|
|
Bilişmeler
Ne dedi?
Kutsalın beslediği şiir : Sezai Karakoç-Robert Bly | Kutsalın beslediği şiir : Sezai Karakoç-Robert Bly |
| Yazan SadıK YalsıZuçanlaR | ||||||
| 07.09.2008 14:30 | ||||||
Bilge şair Sezai Karakoç, Ruhun Dirilişi’nde, ‘...gerçekten, bir gözden bir gök nasıl geçerse, bir bakıma insan ruhuna da bu uzaylar az ve dar gelir…’ der. Onu ve ona en çok benzeyen çağdaş Amerikan şairi Robert Bly’ı okurken zihnimde bu cümle dolaşıp durdu. Tersane ölümleri ciğer delerken, Türkiye, kirli bir oyunun üstesinden yeni gelmiş lakin yeni yeni oyunlara kalkışanları tasfiye etmeye çalışırken, Türkiye’nin asli geleneği ile yeniden temas kurma imkanlarının tıkanması için birileri İblis’liğe fena halde soyunmuşken, kutsalın beslediği iki şairin umut dolu iklimine giriyorum. Geçenlerde Zaman’da Can Bahadır Yüce’nin kendisiyle söyleştiği Robert Bly, 23 Aralık 1926’da Minnesota doğumlu. Gerçi Norveç kökenli bir ailenin çocuğu, lakin Amerika’da yaşıyor. Modern Amerikan (hoş geleneksel Amerikan şiiri, Yerliler’in şiirinden başka nedir!) şiirini kutsalla bağlayan biricik bağ, denebilir. St. Olaf Koleji’ni bitirmiş. 1956’da Fullbright bursuyla Norveç’e gitmiş ve Norveç şiirlerini İngilizce’ye çevirmiş. Norveç’te kaldığı sürece içinde Pablo Neruda, Cesar Vallejo, Gunnar Ekelof, Georg Trakl ve Harry Martinson gibi meşhur şairler üzerinde çalışma imkanı bulmuş. Amerika’ya dönünce “popüler edebiyat” çalışmaları yapmış, The Fifties, The Sixties ve The Seventies’le dönemlerin şiirlerini kendi kuşağına tanıtmış. Şiir üzerine denemeler yazmış. 1966’da savaş karşıtı bir grup Amerikan şair ile birlikte Vietnam Savaşı’na karşı bir cephe oluşturmuş. (Aklın yolu bir!) Bly’ın semavi hakikatle sıkı temas kurması, 1970’lerde yedi senesini Rumi’nin şiirlerini tercüme etmekle geçirdiğinde gerçekleşmi. Kendisi gibi şair bir dostu olan Coleman Barks’a 1970’lerde bazı akademik Rumi çevirilerini verir ve ‘Bu şiirler kafeslerinden kurtarılmayı bekliyor.’ der. Sekiz yıllık bir çalışmanın ardından Barks, ‘Çaldımsa da miri malı çaldım’ diyerek The Essential Rumi (Rumi’nin Özü) adlı çalışmasını yayımlar ve kitap büyük ilgi görerek yarım milyon nüsha satar. Bly yine 70’li yıllar boyunca Hindistan vecd şiirleri, denemeler, tercümeler, hikaye söylemeciliği, meditasyon, mitik güçler üzerine çalışmalar ve onbir şiir kitabı yayımlar. The Night Abraham Called To The Stars (İbrahim’in Yıldızlara Seslendiği Gece), 50’li yıllardan beri geliştirmeye çalıştığı gazel formunda yazılmış kırksekiz şiirden oluşmaktadır. İbrahim peygamberin erdiği mağaradan çıkan bu şiirler, modern zamanlarda gökle teması büyük oranda kopan insanlığın haline yakılmış ağıtlar olmakla kalmaz, bu temasın yeniden kurulmasının heyecanlarını da taşır. Amerika’da bir üniversitede çalışan dostum Naim Öztürk’ün nefis çevirisinden (henüz kitaplaşmadı) okuduğum Bly şiirleri bana, modern zamanların bilge şairleri, T. S. Eliot, R. M. Rilke, P. Claudel ve Sezai Karakoç’u hatırlattı. İbn Arabi, şiirin, Yusuf peygamberin makamı olan, aşk gezegeni Venüs’ten geldiğini söyler. Bly ve Karakoç, şiiri bu makamdan alıyor gibidirler. Bly, dünyada kısmen biliniyor lakin Karakoç henüz keşfedilmedi. Türkiye’den pek çok pespaye isim, politik vs. nedenlerle dünyanın birçok diline çevrilirken, has şiirin en parlak yıldızı Karakoç henüz dünyaca keşfedilemedi. Bu, insanlık için bir kayıptır. Robert Bly ile Karakoç’un ruh akrabalığı, şiirin yüksek bir gönül meselesi oluşuyla ilgilidir ve modern zamanlarda geleneksel bilgelikle ilişkisi kopan insanoğlunun o derin hakikat iştiyakına