JA slide show
Anasayfa arrow Günlük arrow Mektuplar arrow Mektuplar [Temmuz 2012]
Mektuplar [Temmuz 2012]
Yazan ediTör   
09.07.2012 16:40
hizmetlerinizden dolayı,Allah Razı olsun. programın tekrarını ülke tv verilmedi bu yüzden kafkas kanalının internet adresini ve vakfın iletişim bilgilerini verebilirseniz sevinirim.teşekkür ederim.
b.e.



Pek kıymetli Sadık Bey, Vaktinizi almadan bir sualim olacak. Kürtlerin ateşle imtihanı adlı değerli eserinizi Cağaloğlu başta olmak üzere muhtelif semtlerdeki nt kitapevleri dahil birçok kitapçıda aramama rağmen elim boş döndüm.Merakla beklediğim okumak için sabırsızlandığım eserinizi nereden temin edebilirim?Selam ve hürmet ile...
h.t


Muhterem hocam, timaşaldığımimzalama lütfunda bulunduğunuz son kitabınız Birdenbire yi okudukçe alemlemden aleme geçişler yaptım,muhteşem bir eser sağolun,var olun.
Yanlız ukalalık olark değilde,cahil biri olarak nitelendirin,223 sayfada 7. satırda geçen "sabah kulluktan sonra uyumuştum",burayı tam anlamadım,bana kuşluk gibi geldi.Bağışlamanız dileği ile hal dostuma sevgi ve hürmetlerim ile.
o.e.



Hocam selamlar,
Mustafa hocanın serüvenini okurken çoğu zaman onun yerine kendimi
buldum. Doğup büyüdüğüm köyün coğrafi yakınlığı, örf adetlerdeki,
… ağızıyla bizim memleketin dil benzerliği, hocanın çocukluktaki
babsızlığı, fakirliği, sonra üniversiteye intisabı oradaki yalnızlığı
sayamayacağım bir çok ortak nokta. Farklı olan onun genç yaşta bir
Arif'e erişmesi benim ise elliye yaklaşan yaşıma rağmen bir türlü karar
kılmayan arayışım.
Arayışım hatılrladığım kadarıyla lise çağlarında başlıyor. Herkesin
sıkılarak bir an önce bitsin dediği edbiyat derlerini severek
heyecanlanarak takip eden ender öğrencilerdendim. Divan şiilerinin bir
kısmını ezberlemiştim o zamanlar. Üniverite tercihimim ne yazık ki
… Fakültesi oldu.Yanlış otobüse binip menzile varmak mümkün
değil.
Arayışlarım kırklı yaşlara yaklaştıkça yoğunlaştı, bir kiprit çaksalar
alev alacak gibi hissediyordum kendimi. Ama bu kibriti çakacak birini
bir türlü bulamdadım.
Birdenbire'yi okumadan önce M.Erol KILIÇ'ın tasavvufa girişini
okumuştum bir heyecan bir gayret geldi içime. Ardından Açık Deniz'de
Birdenbireyi elinizde gördüm. Hemen siprariş ettim okuyup arayışta
kader arkadaşıma tavsiye edecektim ki o da bana göndermiş. Demekki bu
kitabı iki kere okumalıyım.
Hocanın Seyr ü Suluk'unu okuyunca bu zamanda da bu işler
olurmuş ümitsizliğe kapılma dedim. Kitapta hiç birşeyin kurgu
olmadığını düşünerek okudum....
Kimseye adres verilmiyormuş, biz adresi nasıl bulacağız hocam
bilmiyorum. Yaş otuzbeşi geçeli 13 sene olmuş, istatistiklere göre 3/4
ü gitmiş ömrün kalan kısmında ne yapabiliriz bilmiyorum.
Sizi Allah için seviyoruz, yolunuz açık olsun...
Selamlar.
m.



hazret-i insan, kalbine muhtaç... gönlüne muhtaç... evine, aslına muhtaç... modern yaşam, insanı özünden, gönlünden, kalbinden ve "Bir"den kopardı... her şey çok hızlı oldu... hızla yaşandı bu koparılmışlık... "birdenbire" oldu her şey... "eve dön, eve dön" haykırışlarınız, kulakları patlatan, gönlü yaran sessiz çığlıklarınız çağın vicdanını yeniden dirilteceğine olan inancım, her bahar yeniden dirilişin kesinliği hükmündedir... Değerli Üstadımız, öncelikle ellerinizden öperim, hürmetlerimi sunarım... eserleriniz, yaşanmışlığın hikayeleridir... ve en çok muhtaç olduğumuz konulardır... her ne kadar "biz yazarların işi, alıp satmaktır" deseniz de bu sözünüzü mütevazılık olarak yorumluyoruz sadece... sizi okurken gönülleri yaran, ruhun dehlizlerini kanatarak, yanarak ve yakarak etkileyen sözlerinizin "işimiz alıp satmaktır" ile açıklanması mümkün görünmemektedir. siz değerli büyüğümüzün hangi manevi makamlarda olduğunuzu, ne tür derinlikler yaşadığınızı hissettiriyorsunuz.

Değerli hocam, Allah'ın, manevi bir kaos yaşadığı modern çağın insanına sizin gibi insanları göndermesi bir lütuftur... Sizin gibi değerli hocalarımıza, rehberlerimize, mürşitlerimize çağın insanının çok ihtiyacı var...

Yeniden bir dirilişin, manevi bir dirilişin meşaleleri olacaksınız inşaallah...

Ellerinizden öper, selam ve hürmetlerimi sunarım... dua ile...

s.




sadık abi, gecenin cilvesi bu fakire de uğradı ve bir şiir yazdı...
paylaşmak içün hemen güzel zatına göndermek istedi...
selam ve dua ile.
emre


UZAKİSTAN
uzak'a…
Ahsen var ki meşrebimde
Bir hikmet var tuzaklarda
Tebessümüm iç cebimde
Sanma maskem uzaklarda
Bir düzlük var, her eğimde
Bir sonuç var gereğimde
Sonlu ülkem yüreğimde
Sonsuz ülkem uzaklarda
Ben aşikâr, ben sırdayım
Ben ağyarda, ben yârdayım
Ben burdayım… ben ordayım !
Gölgem, gölgem…uzaklarda
e.ş.




Üstadım can ve elmas adlı kitabınızı okudum gerçekten mükemmel.harika bi kitap teşekkür ediyorum.ellerinize saglık
o.



Selamun aleykum Sadık Y. üstadım.

Bir kaç saat önce sizinle tanışmakla müşerref oldum. (Kars'lı kardeşiniz. 'üstad' şeklinde hitap ediyordunuz.) Ancak bu tam da sizlere yaraşır bir şekilde oldu. Tevafuken... Oysa size de kitap imzalatırken hızlı belirttmek zorunda olduğum üzere, onca tasarı yapmıştım kendimce; ancak hep akim kalmıştı. Bu akşamsa, uzaktan gelen bir misafirimle buluşmak üzere orayı seçmişken, sizleri gördüm. Ve sonra oradaki ilandan imza ve söyleyişi gününüz olduğunu. Ve hiç bir zaman bundan daha müsait olamazdı benim için. Ve üstelik, BİRDENBİRE. Çarpılır gibi oldum kitap kapağını okuyunca. Oysa kaç defadır bu isimle bir öykü ya da roman tasarlayıp duruyordum. Dört yıldan beridir. Ancak benim tasarım daha çok felsefik planda arzı endam ediyor. Şu kadarını söyleyeyim (çünkü zaten elimde bu kadarı var); dünyaya 35 yaşında birdenbire düşen bir insan'ın dünyayla karşılaşması'nı işleme niyetindeyim. Bir nevi dünyanın metafiziği. Sizin betimlediğinizden farklı görünüyor, oysa... (Sanırım farkımız da bu Hocam; siz doğrudan anlatıyorsunuz; bense ima ediyorum.)

Sizleri uzun zamandır takip ediyoruz Hocam. Belki her an değil, ancak nasibimizce gözlemliyoruz. Daha geçen aylarda ilk defa bir kitabınızı almıştım: HİÇ. Bütün hikayelerini bitrememiştim ancak çoğunluğunu okuduğum söylenebilir. Yazılı basından, dergilerden de nasibimizce okuyoruz sizleri; bilhassa fikirlerinizi. Bir röportajınızdan aklımda kalan sözünüzü çokça kullanırım misal. 'Hallac-ı Mansur da, onu asanlar da haklıdır', demiştiniz. Elbetteki kendi pencereleri içinde değerlendirildiklerinde.

Bendenize gelince Hocam... Dünyadaki meşguliyetimden bahsetmiştim zaten, siz sorunca. … memuru. (Dostoyevski'nin küçük memur tipi'ne benzetirim kendimi. İçli, ince ve küçük) Gönül dünyamız tasavvufa meyyal iken, nefsimiz dünyaya, aklımız felsefeye kaymış vaziyette. Fakat bütün bunları bir imkan olarak görüp değerlendiriyorum. İki yıl öncesine kadar İstanbul'daydım. Orada bulunduğum iki yıl içinde de bir başka ilim, irfan sahibi değerli şahsiyet Dücane Cündioğlu'nun sohbetlerine iştirak ederdim, ki açıkçası, benim durduğum noktayı kendisine yakın buluyorum. Geçen üç-dört yıl içerisinde de iki felsefe yüksek lisans çabam akim kaldı; bizleri kuşatan kader'in, İlahi İrade'nin gereği olarak. Nasipten ötesi yok. On yıldan beridir edebiyata eğilmiş olup, son beş yıldır da yazma halindeyim. Sadece kendimi inşa etmekle vazifeli bulunuyorum.

Edebiyat teroisinden bilirsiniz Hocam; ne yazılırsa yazılsın, eser hep eksiktir. Bendeyse durum daha kötüsünden; bir nevi bilinçlice eksik; karalama, not halinde. Ben bunlara 'eskiz' diyorum. Hep 'taslak' hali.


Beri taraftan 'Bart Simpson'la karşılaşma' kabilinden çağın görüntüsünü betimleme gibi dünyaya projektör tutmak ta bir diğer yazma amacım. Hemen hepsi sonunda aynı amaca hizmet ediyor benim açımdan: Dünyayı kazmak.

Ve başka bir açıdan bakıyorum tüm bunlara: Bunlardan hiçbirinin hiçbir önemi yok. Yine de bu çaba!

Sevgiler, saygılar ve selamlarıla...
n.ö




merhaba sadık bey ben katü yüksek lisans öğrencisiyim tevfik ileri yi tez konusu olarak aaraştırmak istiyorum sadece eğitim yönünden tevfik ileriyi araştırmak istiyorum tez yazımımsırasında üstün bilgilerinizle bana yardımcı alabilirmisiniz şimdiden çok çok teşekkür ederim.
t.




Sevgili kardeşim Sadık Bey
Miraç kandilinizin taşıdıgı tüm manaları ile sizi kuşatmasını hayırlara vesile olmasını dilerim. Ailenize sevgiler
Sizi çokça özleyen kardeşiniz
N.



Mübarek Miraç kandilinizi tebrik eder, hayırlara vesile olmasını dilerim.
s.a.




Her güzel nimetin zekatı olduğu gibi Rabbül Alemin bize bir lütfu olan sevgininde bir zekatı olması nedeni ile dün Timaşta çayını içtiğimiz ,tevazu dolu ışık saçan dosta muhabbet zekatımı vermek zorundayım .Allah (cc) mirac gecemizi hayırlara vesile etsinSağlıklı ve mutlu kalın
o.




Miraç Kandiliniz kutlu olsun.
N.



Mübarek Miraç kandilinizi Tebrik Eder, Esenlikler Dilerim.
a.




Çok değerli Sadık Bey,

Size özledik - görüşemedik - Mecediyeköy sizin yaz programınız var mı? Üç ay dan beri yeni kitabım bittirdim - Ömer tercüman yapıyor. Aşağda kitabım dan iki konu size göneriyorum.

Hayerli cumalar ve hayerli Miraj kandilimiz mubarek olsun!

Sizin dostunuz Rabia





Sadık bey,
Sizi uzun zamandır yazılarınızdan,kitaplarınızdan ve televizyondan takip etmekteyim.Anka'yı daha dün bitirdim, şimdi yeni kitabınız Birdenbire'yi yine soluksuz okuyacağıma inanıyorum.Üslubunuz,derinliğiniz ve "yoldaki bir mütevazi yolcu" şahsiyetiniz ile nacizane benim gibi bir yolu seven, kendini bilme ilerletebilme gayretinde durmadan arayan bu okurunuza
kelimelerle çok destek oluyorsunuz.
Sizi söyleşilerinizden takip etmeyi çok istiyorum fakat önceden haber alamadığımdan,hep geç kalıyorum..bu konuda bir mail sistemi ile bilgilendirme yapıyorsanız dahil olmak isterim.
Ayrıca yazı konusunda Üsküdar'da verdiğiniz eğitimler sürüyor mu? bu konuda da beni aydınlatır mısınız?
Açıkçası şiir ve yazı ilgi alanım ama uzun zamandır yazmıyorum, benim en büyük arzum en çok sizinle tanışabilmek ve uzun zamandır tasavvufun ve felsefenin görünenin ötesindeki içrek yolculuğunda kendi adıma attığım adımları, bana destek olabileceğinize inandığımdan, paylaşabilmek.
Özellikle tasavvuf üzerine dizi seminerleriniz varsa derneğinize üye olmayı isterim.

