Hakikat aşkına ermek diledim, / 'Hayret şarabından iç' dedin bana. / Senden duyduğumu sana söyledim, / 'Bu kuru sözlerden geç' dedin bana." Dörtlük, Hasan Ali Yücel'in Yunus Emre başlıklı şiirinden. Yücel, yetmiş yıl önce bugün bakanlığa getirilmişti.Bir ömürlük zaman geçmiş, hâlâ, onun yayımladığı dört yüzü aşkın çeviri eserleri okuyoruz. Mağripli büyük bilge İbn Arabi'nin Füsusu'l-Hikem'inin de aralarında olduğu onlarca Şark klasiği, Yücel'in çabalarıyla okura ulaşabilmişti. Bizi, sadece, Hayyam, Sadi, Sühreverdi, Mevlânâ, İbni Haldun gibi Doğulu dahilerin eserleriyle buluşturmakla kalmamış, Platon'dan Bergson'a, Hugo'dan Dostoyevski'ye, dünya edebiyatının seçkin yazarlarının eserlerini de kitaplığımıza kazandırmıştı.
Bütün bunları, sekiz yıl süren bakanlık döneminde yapmış olması ayrı bir meseledir. Ankara Fen Fakültesi'nin kuruluşu, Yüksek Mühendis Okulu'nun İTÜ'ye dönüştürülmesi, Ankara Tıp Fakültesi'nin kurulması, Köy Enstitüleri'nin açılması ve ilk telifli Türkçe ansiklopedi olan İnönü Ansiklopedisi'nin ön çalışmaları, Devlet Konservatuvarı'nın kurulması, Türkiye'nin UNESCO'ya girişi onun döneminde gerçekleşmiştir. Bütün bunlar, özellikle de Köy Enstitüleri tartışmalı meselelerdir. Kemal Tahir'in Bozkırdaki Çekirdek'te çarpıcı biçimde tasvir ettiği gibi iyi niyetli projenin, toplumsal kültürümüzde ne türden sorunlara yol açtığı en çok tartışılan konular arasındadır. Yücel'in çeviri kitaplığı, ilk gençlik yıllarını o dönemde idrak etmiş okur yazarlar açısından oldukça besleyici bir zemin oluşturmuştur, bu kesin. Dağlarca, İlhan Berk, Necatigil gibi şairler ilk aklıma gelenler. Birkaç kuşağı besleyen bu kitaplığa sonradan dişe dokunur bir şey eklenmemiştir. Üniversitede felsefe öğrenimi görmüş olan Yücel için Yaşar Nabi, 'Aklıyla Batı'da, gönlüyle Doğu'da bir düşünce adamı' der. Türk modernleşmesinin yol açtığı zihinsel yarılmanın merkezinde bir adam. Güneş-Dil teorisini gerçekçi bulmadığı için tartışmalara ilgi duymaz, sürecin dışında kalır. Mevlânâ ve Goethe ile meşgul olur. Çocukluğunun ilk yıllarında, ailesiyle Merkez Efendi Mahallesi'ndeki Yenikapı Mevlevihanesi ziyaretlerine katılır. Burada izlediği mistik makam ve fasıllar, dönüş törenleri, onun müzik yeteneğinin belirginleşmesini sağlar. Çevrede 'müzik üstadı' olarak tanınan Mehmet Celaleddin Dede Efendi'nin yönettiği 'müzik mektebi'nde eğitim görür. Böylesi bir zeminden geçmesi, çocukluk yıllarında kişiliğini inşa eden temel öğeler arasında Mevlevi ruhunun bulunmasını sağlar. Bu kozmik daire, bir Mevlevi halkasıdır ve bu daireye bir kez giren bir daha asla çıkamaz. Ne var ki Yücel'in kuşağı demincek andığım zihinsel yırtılmanın yol açtığı bir acıyla kavrulup durmuştur. Belki de Yunus'a nidasında bu ateş gizlidir: "Varlığı, yokluğu sordum özüne, / Sustun, bir damla yaş geldi gözüne. / Ölüm nedir dedim bakıp yüzüne/ Yüzüme bakıp da 'Hiç' dedin bana. / Bağrımda yadını dağlıyorum, bak./ Ben de senin gibi ağlıyorum, bak. / Eriyip izinde çağlıyorum, bak. / 'Eğil göz yaşından iç' dedin bana." Hasan Ali Yücel'in, 'Allah Bir' adıyla kitaplaşan tevhit şiirleri pek bilinmez. Bu kitapçık, Yücel'in, geleneksel tevhit türünü kendi deminin devranının diliyle yeniden ürettiğini gösteren son derece samimi, içerden bir risaledir. Eser, sıfat dairesiyle başlar, esma ve