|
|
Bilişmeler
Ne dedi?
Mağrip'li bilgenin öyküsü | Mağrip'li bilgenin öyküsü |
| Yazan SadıK YalsıZuçanlaR | ||||||||||||||||||
| 09.01.2010 23:51 | ||||||||||||||||||
|
“Söyle bana ey dost, seni nereye götürmemi istiyorsun! Bizde böylesi, hele yaşamına ilişkin bilgi ve verilere ulaşmanın güç olduğu şahsiyetler hakkında biyografik çalışma pek azdır. Henry Troyat’nın özellikle Rus romancı ve şairlere ilişkin kitaplarına öteden beri imrenirdim. Addas’ın Kibrit-i Ahmer’in Peşinde’sini okurken benzer bir heyecan yaşadım. Addas, bir arkeolog gibi, Şeyh-i Ekber’in yaşamına ilişkin ne bulmuşsa sıhhatini de sorgulayarak ve tasnif ederek bir araya getirmiş. Tabii, böylesi bilgelerin hayatı, daha çok telifatından okunmalı, izlenmelidir. Addas, bunun farkında olarak, Şeyh-i Ekber’in her anı bir vakıasından, vizyonundan ibaret olan hayatını anbean araştırmış, bir telkari ustasının titizliği ile ince ince işlemiş, ortaya, Sufi Yayınları’nın fikir ve irfan hayatımıza sunduğu bu enfes kitap çıkmış. Babası gibi, Addas da bu pınardan kana kana içmiş, bu, kitabından açıkça görülüyor. Kibrit-i Ahmer, ‘kırmızı kibrit’, ‘felsefe taşı’, ‘simya’, ‘Allah’ı tanıma ilmi’ biçiminde nitelenebilir. Dinin Batıni boyutu olan tasavvuf ve onun kelam ve nazar yoluyla taşıyıcısı/yansıtıcısı olan kamil mürşitler, taşı altına çevirir gibi, dokundukları her şeyde tecelli eden hikmeti görür ve dillendirirler. İrfanın, hikmetin dile gelmesi, söze dökülmesi istisnaidir. Esasen hikmetin dili sembol ve sükuttur. Fakat İbn Arabi, nazari sufizmin de en zengin külliyatını bize armağan etmiş, bizim geleneksel medeniyet iklimlerimizi ‘kelam’ıyla mayalamış bir zattır. İrfan tarihinin en zengin külliyatını O miras bırakmıştır. Coğrafi olarak da geniş bir alanda geziler yapmış, hayatı hem dikey hem yatay gezilerde sürmüştür. Bizatihi kendisinin aktardığı rüyası şöyledir: “Vakıamda bir meleğin beyaz bir nurla beraber bana geldiğini gördüm. Bu sanki güneş ışığından bir parçaydı. “Bu nedir?” diye sordum. Bana şöyle cevap verildi: “Bu Eş-Şu’ara suresidir.” Onu yuttum ve o zaman sanki bir tüy göğsümden boğazıma, boğazımdan da ağzıma çıkıyormuş gibi hissettim. Bu başı, dili, gözleri ve dudakları olan bir hayvandı. Başı Meşrık ve Mağrib ufuklarını kaplayıncaya kadar genişledi, sonra yeniden küçüldü ve göğsüme geri döndü. O zaman bildim ki sözüm Meşrık’a da Mağrib’e de ulaşacak.” Nitekim düşü gerçek olmuş, ‘Ekberi irfan’, Mağrip’ten Anadolu’ya, ‘Orta Doğu’dan, hele bugün ABD’ye, Avrupa’nın hemen bütün ülkelerine, Uzak Doğu’ya, hasılı doğudan batıya, güneyden kuzeye dünyanın dört bir yanına ulaşmıştır. Eserleri tercüme edilmekte, hakkında tezler yapılmakta, kitaplar yazılmakta, kürsüler kurulmakta, yorum ve ‘şerh’leri sürmekte, onu okuyanlar hakikatin ışıl ışıl dünyasına uyanmaktadır. Addas’ın kitabında, Şeyh-i Ekber’in bütün bu gezilerini ve seyr-i sülukunu, manevi-ruhani seyahatini, seyrini de okuyabiliyoruz. Addas’ın kitabı, İbn Arabi literatürü içinde apayrı bir öneme sahip. Osman Yahya’nın yıllardır yaptığı çalışmalardan sonra biyografik ve bibliyografik içerikteki bilgilerin son derece kılcallaşmış, ayrıntılandırılmış ve düzenlenmiş olduğunu görüyoruz bu çalışma ile. Kibrit-i Ahmer’in Peşinde bugüne kadar Batı dillerinde İbn Arabi’nin hayatı üzerine kaleme alınmış en içerikli ve sağlam incelemedir, denilebilir. Kitap, bir