Bir takipçiniz olarak yoğunluğunuzda az da olsa bana zaman açabilirseniz çok mutlu olurum..vaktiniz olmaz ise saygıyla karşılayacağımdan emin olabilirsiniz.

"Bunca varlık var iken, gitmez gönül darlığı" demiş Yunus ;
bunca iş-güç koşturmaca derken gönlü oyalayan,zamanı tüketen işlere gerektiğince eğilmeye çalışıyorum.
iç yolculuğunu unutmadan mütevazi bir şekilde daha iyi insan olmaya gayret ediyorum..ancak siz de bilirsiniz ki tek başına bu çok yeterli değil.

Umuyorum en kısa sürede sizden yanıt alabilirim, sabırsızlıkla bekliyor olacağım..
Saygılarımla,
B.D.




sadık amca hayırlı akşamlar,
internet sitendeki foto galerisindeki malatyada yan komşunuz
dedem hacı özman gazete okurken resmi var onu istiyorum.
saygılarımla,
muhammed fatih özman



Merhaba Sadık Bey,
Fatih Çıtlak ile düzenli program olabilir mi acaba ? Bilgileri paylaşıyorsunuz ve bizlerde çok istifade ediyoruz. Anlatımı sizler gibi net olan, dinimizi sevdirecek kişilere ihtiyaç var. Cemalnur Hanım da ..Teşekkürler . Allah'a emanet olun




HAYIRLI GÜNLER DİLERİM.
AÇIK DENİZ PROĞRAMINIZDAN DOLAYI SİZLERE TEŞEKKÜR EDERİM.
EN SON PROĞRAMINIZDA
TANITTIĞINIZ; SÜNBÜL EFENDİ HAZRETLERİNİN RİSALE-İ TAKKİKİYE ADLI ESERİNE ULAŞMAK İSTİYORUZ . KİTABA İNTERNET VE KİTAPÇILARDA BULAMADIK, KİTABA ULAŞMAMIZI SAĞLARSANIZ ÇOK SEVİNİRİZ.
ŞİMDİDEN TEŞEKKÜR EDER, ÇALIŞMALARINIZDA BAŞARILAR DİLERİM.
M.




proğramınızı fırsat buldukça izliyorum. Bandırmalı Ali ağabey ile sohbetlerim ve yaptığım röportajları bir araya topladım. küçük bir kitapçık oldu. bu çalışmam onu sevenler ve ilgi duyanlar için çok ilginç konular içermektedir. ne yapalım bu naciz çalışmamı size versem basarmısınız veya birileri basarmı. Selam ve dua ile
Y.



Selam aleyküm açık deniz programınızda … hzleri ile ilgili bir progma yapabilirimisiniz.Kendisi ehli sünnet birimidir.Tarikatında kadın erkek karışık zikir çekiyor ne kadar doğru.
Çok teşekkürler


Selamün Aleyküm Hocam ;
öncelikle sizden Allah Razı Olsun.Çıkarmış olduğunuz kitaplarınızı çok beğeniyoruz.Hocam fakat sizin kitaplarınızı nereden ve nasıl temin edebileceğimizi bilemiyoruz.Bize yardımcı olabilirseniz çok mutlu oluruz .Şimdiden Allah Razı Olsun Hocam.



SELAMÜN ALEYKUM
SADIK BEY SİZİN PROĞRAMLARINIZI HEYECANLA VE ZEVKLE SEYREDİYORUZ.BEN TASAVVUFA YATKINIM VE NİYAZİ MISRI HAZRETLERİNE ÇOK MUHABBET DUYUYORUM SİZDEN RİCAM ONU DAHA İYİ TANIYABİLMEM VE ANLAYABİLMEM İÇİN BANA YARDIMCI OLABİLİRMİSİNİZ.KİTAP OLUR MALATYADA BİRİLERİ OLUR BİLMİORUM HERTÜRLÜ YARDIMIZI BEKLİYORUM.
VEDDUA,VESSELAM.ALLAH'A EMANET OLUN.



kerbela fatımanın gözyaşı adlı kitabınızı okudum, sizi yürekten kutluyorum. Ben …da imam hatip lisesi müdürlüğü ve milli eğitim müdürlüğü görevlerinde bulundum sizi tanıyormuyum diye merak ettim



Sadık bey,
Merhabalar,
Tasavvufla ilgili yayınlarınız çok severek takip ediyorum. Özellikle açık programınız çok güzel.
Ben kendim çevirmenim, bazen tasavvufla ilgili ufak tefek şeyler de yazdığım oluyor.
Size birkaç örnek göndersem, bunları yayınlatma konusunda bana yardımcı olabilir misiniz?
Hürmetlerimle
A.




Tv de programınızı izlemeye çalışıyorum ama maalesef gerek entellektüel gerekse dini literatürel olarak geriyim. Ancak programınızdan keyf alıyorum. Hatta osman eğri hocanın bir kitabını sayenizde aldım okudum. Çok istifade ettiğim söylenemez. Dediğim gibi kendi eksikliğim geriliğim.
Sorum şu:
O kadar çok kitap var ki, hepsini okumaya kalksam ömrüm yetmez. Maalesef kendi eserlerimizi (gerek türk gerek islam) batılı kaynaklardan tercüme ile öğrenmekteyiz :( Sözün kısası kitaplara imanını kaynetmiş biri olarak Evet ile hayır sırrını "gezgin" de bulabilecek miyim? Okursam anlayabilecek miyim. Yoksa bu sıırı bana ifşa eder misiniz.




muhtarem hocam sizi DEM ile tanıdım çok sevdim.uslubunuz beni çekim alanına alıyor sürüklüyor nerelere gittiğimi bilemiyorum. sonrası tüm eserlerinizi okuma şerefine erdim açık denizi kaçırmamak bana mutluluk verir oldu
hocam son kitap kerbela fatıma'nın gözyaşında gördüğüm yanlışı? paylaşmak istedim sayfa 128 bdulkerim beyfendinin yazısında hz fatımanın efendimizin 45 yaşında doğduğu öldüğünde 18 yaşında olduğu söyelniyor net bilgi yok fakat 35 yaşında doğduğu 28 yaşında öldüğü söyleniyor
sayfa 115 de yeryüzünde en hayırlı aile haşimi ailesidir hadisi? zikrediliyor bu hadis nerede geçiyor sahihmi çünkü burada kavmiyetçilik sözkonusu olmuyormu? sayfa 178 de anadoluda aleviliği yayan hacı bektaşi veli olarak geçiyor alevilik ve bektaşilik nasıl aynı kefede olur hakkınız helel edin
allahın selamı üstünüze olmuş




Selamun aleykum Hocam, 3 yıl önce Diyarbakır Kitap Fuarında tanışmıştık.
Size bazı yazılarımı göndermiştim.Kıymetli zamanınızı ayırıp yazılarımı değerlendirmiştiniz.
Hocam yazılarım, belli bir sayıya ulaştı.Birkaç yazım yayımlandı.Bu aralar konu bulmakta sıkıntı çekiyorum.
Tavsiyelerinize ihtiyacım var.Hocam malum soruyu soracağım.Yazılarımı yayımlatmak ( tabii ki dosyayı tamamladıktan sonra)
için nasıl bir yol izlemeliyim.Değerli görüşleriniz bana ışık tutacaktır.Bu arada yeniz kitabınız hayırlı olsun...
Selam ve dua ile....
Ş.



Sevgili Can Kardeşim Sadık Bey,
Dün gece bir arkadaşın evinden izledim programınızı ve orda internet olmadığından size ulaşamadım. Birlikte çok duygulandık. Tevfik İleri'yi doğrusu detaylarıyle sizin sayenizde öğrenebildim. Bu ülke için bir değerdir sözüne bile sığmayacak bu denli büyük ve onurlu bir şahsiyeti, bir şehidi(bana göre şehid olmuştur. Yaradanın sonsuz rahmeti üzerine olsun) ele almanız yıllar sonra ailesinin evlatlarının kırılmış gurur ve onurlarını milyonların önünde -hem de Türk Milletine adeta özür dilertircesine kendilerine- geri verme cabanız takdire şayan bir çabaydı. Sayın Mut'a da lütfen görürseniz sevgi ve minnettarlıkalrımı iletiniz. Bulup izleyeceğim belgeseli muhakkak. Bu ülkede ne kadar çok yazar , ne kadar çok kalem oynatan var. Ama yürek oynatan az maalesef. Az demek değerli, nadir demektir. Sizi her zaman olduğu gibi bu sınıfta gördüğümü yinelemek isterim burda izin verirseniz. Dün gece b ir kez daha gerçek bir vatan evladı olduğunuzu düşündüm. Yani bu kadar evliya, hizmet eri vs. değer sizin gibi evlatları inançlı insanları beklemekte. Sanki bir döngü bu: İnançları uğruna onulmaz acıları yaşayanlar ve sonrasında peşlerine düşürüp, hayranlık,sevgi ve minnetle kendilerini kayıt altına aldırdıkları hizmetkarlar.... Hizmeti kovalayan hizmetler...dünya ve insanlık tarihinin işleyiş şekli adeta...Bu vatan toprakları ne acılı yiğitler barındımış bağrında...Daha önce de söylemiştim Allah sizi hep böyle değerli, insanlara bilgi ulaştırmanızı sağlayan hizmetlerde tutsun inşallah. Beni çok beslediğiniz muhakkak. Kaç yıldır sizin programınızdan ne değerli insanları dinledim ve ne hoş kitaplar okudum. Siz bir gün bu programı bitirirseniz naparım bilmiyorum. Ben tiryakisi oldum...Sanırım çok üzülürüm.
Önceden programlarınızı izlerken sizin İstanbul'da yaşadıgınızı düşünürdüm. Dedemle ilgili temasımız gündeme gelince Ankara'da ikamet ettiğinizi öğrendim. Ey Gökkubbe , şu altında beni de içine alarak barındırıdığın Ankara denen şehirde bir güzel saklamışsın da benim niye haberim olmadı diye sitemlendim. Benimle aynı havayı soluyan bir güzel insan...Bir yazar, bir vatan eri, bir aşk cengaveri, , tertemiz yüreğiyle insanlığa, vatanına hizmet çabası içinde koşturan bir hizmet gülü, bir pervane...Mevlana'nın evladını çok ama çok heyecanlandıran bir fark ediş bu...Dedem'e bana Ankara'da beni anlayabilecek çok benden bir dost ver niyazımı duyuran Rabbim...hamd olsun...Beni sizinle O buluşturdu...Sizi o kadar takdir ediyorum ki ve o kadar kıskanıyorum ki anlatamam...Gurur vesilemiz güzel insan...Allah aşkınızı daim etsin inşallah..Bu sözlerimi umarım abartılı bulmuyorsunuzdur. Şunu bilmenizi isterim ki Yüce Mevlana'nın evladı, kalbi oynamadan konuşmaz....oynarsa da hiç susmaz:-) Konuşması sema gibi raksettirir onu...Siz de benim için öyle bir güzelsiniz işte; beni semaya kaldıran kelimelerin cezbeli dünyasında..
O tatlı yüreğinizi derviş kardeşliğiyle öpüyorum Sadık beyciğim...21. yüzyılda yaşayan güzel...selamlar...
N.




merhaba
bu gece açık deniz ne güzeldi
bilmediğim bir şey yoktu ama yinede yüreğime dokundu tüm söylenenler... şarkılar... siz ...
en kalbi muhabbetlerimle

herşey için teşekkürler
insanlık adına varlığınız için Yüce Yaradan'a binler teşekkür
özlemle...hürmetle...
--
H.G.




19.09.2008 tarihli Zaman gazetesinde yayınlanmış olan 'Yalnızlık ve Halvet' yazınız çok güzel.

O tarihde gazete den kesmiştim ama sonra kaybettim.

Bazen açıp gazetenin arşivinden okuyorum. Onlarca defa okumuşumdur.

Allah yardımcınız olsun,

Kolay gelsin,

Sevgiler saygılar
A.Ö.



gezgini okumuştum. bir büyük düşünürü gezgini kitabının dışında hayatıyla izlemek daha gerçek geliyor çoğu zaman.
e.



