|
|
| Bilgelerin soluğu |
| Yazan Yılmaz Mete Er | ||||||
| 19.09.2008 08:09 | ||||||
Amfi Tiyatro’da her gün bir yazar okurlarıyla buluşuyor, eserlerinden bölümler okuyor. İftardan sonra yatsıdan önce okurunu hikmetli yolculuğa çıkaran Sadık Yalsızuçanlar, inanmış yürekleri göz kamaştıran bir bilgenin, Niyazi Mısri'nin soluğuyla selamladı…Bu yıl 13.sü gerçekleştirilen Geleneksel Sultanahmet Ramazan Etkinlikleri’nde farklı bir çalışma gerçekleştiriliyor. "İftardan Sonra, Yatsıdan Önce" sloganıyla her gün bir yazar "Okur-Yazar Buluşması"na katılıyor. Geçtiğimiz akşam, Ramazan etkinliklerinin de yer aldığı Eminönü Amfi Tiyatro’da hikayeci dervişliği ve yazarlığıyla tanınan Sadık Yalsızuçanlar’ın sesini duyanlar yanılmadılar. Sahnedeki yazar kitabını okuyordu. Etkinliğin yapıldığı yere bakanlar, onca gürültüye alışmış mekana gelen bu sessizlik karşısında şaşırmışlardı. Oysa sahnede gözlerini kitabının satırlarından ayırmayan yazarı takip eden hayli kalabalık bir topluluk bulunuyordu. Yalsızuçanlar adeta anılarından oluşturduğu kitabında yazdıklarını yeni yazmışcasına okuyor, ‘sır’lı olaylardan yola çıkarak oluşturduğu kitabın sırrını kendisini takip edenlerle paylaşıyordu.Sahnede okunan kitap Sadık Yalsızuçanlar neler yazmıştı?, Bu okur-izleyici ilgisi nerelerden kaynaklanıyordu? Çoğumuzun ilk aklına gelen romanı Yakaza, ya da Rüya Sineması kitaplarına çok sayıda eser ekledi Sadık Yalsızuçanlar. Kapı Yayınları’nın bir araya getirdiği eserleri hikmetli bir yolculuğun anlamını kavrama çabasındaki her okur için büyük önem arzediyor. İrfan yolcusu Niyazî Mısrî’yi anlattığı romanı yakınlarda Timaş Yayınları arasında çıkan yazarın Her Yer Kerbela, Sırlı Tuğlalar, Hayat Müzikle Devam Eder, Hiç, Garip, Gerçeği İnciten Papağan, Kuş Uykusu, Güzeran, Şehirleri Süsleyen Yolcu’nun da aralarında olduğu çok sayıda kitabı var. Sahnede kitaplarından seçtiği bölümleri okuyan Sadık Yalsızuçanlar daha sonra Hayat Yayınları’nın kurduğu kitap çadırının önünde Kapı Yayınları’ndan çıkan eserlerini imzaladı. Yalsızuçanlar www.sadıkyalsizuçanlar.net adresinde "Bir Yolcunun Halleri" başlığı altında okurları satırları arasında gezdiriyor. İşte yazarın okuruna emanet ettiği "Bilgelerin soluğu, orucun susadığı ses" yazısından tadımlık bir bölüm: “Kâbe’nin yaktığı ateşle yandım!..” Kemale ermek, insanın ağır ağır isteklerinden, tutku ve ihtiraslarından arınmasıdır, der bilgeler. Yeni bir oruca erdiğimiz bu günlerde, bu yolda bir adım daha atabilmenin umuduyla dolu bütün inanmış yürekleri göz kamaştıran bir bilgenin Niyazi Mısri'nin soluğuyla selamlamanın vaktidir. Boşa geçmiş kırk beş yılı geride bırakmış, isteklerinden vazgeçme koşusunda gerilerde kalmış bir ruh yorgunu olarak, bir isteğimden daha kurtulmuş olarak girdiğim bu Ramazan-ı şerifte, bilgelik göğümüzün en parlak yıldızı Bediüzzaman'ın, çileyle örülü yaşamının en zor anlarında dizeleriyle teselli bulduğu Niyazi Mısri'nin selamıyla... Sonunda, kendini Anka diye niteleyen bu büyük bilgenin, baş döndüren yaşamını konu alan bir kitaptan kurtuldum. Dumanı üzerindeki bu kitaptan, kendimden söz etmek için değil -insanın kendinden söz etmesi kadar çirkin bir şey olabilir mi?