Gefolgschaft
29.04.2011 17:35
Verehrte Leser, lange haben wir unseren Blog nicht angefasst. Es waren äussere Umstände die unsere lange Abstinenz veranlasst haben.... Devamını oku...
Anadolu Nefesi
29.04.2011 17:27
Ondörtbin yıl gezdim pervanelikteSıtkı ismin duydum divanelikteİçtim şarabını mestanelikteKırkların cem'inde dara düş... Devamını oku...
Haktır Allahım Muhammed mahım
29.04.2011 17:24
Haktır Allahım Muhammed mahım Ali'dir şahım efendim Allah eyvallah Fatıma Zehra Hatice Kübra Nuri kibriya efendim Allah eyvallah ... Devamını oku...
Devriyye
29.04.2011 17:21
(18) Âşık, gel, cân kulağıyla bu sözleri duy. Gel, insanın aslı nedir anla. Sırları ulu orta yerde anlatma.... Devamını oku...
Denizlili Mehmet Emin Efendi
05.04.2011 21:54
Hakk’ın insâna gelinceye kadar girmediği hiçbir şekil ve bir sûret ve bir renk kalmamıştır. Çünki bir ağacın... Devamını oku...
Su Uğultusu
02.03.2011 22:12
Öğleyi hızla geçerek bir ayrılık ikindisine uğruyor zaman. Yaşlı ve yorgun ruhum vedalaşıp uzaklaşıyor gölge ve ışıktan ... Devamını oku...

YENİ ALBÜM

Haberdar ol

E-Bülten'e abone ol

ÜYE GİRİŞİ






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şuanda 27 konuk çevrimiçi

Konan, göçen

mod_vvisit_counterBugün171
mod_vvisit_counterDün181
mod_vvisit_counterBu hafta352
mod_vvisit_counterBu ay1240
mod_vvisit_counter[07.08.08'den]358775

BİRLİK