Efendim,
O halde uzaklardan sahhaflardan aratıp 2. elini bulduğum ve İstanbul a getirtmek için sipariş verdiğim kitabınızı size hediye etmek isterim.
Ama zannımca çok mümkün olmasa gerek. Fakat yine de size buradan ulaşmak çok güzel.
İstanbul Ü. Hukuk Fakültesinde asistan olarak çalışıyorum.. Beyazıt'a uğradığınızda İdare Hukuku kürsüsünün tarihi müdür odasında sizi ağırlasak
ne de güzel olur.
Saygılarımla...
Y.


Yarın sizinle çok önemli bir konuda konuşmak isterim. Mümkünse bana sabit bir telefon numarası verirseniz sevinirim Selamlar..
s.ç.




Ebu'l-Hasen el-Harakânî Hazretleri programınız muhteşemdi...
Programınıza zihninize kalbinizin güzelliğine sağlık...
Sağlıcakla...
v.k.



O gün Buda elinde bir nilüfer ile gelmişti. Tüm müritleri baktı ve baktı ve endişelendiler ve giderek daha da çok huzursuz oldular. O konuşmuyordu, nilüfere bakıyordu…sanki tüm etrafındakileri unutmuş gibiydi. Dakikalar geçti ve bir saat geçti ve insanlar çok kıpırdanmaya başladı. Ve sonra Mahakashyapa gülmeye başladı. Buda onu çağırdı ve ona çiçeği verdi ve dedi ki: “Sözcüklerle verebildiğim şeyi diğerlerine verdim. Sözcüklerle veremediğim şeyi, sana veriyorum, Mahakashyapa. Sessizlikteyken mesajı alabilecek olan kişiyi bulana kadar onu sakla.”
“Shakyamuni elinde nilüfer tutuyormuş,
Kashyapa gülümsemiş.
Hadi oradan sen de!
Nilüfer gülümsedi, Kashyapa da gülümsedi.
Shakyamuni neredeydi hani?”

Ko Un

*


Her şiirin sonunda, şiirle bütünleşen bir Zen şiiri ya da bir Zen şiirinden dizelerin yer aldığı... "Uyandığım Rüya-Zen ve İncir Ağacı tek bir şiir gibi düşünülmüş, sıkı dokulu, bütünlüklü şiirler toplamı olarak Ersan Erçelik’in şiirde geldiği yere dikkatleri çekiyor ister istemez. Bu kitap Ersan Erçelik’in Türk şiirindeki yerini sağlamlaştırdığı, bir mesafeyi işaretleyen şiirler. Yetkin bir dil, özgün, oturmuş bir söyleyiş. Ersan yıllarca kazdığı yatağı artık şiirinin sularının rahatça akacağı bir biçime kavuşturmuş. Türk şiiri de yeni bir şiir mevzii kazanmış böylece. Bundan sonra, bu şiir üstünde yükselecek şairi daha çok merak edecek herkes." (Arka Kapak'tan.)
*
Kitaptan:
Eylülün Rüyası
Eylülde buluştuk, eylül hepimizin rüyası
işte! Rüzgârın saçlarını ıslatan yağmur
Gün ışığıyla ele eleydik daha birkaç gün önce
büyüdüm sanıyordum bir iç deniz kadar
Geçtiğim limanlara asılı bir fırtınaydı maceram
Sen kıyıdan elini çekince havalandı sukuşları
yağmur ve ben baş başa bulduk birbirimizi
Bir ırmağın serinliğiyim. Yeşil.
Sular anlatır bana, sular döker içini
ben bilmem, bir şelaleye sor dökülmek nedir
Sen uzaklara gerdiğin yayla öğrenirsin rüzgârı
ben nereye gitsem ardımda yağmurun gözleri
Eylülde buluşuruz, eylül hepimizin buluşma yeri
Ormanın kalbinden geçen bir yoldum
bir ormanın büyümesini dinliyorum şimdi
Kendi ayak izlerini kokluyor rüzgâr
Bir ormanın sesiyim. Yeşil.
Yağmur anlatır bana, yağmur döker içini
ben bilmem, bir buluta sor yağarken rüya görmek nedir.
*
Birden Zen
Çayırın yeşil konuştuğunu gördüm
duydum rüzgârın diliyle içtiği suyu
Bomboş bir ev gibiydi sonsuz deniz
sonsuz ışıltılar, kamaşmalar diye düşündüm
“Hiç düşünce” dedim sonra
kendime bir Buda gibi güldüm
Sünger çıkartmaktan geliyordu balıkçılar
bense dudaklarından dönüyordum
Bundandı sarhoşluğum, toprağına tutunan
kırmızı bir şakayık gibi sarılmıştın bana
Oturduk, yorgun taşlar kadar uzun
dinlendik, göldeki kamışlar kadar aheste
Çardağın altında en yalın sözcüklerle seviştik
tozunu aldık üzüme duran asmaların
Anladım ki zaman dediğimiz bir büyülenme
ekmeğe yürüyen başak, çiçeğe sıçrayan tohum
Toza dönen insana bu yüzden inanmadım
aşkla dindirdim yaramı, çıplak buldum sözümü
Utandım, derin sustum.
e.




Hocam,
"Al Aşkını Ver Beni" eserinize ulaşamıyoruz. Yayınevi baskısından elinde kalmadığından bahsediyor. Sahaflar da da bulamadığımız için en sonunda size ulaşmak istedik. Bu hususta yardımcı olmanızı dileriz.
Kolaylıklar iyi çalışmalar ve selam ile.


üstadım m.efdal emre nin "Niyazı i Mısri Divanı ve Şerhi" Tanrı erinin sırları kitabını aldım. yolum marmara ilahiyatın kitaplığına düştü o vakit aldım.bu konuda ayrıca kaynak önerebilirmisiniz? Rabbim yar ve yardımcınız olsun.Allaha emanet olun sevgili ağabeyciğim
m.


Selam Sadık Beyciğim,
Bu gün kütüphaneden GEZGİN'i alıp okumaya başladım. Çok ilerlediğim söylenemez. 37-38 ve 39. sayfalardan sonra ilerlemem mümkün olmadı çünkü. Dehşetti Tanrım..Ne demek lazım bilemiyorum ki...çok ama çok etkilendim...Son yıllarda özlemle beklediğim çözülmeyi yarattı bende...Dedim ya ilerleyemedim, hala o satırlarda kilitliyim. Oturup bir iki satır karaladım hatta. Bu satırların bendeki izdüşümleri...Ben sizi daha önce neden okumadım bilemiyorum ya...Cengiz Dağcı'dan beri kalbime bu kadar dokunan bir yazar olmadı inanın.(Yüce Mevlanamı dışarıda tutuyorum). Bir kitap yıllardan beri ilk defa beni gözyaşlarına boğdu ardı arkası kesilmeyen titremeler eşliğinde. Neyin sesini duyduğumda yaşadığım kalp erimelerini yaşattınız bana yazın yeteneğinizle..Türk Milleti adına içten teşekkürlerimi kabul ediniz lütfen. Hala ağlıyorum inanın. Bu gece olaganüstü güzel gecti sayenizde. Okudugum metne dair küçük bir karalamamı size gönderiyorum. Umarım begenirisiniz. Her zamanki sabırsızlığım işte..aslında hepsini okuyup daha kapsamlı bir sey göndermekyi bekleyemedim.
Sevgiler
n.


Üstadım, iyisinizdir inşallah. Mesnevi kitabını baskıya gönderecem, 35 öykü daha ekledim, toplamda 155 öykü oldu.
Kitabın ikinci baskısı için kısa bir önsöz yazabilir misiniz? İlk baskıda yazdığınız kısmı tekrar ileve edecem inşallah. haberinizi bekliyorum.

--
Mamoste 'Ezîz




şu çokluk dünyasında yalnızlığa takılmak üzereyken satırlarınızdan gönlüme, ruhuma, aklıma takılanlar....ve de hayatımla kitaplarınız arasındaki paralellik....iyi ki kitaplar var..iyi ki sizin gibi yazarlar da var..yazardan öte, sizin gibi düşünen ve paylaşan insanlar var....
m.c.



Sevgili Sadık Beyciğim,
Dün çok konuşamadık telefonda. Ben zaten konuşurken duygularını kolay aktarabilen biri değilim. Dünyanın en büyük icadı yazı bana göre. Sanırım bu yüzden böyle olduğunu düşünüyorum. Çok uzun zamandır zevkle ve her işimi bıraktıracak bir iştiyakle izlediğim ve- hatta çevremin bu yüzden beni cumartesi akşamları aramadığı- bir programı takibin ve devamında 1 yıldır kurduğum bir hayalin böylesi muhteşem bir finalle sonuçlandığına cidden hala inanamıyorum. Bu güzelliği size borçluyum şüphesiz. Aslında önce Hüseyin hocama, sonrasında sevgili Mustafa Tatçı hocama...Hepinizden Allah razı olsun. Face sayfamızda sizlere naçizane teşekkür duygularımı belirttim zaten. Tekrar yine burdan grubum adına şahsınıza derin minnettarlık duygularımı iletmeme izin veriniz lütfen. Zerafetiniz ve manevi mirasımızın yarattığı kültürle beslenmiş tasavvufi eğilimler taşıyan kişiliğiniz bizi ister istemez size yöneltti. Şahsen ben çok mutluyum sizi tanımaktan. Ayrıca gurur duyuyorum sizinle ülkemizin manevi şahsiyetlerini hamuş olmaktan kurtarıp sıcacık capcanlı yüreklerimize oturtma yolundaki değerli ve yorucu çabanız cidden takdire şayan. Allah dilerim uzun yıllar sizi bu alanda hizmette tutsun. Kurbiyet gönül kapınızı tatlı rüzgarlarla aralasın. Dedem de sizi çok sevmişler ve bana Sadık Bey acaba programda bizden memnun kaldılar mı diye sormamı istediler. Ayrıca bizi kabul ederek benim de kapıma hizmet etmemde vesile oldunuz. Bu güzelliğinizi cidden unutmam mümkün değil efendim. Hakkınızı helal ediniz.
Size biizm çocukların program sırasında çektiği görüntüleri gönderiyorum. Umarım beğenirsiniz. Ben bayıldım cidden. O gece hele ne konuşulduğunu bile zor anladım heyecandan. İzleyen arkadaşlar çok derinlere inilmediğini söylediler ama ben daha derinime inebilir miyim bilemiyorum:-) Çünkü o gece koptum cidden..Ben onlara programdan önce daha çok derin mevzular konuşulacak, gayb aleminin perdeleri üflenicek şeklinde ön göndermeler yaptığımdan olucak, pek bişey anlamadık dediler:-) Ama Dedemi tatlı bulduklarını söylediler(görmemiş olanlar tabi).
Gördünüz değil mi huzuru yakalamış bir insan..Hep gülümsedi ekranda...Programdan önce de telefonda bana Yüce Pir ne ikram ederse onu konuşacagız bu gece demişti...Sonsuz rahmetine hamd olsun..
Bu dünya, bu alem güzel alemdir siz de bilirisiniz Sadık Bey...Tadını alan konuşmayı ya unutur ya da hiç susmaz(susmak istemez) Kimseler de anlamaz o kişiyi kolay kolay...Yaradan kendine saklamıştır adeta onu...Ben eskiden yalnız olduğumu düşünürdüm...Ta ki Dedemle tanışana kadar...sonrasında sizi ve programınızı izleyene kadar...Bendeki boşluğu ve açlığı gerçekten olması gerektiği şekliyle doldurdunuz....Minnet borçluyum sizin programınıza...İnsanın yanındakilerle, arkadası eşi dostu komşusuyla konuşamadıklarını bir yayın karşılayabildi yani..
Kitaplarınızı da en kısa zamanda alıp okuyacağım. Gezgin'i çok ama çok merak ediyorum. Bu aralar çok yoğunum. İşlerimi bir hale yola koyayım ver elini Gezgin...ver elini Anka...ne diyarlara uçacağız kimbilir onlarla...Emine Işınsu'dan yıllar öce Bukağı ve Yunus'u okumuştum...Her ikisi bittiğinde ellerimi açıp, Allahım bana böyle bir kitap yazmayı nasip eyle nolur demiştim...çok kıskanmıştım o kadını ne yalan söyleyeyim. Hele bir de Yazarlar Birliği ödülü alınca:-) aslında çok özel bir dili yok onun ama seçtiği şahsiyetler Büyüktü.
Edebiyat bir sonuç...edebiyat bir keramet...edebiyat dünyaya atılmış bir çığlık...edebiyat bir üst dil...edebiyat O'nun dili...Bir zamanlar yuvam olan edebiyat...son zamanlarda hep fikir ağırlıklı bilimsel yazılar okumaktan çıktı hayatımdan...çok özlüyorum onu....Dostoyevski gibi kaçmak istediğim bişey değil edebiyat...benim anavatanım...Peygamberimin, Pirimin, Dedemin dili...bize bırakılmış en güzel miras...Tanrı'nın konuştuğu tek dil...
Ben 2008 yılında Dedemle tanıştıktan sonra yüreğime O'nun hayatını yazma ateşi düştü. Bunu dünya dili ile kendisine değil de, yüzyüze musava sırasında gönül diliyle sorduğumda 'yazalım....yazalım...bakalım neler çıkıcak..'' dedi gülerek...inanamamıştım...O gün bugündür bende canlı bu istek ...önce Hakka yürümesi lazım ama deyip korkup vazgeçtimmm..sonra daha çok hem hal olup O'nla beslenmem lazım, sevişmem lazım,,,daha da bilgi lazım deyip erteledim...dünya da yakamı bırakmadı bir türlü...velhasıl bugünlere geldik...Ama yazacağım kesinlikle...yazarsam da ilk okutacağım kişi siz olacaksınız...Okul yıllarımda ödül almış bir iki öyküm oldu...Sonra bilgisayar icad olunca 13 öykü yazmıştım evde...Ama makinam çökünce küstüm hayata...sanki kolum kırılmıştı inanır mısınız...günlerce ağrıdı...sanırım küstüm ve bir daha yazmadım...köreldiğimi düşünüyorum ve gençlik coşkusu ve heyecanı da kalmadı galiba...genclik gibisi var mı..Aşk boynunuza kementi nasıl atarsa o yönden konuştururdu sizi...O günleri öyle özlüyorum kiii....deli gibi de okurdum ve yazardım..O gün Kurtuba'da Aşık Veysel de bana içimin geçtiğini söyledi hatırlarsanız...Hele annemin gişinden sonra iyice coşku azaldı. Çok dua ettim o acıyı Rabbim Allah aşkına cevirsin diye...Kimbilir aşk Pirinin kapısına da bu yüzden gönderilmiş olabiliriz. O kapı kırk kalpler istasyonu buna kesinlikle inanıyorum...
İşte böyle Sadık beyciğim..siz hakkaten mucizelerin insanısınız..çok uzun zamandır bu kadar uzun bir mektup yazmamıştım kimseye:-)İstanbul'daki Veli sohbetlerini buraya da taşıyın lütfen. Çok isterim. Bugün eski resimlerinize de baktım...geçmiş yılların belgelerine...Sıradan bir Anadolu çocuğunun bu toprakların manevi şahsiyetlerinin 21. yüzyılda sesi olması bana çok manidar geldi..çok duygulandım...Sizdeki mütevazilik benim hep dikkatimi çekmiştir zaten..konuklarınızı hep konuşturmanız az yorum yapmanız, programı kendinizi ön plana çıkarmak için yapmamış olmanız, lafı insanların agzına tıkayarak izleyenin suratında ekşi elmalar oluşturmamış olmanız beni hep etkilemiştir ve hep söylemişimdir çevreme...hep böyle mütaevazi kalın...Hep derviş olun..son zamanlarda göremediğimiz bir figür: derviş...Siz o elbiseyi iyi taşıyorsunuz...hele hele tasavvuf camiasında bunların tersi görüntülerle karşılaşınca insan daha da özlüyor bu figürleri görmeyi..
Size küçük iki bitmemiş denememi de gönderiyorum. Bir edebiyat ustası bulduk değerlendirelim...bakalım hayat var mı...değerli yorumlarınız beklerim müsaitseniz şayet...ama bitmemiş...dedim ya yazmıyorum artık..bunlar da nasıl olduysa çıkmışlar o ara bende...göndericek başka bişeyim yok ne yapayım...diğer öyküler çöktü makinamda...çok oldu...
Ben sizi daha fazla tutmak istemem...Ben de yoruldum...Hamlamışım üstadım...Yazmak zor geldi birden...eskiden düşüncelerimin hızına ne kalem ne klavye yetişebilirdi...ah gençlik ah...gel de özleme...
En kısa zamanda görüşmek dileğiyle...
Gönlünüzün güzelliği daim olsun Sadık beyciğim...
n.