doktora tezi olmasına rağmen, akademik dilin o soğuk çehresini taşımıyor, adeta bir roman üslubunda akıp gidiyor, okuru da o kıyısız denizin içine çekebiliyor. Bediüzzaman’ın, ‘İslami ilimlerin mucizesi’ diye nitelediği ve ‘kartal’ biçiminde vasfettiği Büyük Bilge’nin dünyası böylece genel okurun da iklimine girebileceği bir biçimde tasvir edilebiliyor. Esasen İbn Arabi’nin düşüncelerine, özellikle Füsus çevresindeki tartışmalara bakarak O’nu okumayı reddeden, soğuk bakan kimseler açısından da, bu eser özel bir işlev görebilecektir. Şeyh-e Ekber’in daha çok seçkinler için, mürşitler için yazdığı veya daha çok onlara hitab ettiği söylenir. Ne var ki, özellikle şerhleriyle birlikte okunduğunda İbn Arabi’nin, belirli bir İslami ilim zemini olan herkese seslendiği görülebilir. İbn Arabi’ye ilişkin Marifet Sultanı ya da Şeyh-i Ekber olarak da bilinen İbn Arabi’nin son sekiz asırdır tasavvufta derin manevi tesirini göz ardı etmek mümkün değildir. Ancak birkaç uzmanın çalışması dışında bu büyük sufinin hayatı hakkında nitelikli eser çok azdır. Claude Addas’ın bu başucu eseri İbn Arabi’nin eserlerinin ayrıntılı bir incelemesine ve çok çeşitli Arapça ve Farsça ikincil kaynak eserlere dayanmaktadır. Arabi çalışmasında bir köşe taşı Bu kitap İbn Arabi’nin hayatındaki iki boyutlu yolculuğu merkeze almaktadır: Bir yanda doğum yeri Endülüs’ten Şam’a seyahati, diğer yanda ise onu zühd ve zikir yollarından geçirip keşf ve tevhid makamına taşıyan Mirac’ı. İbn Arabi, kendisinden sonraki tasavvufta hem en temel atıf noktası ve mesnet hem de bugüne kadar kesilmemiş bir feyzin, bir bereketin kaynağıdır. Nitekim kendisine “Muhammedi velayetin hatemi” ünvanı verilmiştir. Ancak İbn Arabi’yi sanki dahi bir metafizikçiden ya da büyük bir sufiden ibaretmiş, hiçbir köke, tarihe, vatana sahip değilmiş gibi incelemek büyük bir hatadır. Çünkü onun düşüncesi şahsi tecrübesinden ayrı değerlendirilemez. Oysa İbn Arabi üzerine yazılmış bütün kaynaklar, bu noktada ciddi bir boşluk taşımaktadır. Bu eserler, hiçbir zaman İbn Arabi’nin içinde yaşadığı kültürel, toplumsal ve siyasi manzarayı tasvir etmeyi denemez, onun dünyaya geldiği ve öldüğü bu çok hareketli, çok önemli çağı aktarmazlar. Oysa bu çağ, Batı’da Reconquista’ya (Endülüs topraklarının Müslümanların elinden alınması), Doğu’daysa Haçlı seferlerine ve kısa bir süre sonra da Moğol istilasına sahne olmuştur. Ne yazık ki bu dönem üzerine yapılan çalışmalar fazlasıyla yetersizdir. Asıl itibarıyla biyografi niteliği taşıyan Kibrit-i Ahmer’in Peşinde, her şeyden önce İbn Arabi’nin manevi ve fikri yolculuğunu okuyucuya aktarmakta ve mümkün olduğu ölçüde, bu güzergahı devrinin dini ve tarihi bağlamı içine yerleştirmektedir. Bu çerçeve dahilinde, İbn Arabi irfanının derinlemesine bir tahliline girilmemiştir. Ancak onun hayatı incelenerek bu irfanın oluşumu aydınlatılmış ve İbn Arabi’nin bizzat tecrübe ettiği “haller” ve “makamlar”la ilişkisi vurgulanmıştır. Kibrit-i Ahmer’in Peşinde İbn Arabi çalışmaları içerisinde bir köşe taşıdır. Yazarın anlatı becerisi ve alanındaki yetkinliği tasavvufla ilgilenen herkes için bu eserin okunmasını zorunlu kılmaktadır http://www.stargazete.com/kitap/magrip-li-bilgenin-oykusu-haber-236994.htm
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1251
Yorum yaz
|
||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |