JA slide show
Anasayfa
Mağrip'li bilgenin öyküsü
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
09.01.2010 23:51

 İbn Arabi çalışmaları içerisinde bir köşe taşı olan Kibrit-i Ahmer’in Peşinde Atila Ataman’ın çevirisiyle yayımlandı. Kitabın yazarı Claude Addas İbn Arabi üzerine çalışmalarıyla tanınan Michel Chodkiewicz’in kızı.

“Söyle bana ey dost, seni nereye götürmemi istiyorsun!
Resul’ün şehrine gitmeliyim, nurlu makamı ve kibrit-i ahmer’i bulmaya.”

Sufi Yayınları, Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbn Arabi’nin hayatına, irfani yolculuğuna ve eserlerine ilişkin yapılmış en ayrıntılı, titiz ve nitelikli çalışmayı okura yeniden sundu: Kibrit-i Ahmer’in Peşinde. Çeviri, Atila Ataman’a ait. Bu son derece kıymetli çalışmanın düşünce yaşamımızı ve manevi hayatımızı besleyen en değerli desteğin, İbn Arabi’nin daha doğru tanınmasına hizmet edeceği aşikar. Kitabın yazarı, Claude Addas. Addas, Ibn Arabi ou la quête du Soufre rouge başlıklı teziyle 1987 yılında Paris Üniversitesi’nden doktorasını almış, İbn Arabi’ye ait Kitabu Nesebi’l-Hırka metninin incelemeli yayın ve Fransızca çevirisini yapmış aynı zamanda. Kibrit-i Ahmer’in Peşinde adlı biyografik çalışması, alanında önemli bir başvuru kaynağı niteliğinde. Addas, İbn Arabi üzerine çalışmalarıyla tanınan Michel Chodkiewicz’in kızı.  Chodkiewicz’i, İbn Arabi ile ilgilenen okurlar, daha önce Gelenek’çe yayımlanmış olan o nefis çalışması, Sahilsiz Bir Umman’dan hatırlayacaklardır. İbn Arabi’nin irfan dünyasının, Ekberi tefekkürün sözlüğüne ve temalarına oldukça aşina bir isim. İbn Arabi’nin düşünce sistematiğini vukufiyetle ortaya koyabilen bir uzman. Aynı zamanda, O’nun feyzinden yararlanmış, Müslüman olmuş bir düşünür. Addas da babası gibi, İbn Arabi’nin eserlerinden feyizlenmiş ve gözünü hakikate açmış biri.

Bizde böylesi, hele yaşamına ilişkin bilgi ve verilere ulaşmanın güç olduğu şahsiyetler hakkında biyografik çalışma pek azdır. Henry Troyat’nın özellikle Rus romancı ve şairlere ilişkin kitaplarına öteden beri imrenirdim. Addas’ın Kibrit-i Ahmer’in Peşinde’sini okurken benzer bir heyecan yaşadım. Addas, bir arkeolog gibi, Şeyh-i Ekber’in yaşamına ilişkin ne bulmuşsa sıhhatini de sorgulayarak ve tasnif ederek bir araya getirmiş.

Tabii, böylesi bilgelerin hayatı, daha çok telifatından okunmalı, izlenmelidir. Addas, bunun farkında olarak, Şeyh-i Ekber’in her anı bir vakıasından, vizyonundan ibaret olan hayatını anbean araştırmış, bir telkari ustasının titizliği ile ince ince işlemiş, ortaya, Sufi Yayınları’nın fikir ve irfan hayatımıza sunduğu bu enfes kitap çıkmış. Babası gibi, Addas da bu pınardan kana kana içmiş, bu, kitabından açıkça görülüyor.

Kibrit-i Ahmer, ‘kırmızı kibrit’, ‘felsefe taşı’, ‘simya’, ‘Allah’ı tanıma ilmi’ biçiminde nitelenebilir. Dinin Batıni boyutu olan tasavvuf ve onun kelam ve nazar yoluyla taşıyıcısı/yansıtıcısı olan kamil mürşitler, taşı altına çevirir gibi, dokundukları her şeyde tecelli eden hikmeti görür ve dillendirirler.