hiç aklıma gelmedi bu yol ... beni güldürdür... selametle


BİRDENBİRE / SADIK YALSIZUÇANLAR

Arzu Ayan

‘’Her şey kendinden kendine bir seyirden ibaretmiş.’’
Her şeyin bir zamanı var. İşler vakitlere rehinli. Tüm zamanların ariflerine, çağlarında büründükleri hallerine selam verme vakti. Yeni bir yolculuk zamanı. Bir yerden kalkıp bir yere varılacak. Kendinden başlayan yol yine kendinde noktalanacak.Her şey birdenbire olacak.
Bir’le başlayan yol birden başka bir şey kalmayana dek sürecek. Sadece O olacak, teklik yurdu, mekansızlık alemi, örtülemeyen, tam olarak bilinemeyen, ne kadar yakınlaşsak yanıltıcı olan, baktığın her yerde olan bir olan.. Sonrası bir, tek, hiç de kalmayan bir yer. Belirince gizlenen, örtününce görünen.
Çıkmak üzere olan bir kitabı tanıtmanın bahtiyarlığı yanında, kelimelerin, harflerin, seslerin yavaşça yok olduğu o deme şahitlik etmenin her satırda bellekten uzaklaşarak yeni bir dile, yeni bir kavrayışa doğru yeni bir şehre doğru gitmenin hayretini ve heyecanını da yedeğimde taşıyorum.
‘’ Dilsizlerin haberini kulaksız dinleyesi,
Dilsiz kulaksız sözün can gerek anlayası’’
Yunus Emre
Gezgin’de Şeyh- i Ekber’den alıntıyla , ah gönlüm bir bilseydi, bir bilseydi/ hangi yollara düştüler, nasıl aştılar dağları diyen yazar ki- modern zaman dervişidir – gönlüme bıraktığın sırrı başka kimlere verdin, diyerek acılardan büyük yer olmadığı gerçeğinin yanına, insan nereyi yurt edinirse oraya yerleşileceğini ekleyerek yeni bir kapı aralıyor.
İnsanın dünyayla arasına, mesafesine değinerek, nuru çekilen bu dünyada seni kendimde bilmek istiyorum niyazını haykırıyor. Yıllar önce bir hikayesinde kalbimin farkına vardığımda ellerim ve gözlerim kasabada yerleşecek bir menzil bulamadı demişti. Şimdi kalbinin farkına varmış, kalbine aşk mürekkepsiz yazılmış oncanın arasında geziyor ve birdenbire olan bu olup biteni kaleme döküyor.
İyi şeyler birdenbire olur, kötü şeyler de, aşk da.
İlk aşk Elif.
Yanağın kızardığı, gövdeyi saran bir alevle yatağa gömülüp göz kaçırıldığı zamanlar. Mecaz köprüsü….
Bir yandan Elmalı..
Yaşadığımız acıların dilsizliği.
Sorular, sorular, Yunus’u anlama çabası ile geçen yolculuklar.
Bilen bulur, bulan bilir. Nasıl?
Her şeyin bir noktadan ibaret olduğunu anlamak için olanlar.Suretler, suretlere aldanmadan noktaya dönmek.
Ne çok yolculuk var kitap boyunca. Mısri’ye giden bir yoldayız. Niyazi’den geçerek. Yunus’la….
Ariflerin çokluğunda birlik neşesi. İnsan söz ve gözle mayalanırmış diyor arif. Her şeyin Bir’den Bir’e geçtiğinin idrakiyle Ganem Dede’nin hikayesine düşüyor yolumuz.
Yola çıkmaya, yolda olmaya, yola gelmeye, yol olmaya talipliyseniz buyurun arifler sofrası önünüzde..
‘’ Ey canın rahatını isteyen, kurban olandır can sana .’’
Mısri çığlığı düşüyor hikayeye. Rusuhi İsmail Dede’ye kurban olan kuzuya, Ganem Dede’ye selam olsun.
Tüm Yalsızuçanlar kitaplarında olduğu gibi, bir yandan yoldayız, oturumlarda, belgesel çekimlerinde, bir yandan ariflerin huzurunda, bir yanda ülke sorunlarının tam göbeğinde. Bazen bir kasabadayız gizlenmiş bir arifin gölgesinde. Gördüğünü söyleyen delilerin, en çaresiz zamanların yakarışında.
‘’ Aga bilir, aga bilir ben bilmem!’’
Ne güzel bir yer vardığımız. Kitap ilerledikçe Hakkı bulan, dünyadan gönlü düşen onca insana rastlıyoruz.Dervişlik…. İçinde can uyananların yolu. Ve can vermeden makam bulunmaz gerçeği. Hakka talipseniz, her şey elinizden alınır,
İnsan talebi kadar vardır.
Kitap boyunca iz sürüyoruz.
Sessiz, derinden bir tanıklık bu. Tüm romanlar ve hikayeler boyunca olduğu gibi, iz.
‘’Acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun
İzlerime rastlıyorsun, bıraktıklarıma,
O yolda çekmiştim ruhumu patlattın fitili orada
Benden savrulan parçalar kurusa da
İzleri var hala yolun kenarında.’’
B. Keskin
Şairin izini sürüp yolun seslenişine uyarak okuyun Yalsızuçanları. Çünkü acının ormanı büyütür insanı.
Kızılcabölük, dar gelen kasaba, belki dünya, belki evren. Bir avuç yer genişler bazen, gönül genişleyince, bazen de daraldıkça daralır….
Bazı şeyler susularak anlatılır, bazı şeyler gözle, ama en çok halle. Yalsızuçanlar’ın samimi içten dilinin gönle düşürdüklerini takip ederek ilerlerken, yolumuz yaşamayı öğrenmenin ölmekten geçtiğine varıyor.
‘’Uyur idik uyardılar, Ali’ye saydılar bizi.’’
Ölmeden dirlik yolu açılmıyor
Ölümün devir olduğunu anlatıyor derviş,erenlerin ölmediğini de.
Ah! Gül olmak için kül olmak lazımmış, senden öğrendim. Türkülerin gönülde ne varsa onu aşikar ettiğini de. Her şeyin birdenbire olduğunu da. Öz ağlamayınca gözün ağlamayacağını da. Zamanın erişmesini sabırla beklemenin gerekliliğini de.
Haydi dediğin gibi yapalım.
Bütün varlığı birleyelim
Çoğu aza indirelim.
Azı bire döndürelim
Birden teke varalım.
El ele Hakka.
Raflarda seyr-i endam ettiğinde gönülden gönüle yol bulacak, yolculuğu kendinden kendine olanlara ulaşacak. Ehl-i beytin kokusunu duyuracak.
‘’Ah’ı olanların olduğu yer sevgilinin yurdudur.’’
Yolu açık bereketli olsun.
‘’ Gölgeler Koridoru’’ Muhyiddin ŞEKUR
-Bir Sufinin Günlüğü-
‘’ Şayet benim kulağa tatlı gelen fısıltılarımı işitemiyorsan,
o halde hayatın acı dersleri sana öğretsin öğrenmen gerekenleri….’’
Şeyhten bir ihtar
‘’Su Üstüne Yazı Yazmak’’ adlı kitabıyla tanıdığımız İslam ile Amerika’da şereflenen, çeşitli üniversitelerden sonra Türkiye’de konuk öğretim görevlisi olarak bulunan Muhyiddin ŞEKUR’un kendi ifadesiyle’’ Sizi beklettiğim için kusuruma bakmayın, dediği yeni kitabı Gölgeler Koridoru nisan ayı itibariyle okuyucusuyla buluştu.
İlk kitabın heyecanını uzun süre taşıyan ve bu kitabı tüm sevdikleriyle defaten paylaşan biri olarak, nisan ayı içinde tanışmaktan da onur duyduğum bu sufi bilgenin yazdıklarının cemaline, cemalinin haline nasıl tesir ettiğini de söylemeden geçemeyeceğim. Yaptığı sohbeti sessizce dinlerken ve kitabın sayfalarında gezerken bu eserin sadece bir yolculuk hikayesi olmasının ötesinde bir sır paylaşımı, bir testinin taşması olduğunu görmemek imkansız.
‘’Onun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez.-En’am-59
Dünyanın dört bir yanında şer zaferler kazanırken, yaşama hakkını müdafaa adına John Greene ‘nin davasının izinde kendi savaşlarımızın güncesi: Gölgeler Koridoru.
Rilke’nin dediği gibi, görmeyi öğrendiğimizin, bilmeye başladıkça derinleşen bir dünya sancısına ya da fırtınada göz gözü görmeyen bir hal içine düşenlerin yol göstericisi olacak bir ışığın izinde görebilmeyi, ölmeyi, yaşama bir yol bulmayı salık veren samimi bir sufinin tecrübelerini okuyacaksınız. Tasavvuf tarif edilemez yaşanır derler. Halin, sırların sızdığı, kalbin içine bakmayı ancak orda olanın gerçekliğine eğilmeyi tavsiye eden bir başlangıç kitabı.
Muhyiddin ŞEKUR’un anlattığı yol hikayesinde bir şeyhle müridin sıkı, sımsıkı bağını bulacaksınız. Müridin yolculuğunun başında kalbinin nasıl açılacağı, sonrasında hakkını vererek görmeyi nasıl öğreneceği, verilen ödevleri uygulayanlarla yan yana kol kola tecrübeye açık bir yolculuk yapacağınız bir kitap, Gölgeler Koridoru. Yolculuğun rahat ve emniyetli olmadığı ikazı tüm satırlarda saklı.
‘’ Bir oyun oynamak ister misiniz?’’
Müridlere bırakılan bu hal içinde kitap boyunca görüyorsunuz ki, mevcut olan ne varsa hayal içinde hayaldir. Hakiki varoluş sadece O’nunladır. Bir gece ormana giren müridin yaşadıklarını okurken en çok gerçek diye gördüğümüz şeylerin gerçek olmadığını anlıyoruz. Ve gölgeler alemi… Soğuk gözüken sıcak, sıcak gözüken soğuk, karanlık görünen ışık… Uzak görünen yakın, yakın görünen uzak.
Kitabın bölümlerinden birinde ‘’ Eski Mezarlık’’ içinde mezarlara yaklaşıp niyaza duran mürid, yalnızlığı, hüsranı, gölgeyi, aslı, mezarda bile devam eden mücadeleyi, ruhların bile çıkış yoluna iştiyakını dile getiriyor.
Kitap boyunca çalılıklardan, mezarlığa ilerlerken karanlığın sırrını sorguluyor, ateşböceklerinin yoldaşlığını kabul ediyor, kalbinizin içine bakmayı öğreniyorsunuz.
‘’ ay başka güneş başka dünyalarda batar.’’
Peki bizler okuyucular, hayat yolcuları kalbimizin içine baktığımızda ne görüyoruz.
Güven zedeleyen bir olayla kendini çoğunluk ile mukayeseye mecbur kalan mürid, doğru seçimi yapmak için oldukça yorucu bir halden geçer. Kitabın en can alıcı kısımlarından birinde ‘’ hikmete giden yolun ilk ayağı mülksüzlüktür.’’ İkazıyla irkiliyorsunuz. Dünyanın zincirlerinden kurtulmak istediğimizde bu ikaz bizi bize anlatır sanki.
Kitap boyunca değişim niyetinin kapıları açacağının ümidi var. Yani ölümde hayat, hayatta ölüm vardır deniyor. Şeyhinin 17. Yy Fransız edebiyatı eseri olan Tartuffe’yi okutmasından, borularla olan imtihana, konferanslardan, Bosna’ya, dava sürecinden direnişten bir canın kaybına, seyahatlere düşen derslere, karalığı terk eden dervişlerin ümitli yoluna kadar bir dervişin izini sürmek için gölgeler koridorundan geçmek gerekmektedir.
Endişeyi geride bırakıp, odaklanın.
Umutlu olun.
Hakkıyla görmeyi tecrübe edin.
Tasavvuf yolunda akışın devamlılığı için verilen ödevleri yapın.
Ve unutmayın ki: Herkes kendi şeklince işler görür. İsra-84
Işık hızıyla ilerleyen bu hayatta yavaşlamak istiyorsanız, kalbinize bir kıymık batmasına dayanabilecekseniz, herkesin er ya da geç soracağı soruyu sormaya cesaretiniz varsa buyurun
’’ Gölgeler Koridoru’na’’
Bu dünyada var olmamın amacı ne?
‘’İnşallah benim adımı o deftere kardeşlerinin seven biri olarak yazasın.’’
Not: İstanbul’un en güzel yerlerinden birinde Beykoz’da rüya gibi bir tanışıklığa, sohbet halkasına şahit olduğum Şekur efendinin gözündeki gönlündeki bereket kalemiyle dünyayı dolaşıyor. Hz. Mevlana’nın onlar bir ayağıyla sabittir, diğeriyle yetmiş iki alemi gezerler buyurdukları gibi, uzaklık yakınlık bahsinin son noktası olan bu karşılaşmaların bağları kuran Rabbimin izniyle olduğuna iman ediyorum Söz hali kadar suskunluğuyla da büyülendiğim büyüğümüzün kalemine bereket diliyorum. Yunus gibi gönüller yapmaya geldiğinden hiç şüphem yok.

Sevgili abim
Beyaz cam ardından hasret gideriyorum seninle.
Nasıl bir görüşmek ihtiyacı var anlatamam.
Geçen şiir konuştunuz Haydar, Mustafa, Gonca ile...
Durdum, süzdüm, dinledim; uzun uzuuun...
Ne iyi oldu, ne iyi geldi.
Baki selam ile...
Ö.





sadık abi merhabalar.

abi, kieslowski'nin dekaloglar-1 ini izledikten sonra "film şeridi" isimli programın arşivlerinden film hakkında yorumlarınızın olduğu programı izledim. fevkaladeydi.

abi, merak ettiğim; filmin başlangıç ve bitiş sahnelerinde yoksul, -ihtimal- evsiz bir adamın ateşin başında ısınması sahnesi var. bu yoksul adamla anlatılmak istenen ne acaba?

birkaç kelam ederseniz çok sevinirim.
allah'a emanet olun abi.
f.



Selamun aleykum. Ben Sadik Beyefendiyle ilk olarak kitaplari vasıtasıyla tanışmıştım. Daha sonra Sakarya da sohbetini dinledim. En son da Üsküdar da sohbetine katıldım. Hatta birlikte namaz bile kıldık. Öğrenmek istediğim eğer Sadık beyin dostlarıyla yaptığı muayyen bir sohbeti varsa ben de istifade edebilir miyim? Selametle.
H.



''Hiç'' isimli öykü kitabınızdaki ''İç'' yazısına manzum nottur:
‘’İÇ’’TEKİ ALEM
İçteki alemi seyre daldım,
İçine kapanık kala kaldım.
İçteki alem hülsaymış meğer
İnsan onunla yaşasaymış değer…
Yakup KISA



''Açık Deniz'' proğramının son bölümünde, Peygamber Efendimiz' in siyerini mev'ize yaptığınız için teşekkür ederim.
Y.


Sadık Bey,
Son olarak 26.04.2012 tarihinde Başakşehir Kültür Merkezi’nde olmak üzere iki sefer (diğer Sümbül Sinan Konağı’nda idi) konuşmalarınızı dinlemek kısmet oldu. Hiç, Kuş Uykusu ve Dem kitaplarınızı da okumuştum. Kitaplarınızdan sonra dinlediğim iki konuşmanız, birikiminiz ve gönlünüze beni gerçekten hayran bıraktı.
Kişisel bir konuda size danışmak istedim (Ne kadar doğru bilmiyorum). 2-3 senedir Ekrem Demirli’nin kitapları ve sohbetleri vesilesiyle Muhyiddin İbn Arabi ve Sadreddin Konevi odaklı olarak tasavvufa kendimce büyük bir merak duymaktayım. Kitap okumaları ve sohbetlerle gönlüme giren bu ateşle gerçekten yanmak niyetiyle bir Mürşid-i Kamil’e intisab etme ihtiyacı hissediyorum.
Bu bağlamda nasıl intisab edilir, kişi için doğru adres neresidir? Diye sormak istedim size.
İfadelerimdeki hatalar ya da edebsizlikler için özür dilerim. İmkanı varsa aydınlatmanızı rica ederim.



Sadık Bey Hayr'lı geceler olsun inşâllah

Kitaplarınız,tv programınız dışında yoğunsuz mutlaka ama sizi twitter da görme arzusunda bu kul..

Hâkk muhabbetiniz daim olsun inşâllah.. takipdeyiz ...

Selam ve dua ile.
D.


Selamlar, rahatsız ediyorum, bir maruzatım olacaktı bu tarikatlarla ilgili.
Şimdi, Cezbe halinde insan kendinden geçmekte ve beden o an hissedilmemekte, ve insan bazı harikuladelikler ve olağanüstü durumlar yaşayabilmekte.( Hz. Ali’nin namaz esnasında vücudundaki ok’un çıkarılması gibi.) Ancak bu durum, bazı tarikatlarda vücuda ve yanağa şiş sokma, İran’da insanların sırtlarını zincirlemeleri vb gibi, diğer bazılarında sanırım kadiri tarikatında sesli zikir esnasında bir halka şeklinde sallanmak ve daha sonra vücudun kontrolden çıkması şeklinde olmakta İnsanın kendinden ve benliğinden vazgeçmesi gibi. Sessiz zikir yapan tarikatların var olduğunu da biliyorum.
Ancak benim düşündüğüm nokta benzer hal ve vaziyeti, Uzakdoğu’da çeşitli buda rahiplerinin ve Hindu rahiplerinin de yapabiliyor olması; yahut Aborjin ya da Afrika’daki ilkel/medeni kabile büyücülerinin yahut Eski Türk şamanlarının benzer haleti ruhiyatı yaşayabilmesi.
Muhtemel, bunu Avrupa Katolik dünyasında bazı rahipler yahut Yahudi kabalasını uygulayan Rabbi’ler de yaşayabilmekte. Şimdi burada denilebilir ki bunlardan kimisi Rabbani, kimisi şeytani.
İnsanın vücut olarak transa geçmesi ve metafizik aleme göç etmesi, peygamberin miraca çıkması ve muhtemelen Mirac olmasa da buna benzer yolculukları ümmetine yapabileceğini izhar etmesi…
Bunlardan hangisi doğrudur. Bu fıtri bir şey midir.? Bunun dinle bir alakası olmadığı için, insanın yaratılışında bu vasıf olduğu için mi her çeşit din ve kabileden insanlarda tezahür edebilmektedir?
Bu eğer düşündüğüm gibiyse, yani hem Rahmani, hem şeytani olabilmekteyse, Hz. Mehdi ve mel’un deccal’in her ikisinde de harikuladelikler olacağı savı bu durumu destekler mi?




Merhaba,

Bir arkadaşım vasıyasıyla bugün sizinle tanıştım. Sayfanızı epey inceledim. İnşallah iki kitabınızı özellikle okuyacağım. Ama öncelikle sinema işletmecisi bir babanın çocuğu olmanız dolayısıyla filmlerle büyümeniz çok güzel.. En sevdiğiniz yönetmeni ve sizi en çok etkileyen filmi çok merak ettim.

İyi günler dileğiyle.
Y.



Cumartesi günü programlarını zı beğeniyle takip ediyorum.Sizin kitaplarınızı okuyorum.Tarih kitapları da okuyorum.Bana tarih hakkında tavsiye edebileceğiniz yazar veya kitaplar var mı?
Fatih


Hocam Kur'an ile alakalı kitap yazmayı düşünüyor musunuz? Bu kıssa tarzında olur, kur'an da ki kavramlardan yola çıkarak yazılabilir.Nedense böyle bir çalışmanın sizin kaleminizle çok etkili olacağı kanaati bende uyandı.İyi geceler.
A.


Selamlar Sadık Bey!

Sitenizde bulunan Soljenitsin hakkındaki makalenizi okudum. O bu kadar saygıyı hak etmiyor bence. Bizzat belirttiğiniz gibi ABD'nin Vietnam'ı işgalini desteklemiş ve hatta Çeçen ulusunun soykırımına arka çıkmış bir kişi için gereğinden fazla olumlu ifade kullanmışsınız. Soljenitsin'in edebi yönü "güçlü"dür elbette ama hep politik tarafının ağırlığı altında kalmıştır. Uçsuz-bucaksız bir komünizm düşmanlığının ve tarih çarpıtıcılığının markası haline gelmiş bir isimdir Soljenitsin. Eksisi artısından çok ama çok daha fazladır yani...

Lütfen biraz dikkat. Saygılarımla...
C.



slm ben reklam metinleri yazıyorum gercekten ciddi anlamda ama bütün ajanslar kendi elemanları dışında kımseyle calısmıkede gercek yetenekler ne zaman hakettıgı yerı alacak.saygılar
g.



balkanlarda halvetiye tarikatınn ramazaniye kolu hakkında bilgilendirirseniz mutlu oluruz şimdiden teşekkürler.
f.



bugün açık deniz programınızı izledim 'irşad' kitabından övgüyle sözdeildi yazarını ve kitabın tam adını rica ediyorum teşekkürler
ş.




Sayın Sadık Bey
Bu akşam ki programınızı ilgiyle izledim ve çok mutlu oldum. Benim boşnak kökenli bir kişi olmamdan dolayı programınızı izlerken dedemin babası Hafız Mehmet efendiyle ilgili daha geniş bilgi almak maksadıyla konuklarınızın mail adreslerini talep etmiştim.Umarım talebimin gerçekleşmesi mümkün olabilir.
Saygılarımla
İ.A.