seslenir. ‘Konuşmak öylesine yakınlaştırıyor bizi!’ diyen Bly ne kadar haklı. Bu konuşmayı ancak Sezai Karakoç gibi şairler yapabilir. Bly, o görkemli şiirinde, İbrahim’in Yıldızları Çağırdığı Gece’de, ‘Hatırlıyor musun İbrahimin ilk seslendiği geceyi Yıldızlara? Saturn’e haykırdı : Benim Rabbim sensin! Ne mutluydu! Seher Yıldızını gördüğünde, haykırdı Benim Rabbim sensin! Nasıl yıkılmıştı Onların batışını seyrettiğinde. Dostlar, o da bizim gibi: Batan yıldızları Rab belliyoruz kendimize’ diyerek, içinde yaşadığı toplumun o muazzam yarasını da dile getirmiş olur. Zaten, Can bahadır’a verdiği söyleşide şöyle diyordu : ‘ABD'nin büyük siyasi aptallığıyla ülkenin bağrında saklı zeki şairlerine karşı tutumunu birbirine karıştırmamak gerekir. Bence burası bir şair için mükemmel bir ülke. Örneğin, Whitman en az 19. yüzyıl Avrupa şairleri kadar iyi bir şair ve biz de ondan cesaret alıyoruz. (…) Sağduyu sahibi olan herkes, İslam kültürünün derinliğine hayranlık duyar. 11 Eylül, bana ve arkadaşlarıma göre, aslında çok şey değiştirmedi. Bir kuleye uçakla çarpacak aptalları her zaman bulmak zor değil. 11 Eylül'ün büyük İslam kültürünün algılanışına etkisi olduğunu düşünmüyorum.’ Bizim binlerce yıllık şiir geleneğimizin modern zamanlardaki en bilge adı Sezai Karakoç ise, ‘kaderin üstündeki kader’e atıfta bulunarak, modern zamanlarda insanlığın düçar olduğu belanın akıl ermezliğine ve varlığı çevreleyen kutsal haleye vurgu yapar : ‘Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır Yoktan da vardan da öte bir Var vardır Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır’ İki ruh, birbirinden habersiz, biri dünyanın en negatif kutbunda, diğeri, Kabe’den sonra dünyanın ikinci büyük manevi merkezinde, İstanbul’a yaşamakla birlikte, aynı sırrı söylemekte, aynı dilden konuşmaktadır. Bly’ın kitaplarının dilimize kazandırılması, Karakoç’un da Bly’ın ülkesinde okunması, aradaki coğrafya engelini ortadan kaldıracak ve modernliğin yol açtığı çürümeye karşı bir imkan oluşlarının daha iyi anlaşılmasına yol açabilecektir. İki şair de, modern burjuva uygarlığının ruhlarını sakatladığı ve bir protezler medeniyeti olduğu için yerine mekanik parçalar takmaya çalıştığı insanlık için ışıltılı birer umutturlar. Bly’ın, ‘bu ruhlar arasından seçilmişti ruhu/Gözlerini pencereden öteye çeviren’ diye haber verdiği bilgeyi, Karakoç, ‘kuşlar uçar senin gönlünü taklit için/Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini/Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini/Ey gönüllerin en yumuşağı en derini’ şeklinde yüceltir. Bu kardeş ruhları emziren kaynakların çoğu ortak. Bly, hakikatle temas kurma arayışlarında karşısına çıkan Hz. Mevlana’nın en gin denizine dalmış. Karakoç’un en değerli geleneksel kaynakları arasında ilk sırada gelir Hz. Mevlana. Gerçi Karakoç, bir modern zamanlar dervişi olarak bütün bir irfani geleneğin ana damarlarına ulaşmış, oralardan usare devşiren bir arı gibi ilham almış, zamana dayanıklı ve yepyeni bir dil kurmuştur. Wıttgensteın’ın dediği gibi, ‘daima eskiyi söylemiş ve daima yeniyi.’ Necip Fazıl’ın deyişiyle, onda, ‘eskimeyen yeni’ dile gelmiştir. Bly ise, bu kaynakla belirli ölçüde ilişki kurmuş ama seçkin bir ruh ve değerli bir şair olarak bizi sürekli hakikate çağırmaktadır. ‘(…)Bundandır ki Francis Bacon asla anlayamazdı/Dünyanın sırlarını nasıl açığa vurduğunu, ne de/Yusuf’un kuyunun dibinden nasıl çıkabildiğini’ diyen bir şairden zaten başka ne beklenebilir? Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1913
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |