|
|
| Madem ölüm var... |
| Yazan SadıK YalsıZuçanlaR | ||||||
| 12.10.2010 16:30 | ||||||
|
Biten ama henüz tamamlanmayan’ bir kitap, Ölüm Kitabı. Alt başlığı: Ölüm Düşüncesinin Temel Metinleri. Heidegger çevirilerinden tanıdığımız Kaan H. Ökten’in bu ilginç çalışması, “bütün bir felsefe tarihi, ölüm üzerine düşünmekten ibarettir” diyen düşünürü doğruluyor. “Madem ölüm var, o halde yaşam saçmadır”, benim, üniversite yıllarımda felsefeyle ilgilenen herkesin ilk aklına üşüşen motto idi. Varoluşçuluğun, daha doğrusu varoluşçu düşünürlerin bir tür ‘moda’ olduğu o dönemde, edebiyatımızı da büyük oranda etkileyen bu akımın temel sorunsalı ölümdü. Ökten’in Ölüm Kitabı’nı, Agora Kitaplığı okura sunmuş. Yayınevine kişisel teşekkür borcumu bu arada ifa etmiş olayım. Kitabın kapağıyla, iç düzeni ve baskısıyla oldukça sevimli, nitelikli ve okuru çağıran bir eser olduğunu da belirtmekte yarar var. Agora bu açıdan bir teşekkürü hak ediyor.Beden kafesinden kurtulduktan sonra… Ölüm Kitabı, Küçük Prens’ten bir mottoyla açılıyor: “Yıldızları vardır insanların, ama birbirlerine benzemezler. Yolcular için kılavuzdur bunlar, kimileri için yalnızca birer küçük ışıktır, bilginler için sorundur her biri. Ama tüm bu yıldızların sesi sedası çıkmaz. Senin öyle yıldızların olacak ki, kimseninkine benzemeyecek… Geceleyin gökyüzüne baktığımda, ben bunlardan birinde olacağım, bunlardan birinde güleceğim için sanki tüm yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek sana. Gülmesini bilen yıldızların olacak.” Kitabın içeriği açısından son derece anlamlı/çağrışımlı bu mottodaki ‘yıldız’ı bir imge olarak izleyecek olursak, seçkin ruhların –arınmış da diyebiliriz- beden kafesinden kurtulduktan sonra yıldızları mesken edindiğine ilişkin imayı anımsayabiliriz. Bu, imadan çok kitabın bir bölümüne de konu olan Kutsal Kitab’ın ve onun şerhi olan Efendimiz’in (sas) sözlerinin, bilgelerin metinlerinin bize söylediği bir şey. Ölüm Kitabı, altı bölümden oluşuyor: “Eski Mısır ve Mezopotamya”, “Kutsal Kitaplar”, “Eskiçağ Yunan”, “Stoa ve Eskiçağ Roma”, “Ortaçağ” ve sonrası… Heidegger’den alıntılanan metin tabii ki Varlık ve Zaman’dan seçilmiş. (Ökten’in bu vadideki çabalarını da anmış olalım.) Başlık: “Başkalarının Ölümlerinin Deneyimlenebilirliği ve Bir Bütün Olarak Dasein’in Kavranılma İmkanı.” Bu, kışkırtıcı ve kuşatıcı başlığın ilk aşamadaki çağrışımı olarak ölümün, yani anlatılan ölümün, daima, ‘başkasının ölümü’ olduğunu belirtelim. Bu sorunsal Derrida’da da karşımıza sıkça çıkar. Heidegger’in ardılı diyebileceğimiz veya ondan fazlasıyla beslenen/etkilenen düşünürler bu soruna ilişkin düşünmüş, sormuş ve tartışmışlardır. Belleğim beni yanıltmıyorsa Derrida, ölümü, “ifadenin donması” olarak niteler. ‘İfade’yi hem yüzdeki son ifade hem de ‘dil’ olarak okuyabiliriz. “Bir bütün olarak dasein’ın kavranılması”yla ölüm arasındaki ilintiyi vurgulayan Heidegger metni, pre-Sokratik düşünürlere, yani ‘filo-sophia’ (hikmet sevgisi) denilen ve hikmetin dile dönüşemezliğini de ima eden o kadim bilgeliğe gönderme yapan bir metin. Şöyle diyor Heidegger: “Başkaları can verirken onların yanında-olmaklığımız (hazır bulunuşumuz, S.Y.) üzerinden onların ölümünü ‘psikolojik’ olarak açıklığa kavuşturmak mümkün ve yapılabilir olsa bile, burada ima edilen var olma sureti (yani hitama-kavuşmak) (bir parantez de benden, hitamdan sonra tire gerekmeyebilir, S.Y.) asla kavranılmış olamaz. Zira buradaki soru, can verenin kendi ölümünün onun kendi varlığının bir varlık imkanı olması bakımından taşıdığı ontolojik anlamına dairdir, yoksa