Değerli Beyefendi;
Giriş ve sunumlarıyla, baştan sona kadar akademik, entellektüel ve edebi yönlerden çok güzel bir şekilde hazırlamış olduğunuz Tasavvuf Risalesini büyük bir zevkle okudum. Bütün eserleri tarayarak Üstadın tasavvufla ilgili gerçek duygu ve düşüncelerini yansıttığınız için çok teşekkür ederim. Elinize sağlık.
Selam ve saygılarımla başarılarınızın devamını dilerim.
M.Ş.



Selamünaleyküm Sadık Bey.

Açık Deniz programında Semih Kaplanoğlu ve Leyla İpekçi'nin katıldığı söyleşinizi izleme fırsatım olmadı.
Kayıtlarına ulaşabileceğim veya izleyebileceğim bir yer var mı?

Teşekkürler.
M.A.
İstanbul



Üstadım umarım sağlığınız sıhatiniz yerindedir?

Hala sizden, rene guenon okumaları için bir yardım beklemekteyim.
Nerden okumaya başlıyayım, nasıl okuyayım, bunlar için bir yol gös-
termeniz açısından.



Merhaba Sadık bey, nihayet 21.yüzyıl da Muhammedi neşeyi taşıdığını hissettiğim sufiyane bir gazeteci abimi gördüğm için sevinçliyim. Bugün ki programınızda Ankara'da ki arifleri tanıttığınız içinde ayrıca teşekkür ederim, çünkü koyu bir şekilde folklorik bir Mevlana dayatması altında ki Anadolu'muzda ki diğer ariflere haksızlık edildiğini düşünüyorduk. Tekrar teşekkür ederim


 Selamlar

Sadık Bey, Atatürk Havaalanında karşılaşmış, size kitaplarımı vermiştim. Göstermiş olduğunuz samimi yaklaşıma tesekkür edemeden, kendimi kapının dışında buldum. Umarım yanlış anlaşılmadım. Tanıştığıma çok memnun olduğumu belirtmek istedim. Tekrar karşılaşmak ve sohbet etmek dileğiyle,
Ö.


Merhaba Hocam,


Öncelikle hizmetlerinizden dolayı Allah razı olsun.Benim birkaç sorum var.Eğer cevaplayabilirseniz müşkilatımı çözmüş olacaksınız. Risale okumaya çalışıyorum.


İsa öğrencilerine, «Size doğrusunu söyleyeyim» dedi, «zengin bir kişinin Göklerin Egemenliğine girmesi güç olacak. 24Yine şunu söyleyeyim ki, devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır.» bu 4 incilde de geçiyor.

Araf Suresi 40. ayette geçen, “… deve (veya halat) iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir.” İki ifade çok yakın.

............6Sonra İblis O'nu kutsal kente götürdü. Tapınağın tepesine çıkarıp dedi ki, «Tanrı'nın Oğluysan, kendini buradan aşağı at. Çünkü şöyle yazılmıştır:

`Tanrı, senin için meleklerine buyruk verecek.'

`Ayağın bir taşa çarpmasın diye
seni elleri üzerinde taşıyacaklar.'»

7İsa İblis'e şu karşılığı verdi: «`Tanrın olan Rab'bi sınama' diye de yazılmıştır.» bu da Ebedüd-dünya ve din de var.


başka benzelikler var mıdır bilmiyorum. Aklım karıştı. Bunun izahını nasıl yapabiliriz?

Lütfen en kısa zamanda cevap verin. Allah'a emanet olun.
h.


gunler sadık bey . ben üniversite öğrencısıyım .
prodöktrlük hakkında bılgı edınmek
ıstıyordum .öğretmenlık dısında kendımı farklı alanlarda yetıstırmek
ıstıyorum. Türkdılı ve Edebıyatı okuyorum seneye okulum bıtecek
bunun ıcın neler yapmam lazım kendımı nasıl yetıstırmelıyım .sızınde
bu bölümden mezun olup trt de prodüktörlk yapmanız ılgımı çekti. nasıl
bır meslek bana
yardımcı olursnız cok sevıneceğim .sınvları nsıl oluyor.. sımdıden
napmam lazım .. tesk. ediyrm sımdıden




Sayın Sadık Bey,
Vefa Apartmanı kitabınızı okudum. Anlatımınızı, kurgunuzu çok
beğendim. Kitap kendini rahatça okutuyor. Yazar için bu çok önemlidir
bence. Yüreğinize sağlık. 3. bölümde, "Kitabı alıp biraz
karıştırdıktan sonra, Menderes'e ilişkin bir nota rastlayınca" diye
bir söz geçiyor. O kitabınızın adını yazarsanız sevinirim, okumak
istiyorum.
Sanırım Mustafa Tatcı arkadaşınız oluyor. Onunla "Denizlili Hacı
Mehmet Efendi" adlı kitabını hazırlarken telefonda tanışmıştık. O
sırada elektronik postayla epey de yazıştık. O kitabı size adamış,
adınızı orada görmüştüm. Daha sonra Vefa Apartmanı kitabınızı aldım.
Hatta o günlerde, telefonda Mustafa'ya da sözünü etmiştim.
İyi çalışmalar dilerim.

n.



Ağabey;
Allah dostlarını anlattığınız cam ve elmas, anka, gezgin, dem, hayyam adlı kitaplarınızı okudum. Uslubunuz size karşı bir muhabbet hissi oluşturdu bende. İnsanın kendine ve Rabbine olan yolculuğunda önümü aydınlatacak kalbine ve damağına tad bırakacak bir okuma listesi tavsiye edermisiniz bu kardeşinize ?
Sadık Ağabey meramımı kuru cümlelerle anlatmak zorunda kaldığım için kusura bakma.Aslında bize gelsen sana çok güzel çay demlerdim :)
Allah yar ve yardımcınız olsun
H.



Sizi çok sevdiğimden ve samimiyetinizden hiç şüphe etmediğimden size Sadık abi diye hitap etmemden umarım rahatsız olmazsınız. Sadık abi şuan sizin ''Al Aşkını Ver Beni'' adlı kitabınızı okuyorum. Kitaba başlamadan önce şöyle bir göz attım da; bu kadar mı güzel kitap hazırlanır. Maşallah Allah sizden razı olsun..Ve kitabı Bismillah deyip okumaya başladım.
Aklıma takılan bir hususu size sormak istedim. Kitabın 26. sayfasın Mahmut erol hocamızla yaptığınız söyleşide; Hocamız şeytan için ''şeytan Allah inanan bir varlıktır (burası doğru) bir baş melektir. Ama Ademin otoritesini kabul etmemekle büyük meleklikten baş meleklikten şeytaniyete inmiştir'' diyor. Halbuki hocam biz biliyoruz ki; iblis (hocamız şeytan diyorsa da kastı iblis olmalı) evet meleklerin meclisindeydi belki hepsinden sorumluydu, ancak hiçbir zaman melek olmadı ve değildi. Ayette ; ''Hani biz meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir! (kehf 50) buyuruluyor.
Size bu kısımdaki zahiren görülen yanlışı sormak istedim. Eğer haddimi aştıysam beni bağışlayın. Selamlarımı ve hürmetlerimi sunar iyi çalışmlar dilerim..
E.Ö.



Şahsınıza ait web sitenizin iletişim bölümünden aldım e-mail adresinizi ve düşüncelerimi size yazmaya karar verdim. Öncelikle hocam biz gençlere yitirdiğimiz güzelliklerimizi, irfan geleneğinizi, o mücella tarihimizi gerek kitaplarınızla, gerek Açık Deniz programınızla yeniden ihya ettirdiğiniz için kalbi teşekkürlerimi sunarım. Sizin tasavvuf, hakikat ve sinema bağlamında yekpara bir dile ulaştığınıza kâniyim. Ayşe Şasa ve İhsan Kabil ile birlikte kaleme aldığınız Düş Sineması kitabınızın bana çok şey kattığını da ifade etmeliyim. Ayrıca babama da tanıttım sizi değerli Sadık Hocam, kendisi sizi çok sevdi ve Açık Deniz programınızı düzenli olarak takip ediyor. Yani mevcut tefekkür dünyasında muteber bildiğimiz büyüklerimizdensiniz. Ve bu vesileyle sizinle tanışmak ve birikimizden faydalanmak isteriz hocam.

İ.S.



Üstad,
Gavs-ı Azam Seyyid Abdulkadir Geylani Hazretleri(k.s) ile ilgili programınızı iki kez seyrettim.
Neden Şah-ı Nakşibend Hazretleri (k.s) ile ilgili bir program yapmıyorsunuz.
selamlar



nedir ki aranip duran surekli suret degistirip onume konan. gunduz baska gece baska degil her an ben beni taniyamiyorum ben bemin kadar hizli degilim bu soru mu sorun mu cevabi var mi caresi var mi yoksa yoksa neyse bu kadar cok aci varken dunyada...
b.a



selamünaleyküm kiymetli sadik bey kardesim
yapmis oldugunuz calismalardan dolayi tesekkürü bir borc sayarak size bunu yaziyorum hayirli calismalar
h.s.



Kitap için görüşleriniz kapak kenarında var. Kafama takılan bir noktayı size sorma ihtiyacı hissettim. Umarım haddimi aşacak birşey içinde bulunmam. Hadid Suresi 10 Ayet mealen"Neden siz Allah yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşan bir olmaz. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel sonucu vaad etmiştir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. " (E.Hamdi Yazır) Bu ayet gayet açıkken Hz.Hasan efendimizin oğlu Hasanül Müsenna'ın bunu biliyor olması kesinken; söz konusu romanın 184. sayfasının ikinici paragrafının sonunda Hz.Hasanül Müsennanın ağzıyla Hz.Maviye hakkında "......Lakin nefsi ona imam oldu, oda arzuların uydu. Hem İslam'ı ters yüz edilmiş bir kürk gibi giyiniverdi, hem de yerine kendisinden bile pervasız olan bir oğul bıraktı" hitabını yapmış olması bana tuhaf geldi. Hz.Hasanül Müsenna gibi bir müstesna şahsiyet b!
u ayete rağmen böyle edepsiz bir tasvir acaba yapabilirmiydi. Bu konudaki fikrinize ihtiyaç duyduğumu bilmenizi ister, yardımlarınızı beklerim. Allaha emanet olunuz. Selam ve dua ile.




Saygıdeğer hocam
Sizi rüyamda gördüm Rüyayı size yazmak istiyorum Fakat klavyeyi yavaş kullandığım için ileti olarak gönderemiyorum
Mektup yoluyla size ulaştırmak arzusundayım Posta adresinizi ileti olarak gönderirseniz ben de mektubu göndereceğim
Açık Deniz Programı müdavimiyim ve size şükran borçluyum İyi ki bu program var
Adresinizi bekliyor olacağım Çok teşekkür ediyorum

f.



sizi yaptıgınız programları ve fikirlerinizi yakından takip ediyor,yaptıgınız ve yapacagınız işlerden dolayı şimdiden teşekkür ederim...gerçekten aydınlatıcı programlar... size acizane 2 sorum olacak ki bu sorular cevapsızda kalbilir.

1 ,sorum 04,02,2012 de yapmış oldugunuz açık deniz programın da sizinde bildiginiz üzere somuncu baba konusuvardı.aksaray da...acizane bu programla ilgili adı geçen şahsın somuncu baba hz lerinin aksarayda intisab ettigi ve orada neslini devam ettirtigi ile ilgili gerekli bilgileri muhakkak edinmişsinizdir...darende ile ilgili somuncu baba hayatıyla ile ilgili araştırma yaptınız mı...(acizane)

2,sorum geçmiş zamanda bi programda davetliydiniz ve sunucu size bi fotograf göstermişti.fotograf size özel olabilir fotograf içerigi zamanın kutbu na ait olması idi .bununla ilgili sizden bilgi alabilirmiyim...


netice itibariyle acizane taleplerim bunlar programlarınızı yakından takip etmeye allah u teala ömür verdigi müddettçe takip edecegim
m.ç.




Öncelikle yaptığınız hizmetler için ALlah razı olsun. Sorularım şunlar:


Aşağıdaki İbn Kesir Hazretlerinin tefsiridir. İSra-15 ayeti. Burada birbirine zıt manaya gelebilecek hadisler olduğunu gördüm. Ya da ben yanlış anladım. Bazı hadislere göre, sağır, bunak, islam'ı hiç duymamış ve çocukların ahirette imtihan edlip, bu imtihanı kaybedip cehenneme atılacakları söyleniyor.

1- Hak dini hiç duymamış insanlar (Afrika, Aavustralya, Güney Amerika kıtasıındaki baltagirmemiş ormanlarda yaşayan ilkel kabilelerde yaşayan binlerce insan, Rusya da kominizm zamanında tecrit içinde esir kamplarında hak dini duymadan ölen milyonlarca insan vb.) aşagıdaki hadislere göre bunlar peygamber efendimizi de görseydi iman etmeyeceklerdi, Allah ezeli ilmi ile bunların hak dini duysaydı da kafir olacağını bildiği için bunları cehenneme koyacaktır, diye bir sonuç çıkarabilir miyiz? Aynı şey deliler ve çocuklar için de geçerli midir?