İrfanın, hikmetin dile gelmesi, söze dökülmesi istisnaidir. Esasen hikmetin dili sembol ve sükuttur. Fakat İbn Arabi, nazari sufizmin de en zengin külliyatını bize armağan etmiş, bizim geleneksel medeniyet iklimlerimizi ‘kelam’ıyla mayalamış bir zattır. İrfan tarihinin en zengin külliyatını O miras bırakmıştır. Coğrafi olarak da geniş bir alanda geziler yapmış, hayatı hem dikey hem yatay gezilerde sürmüştür. Bizatihi kendisinin aktardığı rüyası şöyledir: “Vakıamda bir meleğin beyaz bir nurla beraber bana geldiğini gördüm. Bu sanki güneş ışığından bir parçaydı. “Bu nedir?” diye sordum. Bana şöyle cevap verildi: “Bu Eş-Şu’ara suresidir.” Onu yuttum ve o zaman sanki bir tüy göğsümden boğazıma, boğazımdan da ağzıma çıkıyormuş gibi hissettim. Bu başı, dili, gözleri ve dudakları olan bir hayvandı. Başı Meşrık ve Mağrib ufuklarını kaplayıncaya kadar genişledi, sonra yeniden küçüldü ve göğsüme geri döndü. O zaman bildim ki sözüm Meşrık’a da Mağrib’e de ulaşacak.”

Nitekim düşü gerçek olmuş, ‘Ekberi irfan’, Mağrip’ten Anadolu’ya, ‘Orta Doğu’dan, hele bugün ABD’ye, Avrupa’nın hemen bütün ülkelerine, Uzak Doğu’ya, hasılı doğudan batıya, güneyden kuzeye dünyanın dört bir yanına ulaşmıştır. Eserleri tercüme edilmekte, hakkında tezler yapılmakta, kitaplar yazılmakta, kürsüler kurulmakta, yorum ve ‘şerh’leri sürmekte, onu okuyanlar hakikatin ışıl ışıl dünyasına uyanmaktadır. Addas’ın kitabında, Şeyh-i Ekber’in bütün bu gezilerini ve seyr-i sülukunu, manevi-ruhani seyahatini, seyrini de okuyabiliyoruz.

Addas’ın kitabı, İbn Arabi literatürü içinde apayrı bir öneme sahip. Osman Yahya’nın yıllardır yaptığı çalışmalardan sonra biyografik ve bibliyografik içerikteki bilgilerin son derece kılcallaşmış, ayrıntılandırılmış ve düzenlenmiş olduğunu görüyoruz bu çalışma ile.

Kibrit-i Ahmer’in Peşinde bugüne kadar Batı dillerinde İbn Arabi’nin hayatı üzerine kaleme alınmış en içerikli ve sağlam incelemedir, denilebilir. Kitap, bir doktora tezi olmasına rağmen, akademik dilin o soğuk çehresini taşımıyor, adeta bir roman üslubunda akıp gidiyor, okuru da o kıyısız denizin içine çekebiliyor.

Bediüzzaman’ın, ‘İslami ilimlerin mucizesi’ diye nitelediği ve ‘kartal’ biçiminde vasfettiği Büyük Bilge’nin dünyası böylece genel okurun da iklimine girebileceği bir biçimde tasvir edilebiliyor. Esasen İbn Arabi’nin düşüncelerine, özellikle Füsus çevresindeki tartışmalara bakarak O’nu okumayı reddeden, soğuk bakan kimseler açısından da, bu eser özel bir işlev görebilecektir. Şeyh-e Ekber’in daha çok seçkinler için, mürşitler için yazdığı veya daha çok onlara hitab ettiği söylenir. Ne var ki, özellikle şerhleriyle birlikte okunduğunda İbn Arabi’nin, belirli bir İslami ilim zemini olan herkese seslendiği görülebilir. İbn Arabi’ye ilişkin Marifet Sultanı ya da Şeyh-i Ekber olarak da bilinen İbn Arabi’nin son sekiz asırdır tasavvufta derin manevi tesirini göz ardı etmek mümkün değildir. Ancak birkaç uzmanın çalışması dışında bu büyük sufinin hayatı hakkında nitelikli eser çok azdır. Claude Addas’ın bu başucu eseri İbn Arabi’nin eserlerinin ayrıntılı bir incelemesine ve çok çeşitli Arapça ve Farsça ikincil kaynak eserlere dayanmaktadır.