müteveffayla (bu kelime, Müslüman olmayanların ölümüne ilişkin kullanılır yaygın olarak, S.Y.) geride kalanlar arasındaki birlikte-Dasein ve halen-Dasein olmaklığın minvallerine dair değildir. Dasein’ın hitamı ve bütünlüğüne ilişkin analiz için ölümü başkaları üzerinden tecrübe edilen haliyle tematize etme talimatı, ortaya çıkaracağını zannettiği şeyleri ne ontik ne de ontolojik bakımdan ortaya çıkarabilir.” (s, 233) Ölümün geride bıraktığı ‘kaos’un, ilk bakışta, Dasein’ın başka bir Dasein’a vekalet edebilirliği dikkate alındığında bir ontik/ontolojik imkan olduğu söylenebilir. Ama bu, ölümün, ‘başkasının ölümü’ oluşunu değiştirmiyor. Yine Heidegger’in ifadesiyle, kimse, “başkasının canını vermekliğini onun kendi üzerinden alamıyor…” Ökten’in bu kapsamlı derlemesinde, ilgim itibarı ile öncelikle baktığım sayfalar, İbni Arabi ve Mevlana Celaleddin Rumi’ye ilişkin yerler oldu. İbni Arabi’den yapılan alıntıların bir kısmını alıntılamak isterim (alıntıların tümünün Fütuhat-ı Mekkiye’den olduğunu belirteyim): “Ölüm, ruhlarımızın bedenleri yönetmekten ayrılmasıdır.”, “Ölüm, dünya konağından, ahiret menziline intikaldir; canlılığın ortadan kalkması değildir. Ölüm, özel bir tarzda intikalden ibarettir.”, “Ölüm, içindeki şeylerle birlikte gelmiştir. Ölüm, şehri boşaltır (beden yurttur, şehirdir, S.Y.) ve ruh ve cesedi ayrıştırır, her şeyi aslına gönderir. Böylece ölüm, bedeni aslı olan toprağa katar ve ruh ile birlikte yükselir.”, “Ölüm, bütünün dağılmasına, bitişmiş şeylerin ayrışmasına ve şümulün parçalanmasına sebep olduğu için bu özellikteki ayrışma ölüm diye isimlendirilir…” ‘Dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma’ Ölümü vuslat olarak niteleyen Hazreti Mevlana’dan yapılan alıntı, Divan-ı Kebir’deki bir gazelden: “Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı, bende bu cihanın gamı var, dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma; bu çeşit şüpheye düşme, bana ağlama, yazık yazık deme. Şeytanın tuzağına düşersem işte hayıflanmanın sırası o zamandır…” Ortaçağ bölümünün isimleri arasında Kindi, Farabi, İbni Sina, Yunus Emre, Thomas Aquinas ve Eckhart da (Heidegger’in beslendiği, gönderme ve alıntı yaptığı bir hikmet ehli) var. Bunlar arasında gözüm, doğrusu Mısrî’yi (Ortaçağ sonrası için) aramadı değil. Derleme sanırım sürecek. Modern zamanlarda, ölüme ilişkin yazmış olanların en seçkini Bediüzzaman’ın da derlemede yer almasını diliyorum. Ökten’in, ölümden sonra başka temalara ilişkin bu tarz derlemeler yapmasını da… ÖLÜM KİTABI, KAAN H. ÖKTEN, AGORA KİTAPLIĞI, 288 SAYFA, 20 TL
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1312
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |
| Denizlili Mehmet Emin Efendi |
|
Can kardeşim Engin yüreklere dolan böylesi hakikat böylesi hakikati yansı... |
| 09/05/12 16:24 Dahası... |
| @ NİLGÜN AYTAMAN |
| Hiç yayınlandı |
|
hiç kitap çok güzel 20 nisan da okulumuza geldiğinizde de söyliy... |
| 09/05/12 16:24 Dahası... |
| @ cafer mert |
| Niyazî-i Mısri'nin izinde |
|
ANKA amaki hayaldeki anka ile misrinin ankasini birlestirmeye cal... |
| 09/05/12 16:24 Dahası... |
| @ baise |
| Modern zaman dervişi Sadık Yal... |
| RABBİM BENİ AFFETSE DE, diğerine dilim varmıyor. Onu sevmek ... |
| 09/05/12 16:27 Dahası... |
| @ Sefa güveloğlu |
| Cumhuriyetin Gözü Yaşlı Çocukl... |
|
tek adam tek adami enaz 60 yil hep sag görüslü parti yönetti tek ada... |
| 21/03/12 15:12 Dahası... |
| @ kemal |
![]() | Bugün | 15 |
![]() | Dün | 208 |
![]() | Bu hafta | 223 |
![]() | Bu ay | 4073 |
![]() | [07.08.08'den] | 377243 |