2-Allah kullarını iman edip etmeyeceklerini imtihan etmek için yarattığına göre, burada zikri geçen insanlar niçin yaratılmış olabilir? Çünkü hak dini bilmiyor ki imtihan olsun?

3-Hadisler niçin farklı şekilde cevap vermiş olabilir?

Değerli Hocam,

bu gibi sorular hem bizim aklımıza geliyor, hem de çevremizdeki pek çok insan tarafınfan soruluyor. Hakikatını araştırmak en güzelidir diye size sormayı uygun buldum. Değerli vaktinizi ayırıp izah edebilirseniz minnettar olacağım. Allah ebeden razı olsun. başka link vermeyip kendiniz cevaplandırırsanız minnettar olurum.çünkü diper sitelere de baktım ama tatminkar bir cevabı bulamadım.

H.



15 — Kim hidâyete ererse; kendi nefsi için hidâyete ermiş olur, kim de dalâlete düşerse, kendi nefsi aleyhine dalâlete düşmüş olur. Hiç kimse başkasının yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azâb ediciler değiliz.
Kim Hidâyete Ererse
Allah Teâlâ hidâyete erip hakka tâbi olan, peygamberlerin izinden giden kimsenin bu güzel davranışının neticesinin kendi lehinde olacağını bildirerek haktan sapan, doğru yoldan kaçan kimsenin de yalnızca kendi nefsine cinayet işlediğini, bunun vebalinin sâdece kendisine âid olduğunu haber veriyor ve buyuruyor ki: «Kimse başkasının yükünü yüklenmez.» Kimse başkasının günâhım taşımaz. Kimse kendinden başkasına kötülük yapmaz. Nitekim Hak Teâlâ Fâtır sûresinde şöyle buyurmaktadır: «Kimse başkasının yükünü yüklenmez. Günâh yükü ağır olan onun taşınmasını isterse, yakını bulunsa bile yükünden bir şey taşınmaz.» (Fâtır, 18) Bu ifâde ile Allah Teâlâ'nın : «Onlar kendi ağırlıklarını ve kendi ağırlıkları yanında daha nice ağırlıkları yüklenecekler.» CAnkebût, 13) ve «Böylece kendi günâhlarını' tâm olarak, bilmeden saptırdıkları kimsenin günâhlarını kısmen yüklenirler.» (Nahl, 25) âyetleri arasında bir çelişki yoktur. Çünkü kötülüğe çağıranlar hem kendilerinin —kendilerini sapıklığa sürüklemiş oldukları için— hem de sapıtmış oldukları kimselerin günâhlarını yüklenirler. Bu yüklenme onların günâhlarından bir şeyi eksiltmeyeceği gibi, onlardan bir şeyi de taşımaları anlamına değildir. Bu ise Allah'ın kullarına adaletinin ve rahmetinin ifadesidir. Allah Teâlâ'nın «Biz bir peygamber göndermedikçe azâb ediciler değiliz.» kavli de aynı şekilde Allah'ın adaletini haber vermekte ve hiç bir kimseyi peygamber gönderilerek hüccet ikâme edilmeden azâblan-dırmayacağını bildirmektedir. Nitekim Allah Teâlâ başka sûrelerde de bu konuda şöyle buyurur : «İçine her bir topluluğun atılmasında bekçileri onlara : Size bir uyarıcı gelmemiş miydi? diye sorarlar. Onlar : Evet, doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz yalanladık ve Allah hiç bir şey indirdemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik, derler.» (Mülk, 8-10) «Küfredenler bölük bölük cehenneme sürülürler. Oraya vardıklarında kapıları açılır. Bekçileri onlara : Size içinizden Rabbınızın âyetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi? derler. Onlar : Evet geldi, derler. Fakat azâb sözü kâfirlerin aleyhine gerçekleşti. Onlara : Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Mütekebbirlerin durağı ne de kötüdür, denir.» (Zümer, 71-72) «Orada : Rabbımız, bizi çıkar. Yaptığımızdan başka sâlih amel işleyelim diye bağınşırlar. O zaman onlara şöyle deriz : Öğüt alacak kişinin Öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadın. Zâlimler için bir yardımcı yoktur.» (Fâtır, 37). Ve daha buna benzer âyetler, Allah Te-âlâ'nın peygamber göndermeden hiç bir kimseyi cehenneme girdirmeyeceğini göstermektedir. Bu sebeple Buhârî'nin Sahîh'inde «Muhakkak ki Allah'ın Rahmeti; ihsan edenlere çok yakındır.» (A'râf, 56) âyetinin tefsiri bölümündeki hadîste fazla olarak vârid olan lafızdan dolayı bilginlerden bir çoğu Buhârî'ye karşı çıkmışlardır. Bu hadîs şöyledir : Ubeydullah İbn Sa'd... Ebu Hüreyre'den nakleder ki; Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş ; Cennet ve cehennem birbirleriyle çekiştiler... Ubeydullah hadîsin devamını nakleder ve sonra şöyle der : Cennete gelince; Allah, yaratıklarından hiç birine zulmetmez. O, cehennem için yeni bir yaratık-meydana getirir ve onlar da buraya atılır. Cehennem; daha var mı? diye üç kere sorar. Hadîsin tamâmı Buhârî'de yeralmak-tadır. (Buhârî, Kitâb et-Tevhîd, yukarıda geçen âyetin tefsiri) Bu rivayet lütuf diyarı olduğu için cennet hakkında vârid olmuştur. Cehenneme gelince; orası adalet yurdudur. Hiç bir kimse bir özür beyân etmeden oraya giremez. Aleyhinde delil bulunmadıkça cehenneme atılmaz. Hadîs hafızlarından bir çoğu, bu ifâde hakkında söz söylemişler ve râvînin bunu değiştirdiğini belirtmişlerdir. Nitekim Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde vârid olduğuna göre —ki lafız Buhârî'nindir— Abdürrezzâk... Ebu Hüreyre'den nakleder ki; Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş: Cennet ve cehennem birbirlerine karşı delil getirdiler.(...) Râvî hadîsin tamâmını zikreder. Sona doğru şöyle der : Cehenneme gelince; o, dolmaz. Nihayet ayağını cehenneme koyar ve; asla asla, der. İşte o zaman cehennem dolar ve birbiri üzerine eğilir. Allah kullarından hiç birine zulmetmez. Cennet içinde, Allah ayrı bir yaratık meydana getirir.
Burada bir mes'ele kalıyor. Şöyle ki: Gerek eski, gerekse yeni bilginler ve imamlar bu konuda ihtilâf etmişlerdir. Babaları kâfir olan ve kendileri çocukken ölen yavruların hükümleri nedir? Deli, sağır, bunamış ihtiyar ve İslâm'ın daveti kendisine ulaşmadan fetret devrinde ölenlerin durumu nasıldır? Bunlar hakkında pek çok hadîs vârid olmuştur. Allah'ın inayet ve tevfîkiyle önce bu hadîsleri zikredeceğim, sonra da bu konuda imamların sözlerinden özet bir bölüm kaydedeceğim. Yardım dilenecek yalnızca Allah'tır.
Kendisine Risâletitı Ulaşmadığı Kimselerin Durumu
1 — Esved İbn Serî'nin Hadîsi:
İmâm Ahmed İbn Hanbel der ki: Bize Ali İbn Abdullah... Esved İbn Seri'den nakleder ki; Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş : Kıyamet gününde dört kişi hüccet ikâme ederler. Birisi hiç bir şey duymayan sağır kimse. Diğeri ahmak kimse, üçüncüsü bunak kimse, sonuncusu da fetret devrinde ölmüş olan kimse. Sağır der ki: Rabbım, İslâm geldiği halde ben ondan hiç bir şey duymadım. Ahmak der ki: Rabbım, İslâm geldiği sırada çocuklar benim üzerime pislik atıyorlardı. Bunak der ki: Rabbım, İslâm geldiğinde ben hiç bir şeyi' düşünemiyordum. Fetret döneminde ölen der ki: Rabbım, bana Senin elçin gelmedi. Onlarda itaat etmeleri gerektiğine dâir ahidleri alınır ve onların cehenneme gönderilmesi haberi verilir. Muhammed'in nefsi kudret elinde bulunan Allah'a yemîn ederim ki; eğer onlar cehenneme girmiş olsalardı, oranın serin ve huzur yurdu olduğunu (dönüşeceğini) görürlerdi. Bu hadîsin bir benzeri Katâde kanalıyla Ebu Hüreyre'den nakledi-lirse de bunun sonunda «oraya girmeyenler zorla girdirilir» kavli yeral-maktadır. İshâk İbn Rahûyeh de Muâz İbn Hişâm'dan aynı şekilde rivayet eder. Beyhakî i'tikâd bölümünde Hanbel İbn İshâk kanalıyla Ali İbn Abdullah el-Medînîıden aynı hadîsi rivayet eder ve; bunun isnadı sahihtir, der. Aynı hadîsi Hammâd İbn Seleme... Ebu Hüreyre'den rivayet eder ve Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu belirtir : Dört kişi Allah'ın huzurunda bir hüccetle gelirler ve hüccetlerini sergilerler. Sonra yukarıdaki rivayeti nakleder. Bu hadîsi İbn Cerîr Taberî da Ma'mer kanalıyla mevkuf olarak Ebu Hüreyre'den rivayet eder. Ancak bu rivayetin sonunda Ebu Hüreyre şöyle devam eder : İsterseniz Allah Teâlâ'nm «Biz, bir peygamber göndermedikçe azâb ediciler değiliz.» (İsrâ, 15) kavlini okuyun. Aynı rivayeti Ma'mer de... Ebu Hüreyre'den mevkuf olarak nakleder. II — Enes İbn Mâlik'in Rivayeti:
Ebu Dâvûd et-Tayâlisî der ki: Bize Rebî', Yezîd İbn Ebân'dan nakletti ki; o, şöyle demiş : Biz Enes İbn Mâlik'e; ey Ebu Hamza, müşriklerin çocukları hakkında ne dersin? diye sorduk. Enes İbn Mâlik dedi ki: Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu : Onların günâhları yoktu ki bununla azâblanıp cehennem ehli olsunlar. İyilikleri de yoktu ki bununla mükâfatlandırılıp cennet ehlinin hükümdarlarından olsunlar. Onlar cennet ehlinin hizmetkârlarıdırlar. III — Enes İbn Mâlik'in Bir Başka Hadîsi:
Hafız Ebu Ya'lâ... Enes İbn Mâlik'den nakleder ki: Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş : Kıyamet gününde doğmuş çocuk, bunak, fetret döneminde ölen ve pîr-i fâni getirilirler. Her biri kendi hüccetini söyler. Rab Tebâreke ve Teâlâ cehennemden bir bölüğe; çık, der. O bu insanlara şöyle der : Ben kullarıma kendilerinden elçiler gönderirdim. Şu anda ise bizzat ben kendimin size elçisiyim. Şuraya girin. Rasûlul-iah buyurur ki: Şakâvet yazılı olan kişi; ey Rabbım, biz ondan kaçıyorduk, ona nasıl girelim? der. Saadet yazılı olan kişi de, koşarak hızlıca oraya dalar. Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurur : Siz Benim Rasûllerimi yalanlamakta ve onlara isyan konusunda en şiddetli kimseler idiniz. Şunlar cennete, şunlar da cehenneme girsin. Hafız Ebu Bekr el-Bezzâr, Yûsuf İbn Mûsâ kanalıyla Cerîr İbn Abdülhamîd'den bu hadîsi aynı isnâdla rivayet eder,
IV — Berâ İbn Âzib'in Hadîsi;
Hafız Ebu Ya'lâ el-Mavsılî Müsned'inde der ki: Bize Kasım İbn Ebu Şeybe Berâ'dan nakletti ki; o, şöyle demiş : Hz. Peygambere müs-lümanların çocukları sorulduğunda; onlar babalarıyla beraberdirler, buyurdu. Müşriklerin çocukları sorulduğunda; onlarda babalarıyla beraberdirler, dedi. Ey Allah'ın Rasûlü orada ne yaparlar? denilince; Allah onların durumunu en iyi bilendir, buyurdu. Bu hadîsi Ömer İbn Zerr... Berâ kanalıyla Hz. Âişe'den nakleder. V — Şeybân'm Hadîsi:
