|
|
| Değişen dünyaya karşı bir ressam |
| Yazan SadıK YalsıZuçanlaR | ||||||
| 10.01.2009 17:30 | ||||||
Turkuvaz Kitap, günümüzün bilge yazarlarından Kazuo İşiguro’nun romanı Değişen Dünyada Bir Sanatçı’yla bizi buluşturdu. Suat Ertüzün’ün, güç bir işin üstesinden gelerek eseri hakkıyla dilimize aktardığını özellikle belirtmek isterim. “En iyisi bu dünyaya gelmemek, geldiysen yapacağın en doğru şey bir an evvel geri gitmektir”i doğrulayan Benjamin’in, ‘modern zamanlarda sanatın çevresindeki kutsal hâlenin çekildiği’ne ilişkin belirlemesini hatırlatan bir hikâyenin yazarı olan İşiguro’nun daha önce Can Yayınları’nca iki romanı daha yayımlanmıştı: Remains of the Day, Günden Kalanlar adıyla; A Fale View of Hills ise Uzak Tepeler ismiyle… Değişen Dünyada Bir Sanatçı, bu değerli yazarın Türkçemizdeki son kitabı.
Murat Belge’yi dikkatli izleyenler, böylesi saklı hazinelere ilişkin bir kılavuzluktan yoksun kalmazlar. Nitekim Belge, “İngiliz Japonu” başlıklı bir yazıya konu etmişti İşiguro’yu. (Milliyet, 27 Nisan 2006) Belge’nin de işaret ettiği gibi, İşiguro bir “anlatı ustası…”. Belge’nin izlenimlerini aktarayım önce: “(…) Bu tonu bir an aksatmadan götürüyor ve bu müthiş disiplinli tonla duygusallığı, gerilimi hiç de az olmayan bir mutsuz aşk hikâyesi anlatıyor. Mutsuzluğun nedeni de bu ton zaten. Butler, tonuna sığdıramadığı bir şeyin varlığını da kabullenemediği için, bu aşkı (evde çalışmaya gelen bir genç kadınla) söyleyemiyor, söyletmiyor, dinlemiyor, bastırıyor. (…) Kitabı bitirdikten sonra, Japon kökenli bir yazarın bu yüzde yüz Britanyalı (ve artık soyu tükenen) ‘Butler’ tipine ‘vukuf’una şaşıp kaldım. Ama ‘Japon’ dedik, değil mi? Yoksa kendisi Japon olduğu için mi o kadar iyi anladı bu ‘Butler’ tipini? İyi bir Japon da duygularını disiplinli bir denetim altında tutan, onun için olmadığını bildiği şeye el uzatmayan, birtakım soyut şeref kodlarına karşı gevşemez yükümlülük bağları olan bir insan değil midir? Kişiliği, hiçbir zaman hayatın ve kaderin ona uygun gördüğü üniformanın içinden çıkmayan biri değil midir? Belki Japon olduğu için bu İngiliz’i bu kadar iyi anladı.” Kazuo İşiguro, Nagasakili. Bir trajedinin külü üzerine oturuyor. Ailesi ile birlikte 1960 yılında İngiltere’de yaşamaya başlıyor. Kent Üniversitesi’ndeki İngilizce ve felsefe eğitimini yüksek dereceyle 1978 yılında tamamladıktan sonra East Anglia Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık eğitimi almış. 1981’de üç kısa hikâyesi yayımlanmış. 1982 yılında ilk romanı A Pale View of Hills (Uzak Tepeler) yayımlanmış ve Winifred Holtby Memorial Ödülü’nü kazanmış. 1986’da yayımlanan ikinci romanı An Artist of the Floating World’le (Değişen Dünyada Bir Sanatçı) Whitbread Book of the Year Ödülü’nün sahibi olmuş. Üçüncü romanı The Remains of the Day (Günden Kalanlar) ile de 1989 Booker Ödülü’nü kazanmış ve bu roman filme uyarlanmış. Belge’nin söz ettiği film bu. 1995’te Cheltenham Ödülü’nü alan romanı The Unconsoled yayımlanmış. 2000’de yayımlanan When We Were Orphans (Çocukluğumu Ararken) Booker ve Whitbread ödüllerine aday olmuş. 1995’te edebiyata katkılarından dolayı İngiliz hükümeti tarafından “Officer of the Order of the British Empire”, 1998’de Fransa hükümeti tarafından “Chevalier de l’Ordre des Arts et des Lettres” ile ödüllendirilmiş. Son romanı Never Let Me Go (Beni Asla Bırakma), 2005 yılında Time dergisi tarafından yapılan İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesinde yer almış, ayrıca Alex Ödülü’nü almış ve National Book Critics Circle Ödülü’ne aday olmuştu. 