- bilgelerin soluğunun üzerimize daha kuşatıcı biçimde estiği Ramazan-ı şeriften söz etmek niyetiyle bahs açıyorum. Anka'dan sonra artık, kendi hikâyemi, Üstad'ı yazmak üzere kolları sıvamaya niyetliyim. Siyah örtülü kadının, Kâbe'nin yaktığı ateşle, 'yandım!' diye bağıran Mazhar Alanson ve yol arkadaşlarının okuduğu bir nefesi hatırlayacaksınız: “Derdim bana derman imiş...” "Dermân arardım derdime derdim bana derman imiş/Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş/ Sağı solu gözler idim dost yüzünü görsem deyû/ Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş/Öyle sanırdım ayrıyam dost gayrıdır ben gayrıyam/Benden görüp işideni bildim ki ol cânân imiş/ Savm u salât u hacc ile sanma biter zâhid işin /İnsân-ı kâmil olmağa lâzım olan irfan imiş/Kanden gelir yolun senin ya kande varır menzilin/ Nerden gelip gitdiğini anlamayan hayvân imiş/Mürşid gerekdir bildire Hakk'ı sana hakk'al yakîn Mürşidi olmayanların bildikleri gümân imiş/Her mürşide dil verme kim yolunu sarpa uğradur Mürşidi kâmil olanın gâyet yolu âsân imiş/Anla hemân bir söz dürür yokuş değildir düz dürür/lem kamu bir yüz dürür gören anı hayrân imiş/İşit Nîyâzi'nin sözün bir nesne örtmez Hak yüzün Hakdan ayan bir nesne yok gözsüzlere pünhân imiş" ‘Oruç’ Müminin kalbinde iftar eder Bilgelerin sözü, vahyin daha alt düzeylerindendir, saf ve katışıksız ilhamdır. Onların kendi vizyonlarının hikâyesidir. Onların soluğu, nebilerin getirdiği İlahi rüzgârla beslenir ve dönüp ona karışır. Oruç da böylesi bir soluktur. Gökten iner, günahlarla kirlenmiş ruhlarımızı yıkar, arıtır ve ışıtır. Samanyolunda Ziyafet'inde bilge şair Sezai Karakoç, bu yüzden şöyle der: "Siz sanmayın ki, oruçta yalnız siz susar, siz acıkırsınız. Oruç da susar oruç da acıkır. Çünkü: Oruç da canlıdır. Sizin gibi. Hatta sizden fazla. Çünkü: Onda, ölümün eriteceği et ve kemik de yok. İnsan, sağken bile ölümle karışıktır. Biz hayatla ölümün karıştığı bir terkibiz. Sağken, hayat, ölüme baskındır ve ölümü kullanır. Sonra yaşlandıkça, ölüm güçleri yavaş yavaş artar ve ölüm yüzdesi hayat yüzdesinin üstüne çıkar bir gün. İşte o gün ölmüşüzdür; ölüm hayatı kullanmaya başlamıştır. Toplum yaşayışında da böyle. Ecel olarak gelen ölüm, bu hayat-ölüm çatışmasını kesin bir sonuca bağlar. Ama oruç yüzde yüz olarak diri saf olarak diridir. (...) Evet, oruç da susar, oruç da acıkır. Orucun susadığı ve ab-ı hayat gibi kanamadığı su, "Kur'an sesi", acıktığı "namaz", örtündüğü "merhamet", kuşandığı giyindiği, Allah'ın adının yükseltilmesi yani "cihat"tır. Ve orucun da iftarı vardır. Oruç müminin kalbinde iftar eder. Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 612
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |