JA slide show
Anasayfa
Avatar
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
11.01.2010 23:40
 James Cameron’un gişe rekorları kıran Avatar filmine ilişkin farklı eleştiriler yapıldı, yapılıyor. Filmi konu edinen bir yazı yazmayı düşünüyorum. Filmi üç kez seyrettim. Son bir kez daha seyredeceğim. Yazıdan önce, Rene Guenon’un, İnisyasyona Toplu Bakışlar-2’deki Avatar’la ilgili bölümü alıntılamak istedim. Bu notları okuduktan sonra filmi tekrar izlemenizi salık veririm :

“Kalp sembolizmi ile “Dünyanın Yumurtası” sembolizmi arasında belirttiğimiz yaklaşım, bizi “ikinci doğum”la ilgili daha önce ele aldığımız görünümden farklı bir başka görünümü işaret etmeye götürüyor: Bu görünüm, ikinci doğumu insanî bireyliğin merkezinde manevî bir prensibin doğuşu olarak temsil eder; bilindiği gibi insanî bireylik tam anlamıyla kalp ile temsil edilir.

Doğuşunu söylemek gerekirse, bu prensip her varlığın daima merkezinde yatar, ama sıradan insanda bu prensip ancak gizli bir şekilde oradadır. Burada, doğum7dan söz edildiği zaman, bununla tam olarak fiilî bir gelişimin hareket noktası kastedilmektedir. Ve gerçekten, inisiyasyonla belirleyen ya da en azından mümkün olan da işte bu hareket noktasıdır. Bir anlamda, inisiyasyonla iletilen manevi etki, o halde söz konusu bizzat bu prensiple özdeşleşecektir. Bir diğer anlamda ve varlığın içinde bu prensibin daha önceden var olduğu hesaba katılacak olursa, o manevî etkinin amacının onu “diriltmek” olduğu (elbette kendi içinde değil, ama içinde bulunduğu varlığa göre), yani başlangıçta tamamen potansiyel/ bilkuvve olan mevcudiyetini sonuçta “ fiilî” kılmak olduğu söylenebilecektir. Bununla birlikte, şu gayet âşikârdır ki, doğum sembolizmi her birine aynı şekilde uygulanabilir.
Şimdi anlaşılması gereken şey şudur: “Makrokozmos” ve “mikrokozmos”u oluşturan benzerlik gereğince, “Dünyanın Yumurtası’nda mevcut olan şey (burada yumurtanın doğumla ya da bir varlığın gelişiminin başlangıcıyla olan ilgisinin altını çizmeye gerek yoktur), kalbin içinde sembolik olarak bulunan şeyle de gerçekten özdeştir. Burada bir manevî tohum söz  konusudur ki bu tohum, daha önce de söylediğimiz gibi, makrokozmik düzen içinde Hindu geleneğince Hiranyagarbha olarak belirtilmektedir. Ve bu “tohum”, merkezinde bulunduğu dünyaya göre, tam anlamıyla kadîm Avatâra’dır.

Oysa Avatâra’nın aynı zamanda ve “ mikrokozmik” açıdan ona tetakabül eden şeyin de doğum yeri tam anlamıyla kalple temsil edilmektedir, bu bağlamda “mağara” ile de özdeşleşmektedir ki bunun inisiyatik sembolizmi burada ele almayı düşünebileceğimiz gelişmelere uygun olabilir. İşte şu metin gibi metinlerin çok net olarak belirttikleri şey budur: “Bil ki, ezelî (ilkesel) âlemin temeli olan bu Agni, (kalbin) mağara(sın)da gizlidir, ezelî âleme onunla ulaşabilirsin.” Belki burada olduğu kadar başka pek çok durumlarda da, Avatarâ kasten Agni olarak belirtilmiştir, oysaki diğer taraftan denilmektedir ki “Dünyanın Yumurtası” içine giren Brahmâ’dır ve bu yüzden de Brahmânda diye adlandırılmaktadır, bu girişin amacı da orada Hiranyagarbha olarak doğmaktadır. Ama, farklı görünümlerini ya da sıfatlarını belirtmeleri dışında, ki bunların hepsi birbiriyle daima zorunlu olarak bağlantılıdır ve ayrı ayrı “varlıklar” (enites) kesinlikle değildir, özellikle şunu hatırlamak gerekir ki Hiranyagarbha ışıkla ilgili, dolayısıyla ateşle ilgili bir tabiatın prensibi olarak nitelendirilir. Bu ise onu gerçekten bizzat Agni ile özdeşleştirir.
Buradan “mikrokozmik” uygulamaya geçecek olursak, bireysel varlığın latif embriyonu olan pinda ile Brahmânda ya da Dünyanın Yumurtası arasında mevcut olan benzerliği hatırlamak yeterli olacaktır. Varlığın daimî ve yok edilemeyen “tohum”u olarak bu pinda ayrıca “ölümsüzlük çekirdeği” ile özdeşleşir ki buna İbranî geleneğinde luz denir. Şu bir gerçektir ki genel olarak, Luz kalbin içinde yer almış olarak belirtilmez ya da en azından onun vücut organizması ile uyum içinde elverişli olduğu farklı “yerlerden” biri söz konusu olabilir, ve vücut organizmasındaki bu yer çoğunlukla bu durumla ilgili değildir, ama tam olarak diğerleri arasında bir yerde, luz’un “ikinci doğum”la doğrudan ilişkisi hâlinde olduğu bir yerde bulunur. Gerçekten bu “yerler” chakras’ların Hint öğretisiyle ya da insanî varlığın latif merkezleriyle de ilişki hâlindedir ve insanî varlığın pek çok durumuyla ya da manevî gelişiminin safhalarıyla ilişkilidir ki bu safhalar fiilî inisiyasyonun da safhalarıdır: Omurganın temelinde, “uyku” hâli vardır ki normal sıradan insanda orası Luz’un bulunduğu yerdir. Kalbin içinde ise, onun “filizlenmesi”nin ilk safhası başlar ki tam anlamıyla “ikinci doğum”dur, alın gözünde insanî durumun kemali, mükemmeliği, yani “kadîm durum” içinde yeniden bütünleşmesi söz konusudur. Son olarak, başın tacında, birey üstü hallere bir geçiş vardır ki bu en sonunda varlığı “Yüce Özdeşlik”e kadar götürmelidir.
 Bu konu üzerinde, bazı özel sembollerin ayrıntılı olarak incelenmesiyle ilgili olan değerlendirmelere girmeden daha fazla duramayız. O değerlendirmelerin yeri de daha başka incelemelerdir, çünkü biz burada çok genel bir bakış açısı üzerinde durmak istedik ve bu tür sembolleri gerekli olduğu ölçüde sadece örnekler ya da “açıklamalar” tarzında ele aladık. O halde, sonuç olarak kısaca belirtmemiz gerekir ki inisiyasyon, “ikinci doğum” olarak, esasında insanî varlık içinde aynı prensibin, evrensel zuhur içinde “ezelî Avatâra” olarak gözüken bir prensibin “gerçekleşetirilmesi”nden başka bir şey değildir.”



(Dipnot: Burada farklı çevrimsel dönemler boyunca zuhur eden özel Avatara’lar söz konusu değildir, ama gerçekte ve başlangıçtan itibaren bütün Avatara’ların bizzat prensibi olan bir şey söz konusudur, aynı şekilde İslâm geleneği bakış açısından da, Rûh-ı Muhammediye peygamberlerle ilgili bütün zuhurların prensibidir ve yine bu prensip, yaratılışın bizzat kaynağında bulunan prensiptir. Bu arada şunu hatırlayalım ki Avatâra kelimesi, tam olarak bir prensibin zuhurun alanı içine “inişi” ifade eder ve diğer yandan, “tohum” ismi ise de, Kitab-ı Mukaddes’in pek çok metinlerinde Mesih’e uygulanır.)

 


Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 702

Yorumlar (4)
RSS yorumları
1. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 24-01-2010 12:19 - Misafir
 
 
Ülkemizdeki çağdaş AVATARlar kimler?
Sadık Yalsızuçanlar, bu güzel insan, hiç şüphesiz çağdaş avatarlarımızdan biri. O bize, mazlumlardan yana olmamız gerektiğini, merhametli olmanın erdemini, Büyük Üstadından ve tasavvuf ulularından aldığı aldığı güçle yılmadan anlatıyor. Onun sesine kulak vermemiz çağdaşlığımızın da ölçüsüdür günümüzde.
 
2. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 11-02-2010 16:01 - Misafir
 
 
Ne Dedi Şimdi Yalsızuçanlar?
dünyanın yumurtası ve Luz... Avatara. 
Bira z Hint; Biraz Genon,biraz da israiliyat karıştırınca farklı bir şey söylemiş veya filmi daha iyi anlamamıza yardım mı etmiş oluyorsunuz Allahaşkına? 
Avatar; filmi Akla, güce, tekniğe karşı kalbin; sevginin ve şiirsel olanın galibiyetini anlatan bir filmdir. Üam da batı karşısında aşağılık kompleksi içindeki bütün bir doğunun elindeki hazinelerinin değerini açığa çıkaran bir filmdir. Ne yazık ki Batılı bir ekip tarafından kotarılmıştır. Sinema, tasavvuf, inisiyasyon lafı dolandırıp anlaşılmaz kılmak Doğu hikmetini anlamamızı sağlamaz. kafa karışıklığını ortaya koyar. 
Sevgili Sadık; seni ciddiye almamın ve uyarma isteğimin bir sonucudur bu yazılan. Selam ile. Mustafa Everdi
 
3. Yazan sadık 11-02-2010 21:34 - Misafir
 
 
Avatar
mustafa ağbi teşekkür ederim. avatar'ın ruhunu doğru ifade etmişsiniz. guenon'un inisyasyona toplu bakışlar'ının 2. cildindeki makalesini iliştirmemin nedeni, 'avatar' kavramına ilişkin kışkırtıcı 'bilgi' aktarmaktı. selam ve hürmetle... 

sadık
 
4. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 02-03-2010 22:05 - Misafir
 
 
Bana çok yeni gelmedi
Jake Sulley mi gerçekti, Avatarı mı? Hangi yaşamının gerçek olduğunu anlayamamıştı kahraman. Ama o kadar belliydi ki Avatar gerçekliği... Jake, maddeye saplı bir ruh..Avatar ise saf ruhlar diyarına zamansız gelmiş bir madde... Saflığı öğrendiğinde, gerçek bir Pandora'lı oluyor. Pandora, 'enerji' akımlarıyla dolu bir ülke...'Sevgi'nin hakim olduğu, her maddenin emanet 'enerji'lerinin olduğuna ve zamanı geldiğinde hepsinin iade edileceğine inanılan bir ülke... Burdaki 'enerji', ne kadar da 'ruh' (can) a benziyor. Pandora daki yaşam, ne kadar da cenneti hatırlatıyor. Jake in kendi bedeninden Avatar'a geçişi, ne kadar da ölümü ve 'kıyame'yi hatırlatıyor. Tanıdık geldi bana tüm bunlar.. 
Bir de Matrix filmini çağrıştıran yanları vardı sanki... 
James Cameron, iyi iş başarmış hakikaten.. Verilmesi gereken mesajları vermiş sanki insanlara..Lakin, Titanic'ten daha öne geçmeyi haketmiş midir bilemiyorum.
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

Facebook

Dumanüstü haber

Roman kahramanınız kim?

 Heyemalo Yayınları birkaç hafta önce 'Roman Kahramanları' adlı yeni bir edebiyat dergisi çıkardı. Herkes çok sevdi, kahramanlarını hatırladı.

Sizin kahramanınız kim bilmiyoruz ama Teoman, Sabahat Akkiraz, Bennu Yıldırımlar, Arif Aşçı, İbrahim Tenekeci, Sadık Yalsızuçanlar ve Ömer Lekesiz'e kahramanlarını hatırlatmak istedik.