2005’te The Saddest Music in the World adlı ilk sinema filmi senaryosunu yazmış. Romanları otuzdan fazla dile çevrilen İşiguro, halen karısı Lorna MacDougall ve kızı Naomi ile birlikte Londra’da yaşıyor. Değişen Dünyada Bir Sanatçı’da yazar, İkinci Dünya Savaşı sonrasının Japonya’sındaki köktenci değişim ve dönüşümleri kavramaya çalışıyor. Bilgelik gelenekleri bakımından zengin bir duyarlığın içinden gelen her sanatçı gibi, geleneğin modernlikle gerilimli karşılaşması ilgisini çekiyor. Roman, bohem bir ressam (Masuji Ono) üzerinden yurtseverliğe, savaşa, militarizmin herkesçe görülemeyen boyutlarına yeniden bakmayı deniyor. Japon modernleşmesinin yol açtığı sonuçlara, farklı hayat tarzlarını kıyaslayarak yaklaşan hikâye, şahsi bir öykünün koridorlarında dolaşarak ilerliyor. Öykü roman, bir iz bulmak, o izi takip ederek bir yolda yürümek anlamına da geldiğinden, İşiguro’nun romanı, bir tür geçmişle hesaplaşma ekseninde, özgül bir ‘gelenek-modernlik’ tartışmasını önümüze getiriyor. “Emekli olmuş, büyük evinde son yıllarının tadını çıkarmaktadır Masuji Ono. Otuzlu yıllarda sanatını Japonya’nın genişleme politikasının hizmetine sunan ve yurtseverlik karşıtı eylemlere karşı çalışan komitenin danışmanlığına getirilen Ono’nun yurtseverliği artık tartışmalıdır. Roman ilerledikçe okur, anlatıcının geçmişiyle ilgili olarak okuruna ve kendisine karşı pek de dürüst davranmadığına, Onun militarizm dönemindeki parlak geçmişinin bambaşka bir yüzü olduğuna tanık olacaktır. Evlenmek üzere olan kızının düğünü, Ono’nun geçmişte yaptıklarının aile için nasıl bir yük olduğunu ortaya çıkaracak, bütün ailenin saygınlığının gündeme geldiği bir ortamda Ono, yaşadıklarından daha fazla kaçamayacağını, geçmişin şimdi üzerinde ne derece egemen olduğunu anlayacaktır.” Evrensel bir hikâye İşiguro’nun, Benjamin’i doğrulayan dili ve dünyası bize hem insanın hallerini edebiyatın pörsüyen diline can katarak hatırlatıyor hem de bu dilin okur açısından belli bir zihinsel çabayı gerektirdiğini gösteriyor. Romanda yüzyılın ilk çeyreğinde bireysel perspektifin kırılmasına tanık olduk. Ardından mitik ve kolektif sembollerin kullanıldığı bir dil belirdi. Sonrasında postmodern eğilimler ortaya çıktı ve bu kurgu da zamanla yoruldu, eskidi ve pörsümeye başladı. İşiguro, bu değişimlerin dışında, bize, edebiyatın kendi insani yatağında, sadelik içinde bir derinliği olabilen o tanıdık dilini yeniden getiriyor. Belge’nin de vurguladığı gibi, kitapların genel okurca fazla ilgi görmeyişi Japon duyarlığına nüfuz edememekle mi ilgili yoksa modern(leşmiş) zihinlerin bilgeliğe olan yabancılığıyla mı? İkisi de olabilir. İşiguro, bir insanın, bir milletin, bir dönemin gerilimli değişim öyküsünü anlatırken, bizi son derece zengin bir gerçekliğin içine çekerek evrensel bir hikâye kuruyor. Bu zengin dünya ile birden karşılaşan modern okurun, örneğin sessizliğin bir dil olduğunu kavrayabilmesi çok güç. Bir bilgelik geleneğinin içinden gelen Japon toplumunun modernlikle karşılaşmasındaki gerilim noktaları ancak İşiguro gibi çarpıcı anlatılabilir. Modern okura çarpan şeyin ne olduğu ise bu kısa yazının sınırlarını aşar. Değişen Dünyada Bir Sanatçı, ‘değişen dünyada geleneksel olan’ biçiminde de okunabilir. Tanpınar’ın, Oğuz Atay’ın dili ve kurguları gibi çabuk kavranamayabilir. Ama daima bizi, yoksullaşan ve sıradanlaşan dilin içinden çekip alır, gelenek-modernlik karşılaşmasının en gerilimli örneğinin, Japon modernleşmesinin merkezine taşır. Yani bizi kendi hikâyemizle karşı karşıya getirir.
Kitap Zamanı, Sayı : 36
http://kitapzamani.zaman.com.tr/?bl=32&hn=1540
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 736
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |
| Kürt Dilinde Tasavvuf |
| MOLLA İ CEZERİNİN KÜRTÇE DİVAN NI KİTAP OLARAK ALMAK İSTİYOR... |
| 25/01/12 21:17 Dahası... |
| @ GÜLŞİN |
| Sadık Yalsızuçanlar ile... |
|
özdeş ruhlar Değerli Kalemşah ekibi, Handan Güler ve Sadık Hocam... Özdeş... |
| 05/01/12 21:37 Dahası... |
| @ süheyla yıldırım |
| Hiç yayınlandı |
| kitap çok guzel.. Yazarımız Sadık YALSIZUÇANLAR'ın ellerine ... |
| 02/01/12 16:00 Dahası... |
| @ feyza |
| Sadık Yalsızuçanlar ve "Anka... |
|
haticenesibe çok güzel :grin :grin :grin :grin |
| 02/01/12 16:00 Dahası... |
| @ hacer |
| Aşkı bilmek isteyen Mevlâna ol... |
|
Müstefid Allah razı olsun müstefid oldum. Muhabbetle üstadım... |
| 09/12/11 22:19 Dahası... |
| @ kadir |
![]() | Bugün | 148 |
![]() | Dün | 182 |
![]() | Bu hafta | 511 |
![]() | Bu ay | 1399 |
![]() | [07.08.08'den] | 358934 |