Arabi çalışmasında bir köşe taşı

Bu kitap İbn Arabi’nin hayatındaki iki boyutlu yolculuğu merkeze almaktadır: Bir yanda doğum yeri Endülüs’ten Şam’a seyahati, diğer yanda ise onu zühd ve zikir yollarından geçirip keşf ve tevhid makamına taşıyan Mirac’ı.

İbn Arabi, kendisinden sonraki tasavvufta hem en temel atıf noktası ve mesnet hem de bugüne kadar kesilmemiş bir feyzin, bir bereketin kaynağıdır. Nitekim kendisine “Muhammedi velayetin hatemi” ünvanı verilmiştir. Ancak İbn Arabi’yi sanki dahi bir metafizikçiden ya da büyük bir sufiden ibaretmiş, hiçbir köke, tarihe, vatana sahip değilmiş gibi incelemek büyük bir hatadır. Çünkü onun düşüncesi şahsi tecrübesinden ayrı değerlendirilemez.

Oysa İbn Arabi üzerine yazılmış bütün kaynaklar, bu noktada ciddi bir boşluk taşımaktadır. Bu eserler, hiçbir zaman İbn Arabi’nin içinde yaşadığı kültürel, toplumsal ve siyasi manzarayı tasvir etmeyi denemez, onun dünyaya geldiği ve öldüğü bu çok hareketli, çok önemli çağı aktarmazlar. Oysa bu çağ, Batı’da Reconquista’ya (Endülüs topraklarının Müslümanların elinden alınması), Doğu’daysa Haçlı seferlerine ve kısa bir süre sonra da Moğol istilasına sahne olmuştur. Ne yazık ki bu dönem üzerine yapılan çalışmalar fazlasıyla yetersizdir.

Asıl itibarıyla biyografi niteliği taşıyan Kibrit-i Ahmer’in Peşinde, her şeyden önce İbn Arabi’nin manevi ve fikri yolculuğunu okuyucuya aktarmakta ve mümkün olduğu ölçüde, bu güzergahı devrinin dini ve tarihi bağlamı içine yerleştirmektedir. Bu çerçeve dahilinde, İbn Arabi irfanının derinlemesine bir tahliline girilmemiştir. Ancak onun hayatı incelenerek bu irfanın oluşumu aydınlatılmış ve İbn Arabi’nin bizzat tecrübe ettiği “haller” ve “makamlar”la ilişkisi vurgulanmıştır.

Kibrit-i Ahmer’in Peşinde İbn Arabi çalışmaları içerisinde bir köşe taşıdır. Yazarın anlatı becerisi ve alanındaki yetkinliği tasavvufla ilgilenen herkes için bu eserin okunmasını zorunlu kılmaktadır

 http://www.stargazete.com/kitap/magrip-li-bilgenin-oykusu-haber-236994.htm

 


Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 321

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 10-01-2010 18:33 - Misafir
 
 
gezgin
gezgini daha iyi anlamak için bu eser de okunmalı sanırım kibrit-i ahmerin peşinde ve sahilsiz bir umman bu güzel kitaptan haber verdiğiniz için teşekkürle
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

Facebook

Dumanüstü haber

Roman kahramanınız kim?

 Heyemalo Yayınları birkaç hafta önce 'Roman Kahramanları' adlı yeni bir edebiyat dergisi çıkardı. Herkes çok sevdi, kahramanlarını hatırladı.

Sizin kahramanınız kim bilmiyoruz ama Teoman, Sabahat Akkiraz, Bennu Yıldırımlar, Arif Aşçı, İbrahim Tenekeci, Sadık Yalsızuçanlar ve Ömer Lekesiz'e kahramanlarını hatırlatmak istedik.

