|
Uzun bir aradan sonra bütün gönül dostlarına merhaba, Biliyorum hepiniz çok merak ettiniz bu ortadan kayboluştan dolayı. Ama hayat... Bazen elimizde olmayan sebeplerden dolayı bir süre dostlardan ve çevremizden kopabiliyoruz.Bizim yokluğumuzu hissettirmemk için çırpınan sitenin cefakâr ve vefalı ablası Fâtıma Zehra'ya ne kadar teşekkür etsek azdır.
Mesai saatleri içinde şöyle caddeleri derince izleyince insan düşünmeden edemiyor. yanyana yürüyen, gülen bu insanlar gerçek anlamda birbirlerini seviyorlar mı? Belki de beni hayatta en fazla hırpalayan şey bunu geç farketmiş olmam. Hazret Dedem bu hayattaki en zor şey insanları anlamak ve insanlar tarafından anlaşılmak demişti. Gerçekten de, insanları ve kendini anlayabilmek çok zor.Müreffeh bir hayata neredeyse tapar derecede bağlı insanlar için gerçek anlamda dostluğun mânâsı ne olabilir ki?
Çok sevdiğim bir teyze (kendisi kedileri çok sevmekle ünlüdür) günlerce eve aldığı kedisini anlata anlata bitirememişti. Geçen kendisiyle tesadüfen karşılaştığımda kediyi sordum; hamile kaldığı için tanıdık bir ahbabın bahçesine bırakmış.Demek ki kedi sevgisi "Bahçeye kadarmış!" Kedinin hamile kalması, en küçük bir bahane o büyük kedi sevgisinin önünde engel teşkil etmiş. Şu halde, bu insandan gerçek anlamda "vefa" beklememiz mümkün müdür? Ne kadar sevgi dolu, yardımsever ve sosyal gözükse de,bu tarz insanlara yakınlaştığınızda, ilk engelde kendinizi bulacağınız yer, ya bir bahçe köşesi, ya da kapı önüdür. Yazı hayatına girdiğimden beri ne çok ikiyüzlü ve riyakâr insanla karşılaşmışım böyle. Oturup düşündüğüm zaman hayretler içinde kalıyorum. İşin garip yanı kimin ne olduğu, hangi ideolojiye, hangi dine hizmet ettiği de pek belli değil. Şimdilerde ne doğru dürüst idealist birine, ne de romantik komünistlere rastlamak mümkün. Ortalık vıcık vıcık, riya, yalakalık ve menfaatpereslik kokuyor. işte böyle bir ortamın içinde açtığımız "Hazer Soframız" hamdolsun ki, gül kokulararı saçarak bereket sunmaya devam ediyor. Geçen Cumartesi Seyyid Usul Dergâhı'nda sevgili Sadık Yalsızuçanlar hocamızı ağırladık. Hocamız hayatımda tanıdığım en mütevazı ve hâl ehli insanlardan birisi. Sohbetinde beni en fazla etkileyen konu;"Bir velinin durağan hâli idi." Sadık Hocam bulunduğu ortamdaki menfilikleri gidermeye çalışan, etrafına hoşluk ve güzellik saçmaya uğraşan, herkesi idare etmeye çalışan bir kişiliğe sahip. Her zaman güçsüzün ve ezilenin yanında olmaktan asla geri durmayan, bir şefkat yumağı. Abilik yaygarası koparmadan genç yazarları arka planda destekleyip (hatta kendilerine farkettirmeden) gözeten biri.Herhalde ruhlarımız bağdaşıyor olmalı ki, Rabbim bizleri bu sofrada bir araya getirdi.Hamdolsun... Esasında insanlarla münasebette de bu mefhumlar son derece önem arz etmiyor mu? 1. Zaman 2. Mekân 3. Kemmiyet 4. Keyfiyyet 5. Illiyyet Bu beş mefhumun dışında kurulan münasebetlerden kime ne fayda gelmiş ki? Cemiyet hayatı içindeki ikiyüzlülük ve riya en çok da kültürel ortamlarda kendini gösteriyor.Eskiden eserleri ile gururlanan sanat ortamlarında bile bugün imaj ve gösteriş yarışı hâkim. Nitelikli eser vermek yerine, mütemadiyen kitap neşretmeye çalışmak, falan gazete ya da medya organına binbir yalakalık, başkalarını çamur atarak, ezerek çiğneyerek ezip üst başlara kurulma becerisini gösterenler en büyük ödülü hakediyorlar sanırım. Bir de, eskilerede Ahmet Kabaklı gibi hocaların çizgisini güya günümüzde devam ettirmeleri gerekli bir takım zevat da, kendilerini popüler kültürün, yalaka edebiyatın tam orta yerinde derin bir merbudiyetle edebi çalışmalarına çabalamalarına devam etmekteler. İnsan düşününce herhâlde "Kabaklı hocaların mezarda kemikleri sızlıyordur!" diye düşünmekten kendini alamıyor. Bu kadar çirkef bir ortamın içinde temiz kalabilmek ve yalnız Hakk rızası için yazabilmek gerçekten büyük muvaffakiyet.Bütün kardeşlerimden Rabbim sonsuz Razı olsun... Rabbim bizi Ehl-i sünnet âlimlerinin yolundan ayırmasın (âmin.) Cuma, 12 Haziran 2009 http://www.hazersofrasi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=538 Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 666
|