ef'al dairelerinde deveran eder durur: "Vahdet, fıtri bir anlayıştır; / Esmayı teker teker sayıştır:/ Kayyum u Kadir, Hayy u Cebbar / Hadi vü Mudill, Rahim u Kahhar. / Saymakla tükenmez adların var, / Her ismin açar zekaya esrar. / Bir fani olur biriyle ali, / Rahmet gibidir, iner meali." Yücel, 5 Ağustos 1946'da 7 yıl ve 7 ay sürdürdüğü Millî Eğitim Bakanlığı görevinden -çeşitli nedenlerle- istifa eder. Gazeteciliğe döner; Ulus'ta yazılar yayınlar, 21 Kasım 1950'de, söz konusu gazeteyle ilişkisi bozulunca, üyesi olduğu partiden de ayrılır, politik hayatını noktalar. 1950-1960 arası bu son dönemde, Cumhuriyet gazetesinde 'Köşemden' başlığı altında yazılar yazar, yurtdışı gezilerine çıkar; izlenimlerini, 'Kıbrıs Mektupları' ve 'İngiltere Mektupları' adıyla yayınlar. Bir süre İş Bankası Yayın İşleri'ni yönetir, 1960'ta bunu da bırakır. Yazı İstanbul-Orhantepe'de geçirir. 26 Şubat 1961 sabahı, İstanbul'da misafir olarak kaldığı Prof. Dr. Tevfik Sağlam'ın evinde enfarktüsten vefat eder. Milli Eğitim tarihimizin en çok tartışılan kişiliğidir Yücel. Aragon'un söz ettiği duyarlık ayrışmasıyla, 'aklı ayrı bir yerde kalbi ayrı bir yüzyılda kalmaktan' yorulmuş bir yolcu. Bu ayrışmayı, Yücel'in şahsında o kuşağın, Şerif Mardin'in nitelemesiyle 'iyi niyetli öğretmenler kuşağı'nın düçar olduğu şeyi bugün ideolojik kalıplarla değil aklı ve kalbi aynı dünyada olan, kalbindeki akılla düşünen/konuşan insanların anlaması, benzer hataların yaşanmamasını sağlayabilecektir. Bizim için o dönemde olup bitenler kendi tarihselliği içinde bir anlam ifade etmeli. Tarih en adil yorumlayıcıdır. Bugün birer hüzünlü imge olarak göğümüzde gezinen bu hayaletlerin çabalarını nesnel biçimde kavramamız, bize o deneyimleri yargılamaktan çok anlamaya çalışmamızı salık verecektir. Örneğin, nicedir Milli Eğitim'imizi emanet ettiğimiz Doç. Dr. Hüseyin Çelik, akademik ve mesleki birikimiyle, analitik düşünebilen biri. Onu ideolojik vs. nedenlerle eleştirenlerin benzeri bir nesnelliğe ulaşması için de çok zaman geçmesi gerekmemeli. Türkiye'nin içinden geçtiği toplumsal değişim süreçlerini doğru kavrayabilmek bugün bizim için eskiye oranla daha çok mümkün görünüyor. Hasan Ali Yücel, yapıp ettikleriyle, kartezyen bir dünyanın kimliğinde yol açtığı yırtılmayla, Mevlevilik yolunun neşvesiyle söylemiş olduğu ilahi birlik şiirleriyle, bozkırın kıraçlığına bıraktığı tohumlarıyla, Can Yücel gibi ilginç ve zengin bir şiirsel kişiliği miras bırakmasıyla hâlâ üzerinde düşünülmeye, tartışılmaya açık bir kişilik... Nitekim onu en güzel anlatan, edebiyatımıza bıraktığı mirasın taşıyıcısı idi: "Hayatta ben en çok babamı sevdim. / Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk / Çarpı bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek- / Nasıl koşarsa ardından bir devin, / O çapkın babamı ben öyle sevdim. // Bilmezdi ki oturduğumuz semti, / Geldi mi de gidici -hep, hep acele işi!- / Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi. / Atlastan bakardım nereye gitti, / Öyle öyle ezber ettim gurbeti. // En son teftişine çıkana değin / Koştururken ardından o uçmaktaki devin, / Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için / Açıldı nefesim, fikrim, canevim. / Hayatta ben en çok babamı sevdim." Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 814
|