Sadık Yalsızuçanlar: Zebercet de modern yaşamın kıyısında yaşıyor

 Roman kahramanım Zebercet. Onu aslında hem seviyorum hem sevmiyorum. Daha çok acıyorum. Ama hem gündelik yaşamda ona benzer çok kişi görüyorum. Hem de onun cesur biçimde yani yazıcısının cesaretle karşımıza çıkardığı bir ayna olduğunu düşünüyorum. Esasen Zebercet, insan ruhunun örselendiği kaotik yaşamda kaçınılmaz bir kayıp insan hali olduğunu biliyoruz. Ama bunu edebiyatımızda yeterince yansıtamıyoruz. Atılgan bize bunu yaparak, yüz yüze kaldığımız tehdidi, bireyselmiş izlenimi veren bir anlatının ve dilin içinden yapıyor. Zebercet tıpkı Abdulhak Şinasi Hisar'ın Fahim beyi gibi, saçma(lığa) dönüşen modern yaşamda, yaşamın kıyısında yaşıyor. Ve bizim ne denli güç bir sınavla karşı karşıya olduğumuzu anlatıyor. Dediğim gibi ona acıyorum, herkes gibi bende de ondan kimi özellikler buluyorum.

Devamını oku...
 

Son yorumlar

Avatar
kalp sembolizmi
onların insanlığa ilişkin umutlarımızı diri tutan, bizim çok...
09/03/10 13:43 Dahası...
@ handan güler

Mem u Zin'den
seneryo yazımı için
MERHABA SADIK BEY BENİM ADIM ESEF SIZMAZ PANTER FİLM E...
08/03/10 14:38 Dahası...
@ ESEF SIZMAZ

'Şehadet Parmağıdır Göğe Doğru...
ŞEHADET
İSLAMIN SEMBOLÜ MİNARELERİMİZ.KÖUÜMÜZÜN.İLÇEMİZİN.İLLERİMİZİ...
09/03/10 13:41 Dahası...
@ erol çelik

Avatar
Bana çok yeni gelmedi
Jake Sulley mi gerçekti, Avatarı mı? Hangi yaşamının gerçek ...
02/03/10 22:05 Dahası...
@ musayılmaz

Zeynep Yalsızuçanlar'dan yeni ...
zeynep seni kutlamıyorum. buradan sana öpücükler yollayıp ...
27/02/10 13:55 Dahası...
@ hatice kübra yılmaz

BİRLİK


DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

YENİ ALBÜM

album4

ÇİZMECE

Haberdar ol

E-Bülten'e abone ol

Not: Teknik bir yenilenme sebebiyle bülten aboneliklerinin yeniden yapılması gerekmektedir. Lütfen bülten kayıtlarınızı yenileyiniz.  

ÜYE GİRİŞİ






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şuanda 13 konuk çevrimiçi

Konan, göçen

mod_vvisit_counterBugün77
mod_vvisit_counterDün331
mod_vvisit_counterBu hafta1088
mod_vvisit_counterBu ay3548
mod_vvisit_counter[07.08.08'den]127777

YENİ KİTAP

Dostluk Üzerine
Önce Selam Sonra Kelam


Hazırlayan: Sadık Yalsızuçanlar

Hekimoğlu İsmail Fethi Gemuhluoğlu için, “Kitap gibi bir adamdı. Onu okuyanlar devleşiyordu” dedi. Hilmi Yavuz, “onun söz ile sema yaptığını” söyledi. Rasim Özdenören, onu “bir derviş” olarak, Nabi Avcı ise “sürgünde kurulmuş bir Osmanlı divanı olarak” tanımladı.
Yakın tarihimize bir gönül ve hizmet adamı olarak damgasını vuran Fethi Gemuhluoğlu, ülkesinin selameti adına geniş ufuklu, erdemli ve bilgili insanlara ihtiyaç olduğuna inanan ve hayatını bu insanları ortaya çıkaracak şartları oluşturmaya adayan, dost zengini bir Anadolu bilgesiydi. Özellikle Türk Petrol Vakfı genel sekreteri iken, kendilerinde bilgi, zeka ve sanat parıltısı gördüğü yüzlerce genci yetenekleri doğrultusunda yüreklendirmekle kalmadı, yüksek öğrenim görmeleri için onlara destekte bulundu, pek çok gence burs verdi. Ömrünün sonuna kadar sürdürdüğü bu çabalar, Türkiye’nin bugünkü akademik hayatının yanı sıra; kültür, sanat ve düşünce hayatı üzerinde de büyük oranda etkili oldu. >>