Sadık Yalsızuçanlar: Zebercet de modern yaşamın kıyısında yaşıyor

 Roman kahramanım Zebercet. Onu aslında hem seviyorum hem sevmiyorum. Daha çok acıyorum. Ama hem gündelik yaşamda ona benzer çok kişi görüyorum. Hem de onun cesur biçimde yani yazıcısının cesaretle karşımıza çıkardığı bir ayna olduğunu düşünüyorum. Esasen Zebercet, insan ruhunun örselendiği kaotik yaşamda kaçınılmaz bir kayıp insan hali olduğunu biliyoruz. Ama bunu edebiyatımızda yeterince yansıtamıyoruz. Atılgan bize bunu yaparak, yüz yüze kaldığımız tehdidi, bireyselmiş izlenimi veren bir anlatının ve dilin içinden yapıyor. Zebercet tıpkı Abdulhak Şinasi Hisar'ın Fahim beyi gibi, saçma(lığa) dönüşen modern yaşamda, yaşamın kıyısında yaşıyor. Ve bizim ne denli güç bir sınavla karşı karşıya olduğumuzu anlatıyor. Dediğim gibi ona acıyorum, herkes gibi bende de ondan kimi özellikler buluyorum.

Devamını oku...
 

Son yorumlar

Avatar
kalp sembolizmi
onların insanlığa ilişkin umutlarımızı diri tutan, bizim çok...
09/03/10 13:43 Dahası...
@ handan güler

Mem u Zin'den
seneryo yazımı için
MERHABA SADIK BEY BENİM ADIM ESEF SIZMAZ PANTER FİLM E...
08/03/10 14:38 Dahası...
@ ESEF SIZMAZ

'Şehadet Parmağıdır Göğe Doğru...
ŞEHADET
İSLAMIN SEMBOLÜ MİNARELERİMİZ.KÖUÜMÜZÜN.İLÇEMİZİN.İLLERİMİZİ...
09/03/10 13:41 Dahası...
@ erol çelik

Avatar
Bana çok yeni gelmedi
Jake Sulley mi gerçekti, Avatarı mı? Hangi yaşamının gerçek ...
02/03/10 22:05 Dahası...
@ musayılmaz

Zeynep Yalsızuçanlar'dan yeni ...
zeynep seni kutlamıyorum. buradan sana öpücükler yollayıp ...
27/02/10 13:55 Dahası...
@ hatice kübra yılmaz

BİRLİK


DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

YENİ ALBÜM

album4

ÇİZMECE

Haberdar ol

E-Bülten'e abone ol

Not: Teknik bir yenilenme sebebiyle bülten aboneliklerinin yeniden yapılması gerekmektedir. Lütfen bülten kayıtlarınızı yenileyiniz.  

ÜYE GİRİŞİ






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şuanda 8 konuk çevrimiçi

Konan, göçen

mod_vvisit_counterBugün180
mod_vvisit_counterDün438
mod_vvisit_counterBu hafta1629
mod_vvisit_counterBu ay4089
mod_vvisit_counter[07.08.08'den]128317

YENİ KİTAP

Dostluk Üzerine
Önce Selam Sonra Kelam


Hazırlayan: Sadık Yalsızuçanlar

Hekimoğlu İsmail Fethi Gemuhluoğlu için, “Kitap gibi bir adamdı. Onu okuyanlar devleşiyordu” dedi. Hilmi Yavuz, “onun söz ile sema yaptığını” söyledi. Rasim Özdenören, onu “bir derviş” olarak, Nabi Avcı ise “sürgünde kurulmuş bir Osmanlı divanı olarak” tanımladı.
Yakın tarihimize bir gönül ve hizmet adamı olarak damgasını vuran Fethi Gemuhluoğlu, ülkesinin selameti adına geniş ufuklu, erdemli ve bilgili insanlara ihtiyaç olduğuna inanan ve hayatını bu insanları ortaya çıkaracak şartları oluşturmaya adayan, dost zengini bir Anadolu bilgesiydi. Özellikle Türk Petrol Vakfı genel sekreteri iken, kendilerinde bilgi, zeka ve sanat parıltısı gördüğü yüzlerce genci yetenekleri doğrultusunda yüreklendirmekle kalmadı, yüksek öğrenim görmeleri için onlara destekte bulundu, pek çok gence burs verdi. Ömrünün sonuna kadar sürdürdüğü bu çabalar, Türkiye’nin bugünkü akademik hayatının yanı sıra; kültür, sanat ve düşünce hayatı üzerinde de büyük oranda etkili oldu. >>