Hafız Ebu Bekr el-Bezzâr Müsned'inde der ki: Bize İbrahim İbn Saîd el-Cevherî... Şeybân'dan nakletti ki; Hz. Peygamber bu konunun önemini oldukça büyüttü ve dedi ki: Kıyamet günü olduğunda câhili-yet ehli putlarını omuzlarında taşıyarak gelirler. Rabları onlara sorunca; Rabbımız, bize bir peygamber gönderilmemişti, Senin emrin bize ulaşmamıştı. Eğer Sen bize bir peygamber göndermiş olsaydın; biz, kullarının Sana en çok itaat edeni olurduk, derler. Rabları onlara der ki: İster misiniz Ben size bir şeyi emredeyim de emrime itaat edesiniz? Onlar; evet, derler. Bunun üzerine Allah Teâlâ, onların koşup cehenneme girmelerini emreder. Onlar koşarlar, cehenneme yaklaştıklarında onun kaynayıp uğuldadığını görürler, ve dönüp Rablarına varırlar. Rabbımız, bizi ondan çıkar veya bizi onun üzerinden geçir, derler. Rabları buyurur ki: Size bir şeyi emredince Bana itaat edeceğinizi iddia eden sizler değil miydiniz? Bunun üzerine Allah Teâlâ, onları verdikleri sözden sorumlu tutar ve; gidip oraya girin, der. Koşarlar onu görünce geri dönüp gelirler ve derler ki: Rabbımız ondan korktuk, ona giremeyeceğiz. Allah Teâlâ buyurur ki: Oraya hor ve hakîr olarak girin. Allah Rasûlü (s.a.) dedi ki: Eğer ilk söylendiğinde oraya girmiş olsalardı, oranın serin ve selâmet yurdu olduğunu görürlerdi. Sonra Ebu 'Bekr el-Bezzâr der ki: Bu hadîsin metni ancak bu şekilde ma'-rûftur. Hadîsi Eyyûb'dan sadece Abbâd, Abbâd'dan da yalnız Reyhan İbn Saîd rivayet etmiştir. Ben derim ki: İbn Hibbân, sika râvîler arasında onu da zikretmiştir. îbn Maîn ve Neseî; onun kötü bir tarafı yoktur, ancak Ebu Dâvûd'dan başka kimse ondan hoşnûd olmamıştır, der. Ebu Hatim ise onun fena bir kişi olmadığını, ancak hadîsini yazdığını fakat onun hüccet olarak alınamayacağını belirtir.
VI — Ebu Saîd el-Hudrî'nin Hadîsi :
İmâm Muhammed İbn Yahya der ki: Bize Saîd İbn Süleyman... Ebu Saîd el-Hudrî'den nakletti ki; Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur : (Kıyamet günü) Fetret devrinde helak olan, bunak ve reşîd olmadan ölmüş çocuk konuşurlar. Fetret devrinde helak olan; bana bir kitap gelmedi, bunak olan; Rabbım, bana akıl vermedin ki onunla hayrı ve şsrri düşüneyim, çocuk da; Rabbım aklım ermedi ki, der. Önlerine ateş getirilir ve; oraya atın, denilir. Allah'ın ezelî ilminde eğer amel işleyecek çağa gelebilseydi saîd olarak yazılanlar ateşten çevrilirler. Amel işleyecek durumda olsaydı Allah'ın bilgisinde şaki olarak yazılmış olanlar ise ateşte tutulur. Allah der ki: Siz Bana isyan ettiniz, eğer peygamberlerim size gelmiş olsaydı durum nasıl olurdu? Bezzâr da bu hadîsi Muhammed İbn Ömer kanalıyla... Fudayl İbn Merzûk'dan nakleder, sonra Ebu Saîd'in hadîsi ancak bu yolla Atıyye'den nakledilmiş olarak bilinir, der. Hadîsin sonunu da şöyle bağlar: Siz, bana isyan ettiniz, ya görmeden elçilerime nasıl isyan edecekdiniz? VII —- Muâz İbn Cebel'in Hadîsi:
Hişâm İbn Ammâr... Muâz İbn Cebel'den nakleder ki; Allah Ra-sulu şöyle buyurmuş : Kıyamet gününde aklı çelinmiş, fetrette yok olmuş veya küçükken helak olmuş kişiler getirilirler. Aklı çelinmiş olan der ki: Ey Rabbım, eğer bana akıl vermiş olsaydın, akıl vermiş olduklarının arasında saadete benden daha lâyık biri olmazdı. Hz. Peygamber fetret devrinde ve çocukken ölenlerden böyle bir ifâdeyi nakleder. Bunun üzerine Rab Azze ve Celle buyurur ki: Ben, size bir şeyi emredersem, Bana itaat eder misiniz? Onlar; evet, derler. Allah Teâlâ; gidin cehenneme girin, buyurur —Hz. Peygamber dedi ki; şayet girmiş olsalardı, cehennem onlara zarar vermezdi— Onların önüne engeller çıkar ve cehennemin yok olduğunu, Allah'ın onu hiç yaratmadığını sanırlar ve sür'atle geri dönerler. Sonra ikinci kez Allah onlara emreder, onlar aynı şekilde geri dönerler. Rab Azze ve Celle buyurur ki: Ben, sizi yaratmadan önce ne yapacağınızı bildim ve bu bilgime göre sizi yarattım. Bu bilgime göre akıbetiniz belirecektir. Onları yakala, der ve cehennem onları tutuverir.
VIII — Ebu Hüreyre'nin Hadîsi:
Ebu Hüreyre'nin hadîsi, Esved İbn Serî'nin hadîsinde münderic clarak daha önce geçmişti. Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde Ebu Hü-reyre der ki: Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu : Her doğan fıtrat üzere doğar. Anası ve babası onu ya Yahûdî, ya Hristiyan veya Mecûsî yaparlar. Nitekim hayvan da doğduğunda ayıpsız ve noksansız olarak doğar. Onda bir sakatlık ve noksanlık hisseder misiniz?
Bir rivayette de derler ki: Ey Allah'ın Rasûlü çocuk iken ölenin durumu nedir? Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurur : Allah onların ne yapacak olduklarını en iyi bilendir. îmâm Ahmed İbn Hanbel der ki: Bize Mûsâ İbn Dâvûd... Ebu Hüreyre'den nakletti ki; Rasûlullah (s.a.) —Mûsâ, bu sözün peygambere âid olup olmadığında şüphe edip; sandığıma göre, demiştir— buyurdu ki: Müslümanların küçük çocukları cennettedir. Onlara İbrahim Aleyhisselâm bakar. Müslim'in Sahîh'in-de İyâz kanalıyla Rasûlullah'tan nakledilir ki; Allah Azze ve Celle : Ben, kullarımı Hanîfler olarak yarattım, buyurmuştur. Başka bir rivayette de; müsümanlar olarak yarattım, buyurmuştur. IX — Semure'nin Hadîsi:
Hafız Ebu Bekr el-Berkânî el-Harizmî, «el-Müstahrec Alâ'l-Buhârî» isimli eserinde Avf el-Harâbî kanalıyla.,. Semure'den nakleder ki; Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş : Her doğan fıtrat üzere doğar. İnsanlar yüksek sesle ey Allah'ın Rasûlü, ya müşriklerin çocukları? diye seslendiler. Rasûlullah (s.a.) müşriklerin çocukları da, buyurdu. Taberâ-nî der ki: Bize Abdullah İbn Ahmed... Semure'den nakletti ki; o, şöyle demiş : Biz Rasûlullah (s.a.) a müşriklerin çocuklarını sorduğumuzda; onlar cennet ehlinin hizmetçileridir, buyurdu. X — Hasnâ'nın Amcasının Hadîsi:
Ahmed İbn Hanbel der ki: Bize İshâk... Süleym oğullan kabilesinden Muâviye'nin kızı Hasnâ'dan nakletti ki; o amcamın bana anlattığına göre kendisi şöyle dedi demiştir : Ey Allah'ın Rasûlü, cennette kim var? dedim. Hz. Peygamber : Peygamber cennettedir, şehîd cennettedir, çocuk cennettedir, diri diri gömülen cennettedir. Bilginlerden bir kısmı bu hadîs üzerinde durur ve çocuklar hakkında bir şey demezken, bir kısmı da Semure İbn Cündeb'in Buhârî'-nin Sahîh'inde naklettiği hadîse dayanarak, onların kesinkes cennette olduklarını bildirirler. Hz. Peygamber bir rü'yâsında ağacın altında bulunan bir ihtiyara rastlar, çevresinde de çocuklar vardır. Cibril ona; bu, İbrahim Aleyhisselâm'dır, şunlar da müslümanların çocuklarıdır, der. Ey Allah'ın Rasûlü müşriklerin çocukları da mı? denilince, o; evet müşriklerin çocukları da, der. Bazı bilginler de; müşriklerin çocuklarının —Hz. Peygamberin; onlar babalarıyla beraberdir, kavline istinaden— cehennemde olduklarını söylerler. Bazıları da çocukların kıyamet gününde Arasât'da imtihana tâbi tutulacaklarını, emre itaat edenin cennete gireceğini ve daha önce Allah'ın onlar hakkındaki saadete ereceklerine dâir bilgisinin açıklık kazanacağını, isyan edenlerin hor ve hakîr olarak cehenneme gireceklerini ve yine Allah'ın daha önce onlar hakkındaki şaki olacaklarına dâir bilgisinin açığa çıkacağını belirtirler. Bu söz, bütün delilleri birleştirir. Bu, birbiriyle şâhid olarak desteklenen daha önceki hadîslerde açıkça belirtilmektedir.. Bu sözü Ebu'l-Hasan Ali İbn İsmail el-Eş'ârî sünnet ve cemâat ehlinden böylece nakletmiştir. Hafız Ebu Bekr el-Beyhakî de «Kitab el-İtikâd» isimli eserinde bu görüşü desteklemiştir. Hadîs tenkîdçileri, hafızlar ve bilginlerin muhakkikleri de böyle demişlerdir. Şeyh Ebu Ömer İbn Abd'ül-Berr en-Nemerî imtihanla ilgili yukarıda geçen hadîslerden sonra şöyle der : Bu konudaki hadîsler kuvvetli değildir ve bir hüccet olarak kullanılamaz. İlim ehli onu reddeder. Çünkü âhiret diyarı mükâfat yurdudur. Amel ve imtihan diyârî değildir. O zaman bunlar nasıl cehenneme girmeye zorlanabilirler? Orada amel ve ibâdet, yaratıkların imkânı haricindedir. Allah bir kula götüremeyeceği yükü yüklemez.
Onun söylediklerine şöyle cevab verilir : Bu konudaki hadîslerden bir kısmı sahihtir. Nitekim bilginlerin önderlerinden bir çokları bu kanâati belirtmişlerdir. Bir kısmı hasendir, bir kısmı da sahîh ve hasenle kuvvet kazanan zayıf hadîstir. Bir konudaki hadîsler bu tarzda birbirini destekler nitelikte olursa, ona bakan kişinin nazarında hadîsler hüccet ifâde ederler. Şeyh Ebu Ömer'in «Âhiret mükâfat yurdudur» sözüne gelince, şüphesiz ki orası mükâfat yurdudur. Ancak mükâfat yurdu olması, cennet veya cehenneme girmeden önce Arasât'da iken sorumluluk yüklenil meşini engellemez. Nitekim Şeyh Ebu'l-Hasan el-Eş'arî, sünnet ve cemâat ehlinin mezhebine göre çocukların ahrette imtihan edileceklerini bildirmiştir. Hak Teâlâ da Kalem sûresinde şöyle buyurmaktadır : «O gün işin dehşetinden baldırlar açılır, secdeye çağırılırlar da buna güçleri yetmez.» (Kalem, 42,43) Sahîh hadîslerde ve diğerlerinde sabit olan sünnete göre; mü'minler kıyamet gününde Allah'a secde edeceklerdir. Münâfıkın buna gücü yetmeyecek belleri arkaya katlanacaktır. Secdeye gitmek istedikleri her seferde kafaları üstü düşeceklerdir. Buhârî ve Müslim'in Sahihlerinde vâ-rid olduğuna göre; cehennemden en son çıkacak kişi hakkında şöyle denir : Allah Teâlâ orada bulunandan daha başka bir şey istememesi için o kimseden ahidler ve sözler alır ve bunu defalarca tekrarlatır. Ve Allah Teâlâ şöyle buyurur : Ey Âdemoğlu, sen ne kadar sözünden dönersin. Sonra onun cennete girmesine izin verir.
Şeyh Ebu Ömer İbh Abd'ül-Berr'in «Cehenneme girmeye onları nasıl zorlar. Bu, onların gücü dâhilinde değildir ki?» sözüne gelince. Bu ifâde hadîsin sıhhati için bir engel değildir. Çünkü Allah Teâlâ kıyamet gününde kullarına Sırat köprüsünden geçmelerini emreder. Sırat cehennemin üzerinde bir köprüdür, kıldan ince, kılıçtan keskin-cedir. Mü'minler amellerine göre şimşek gibi, rüzgâr gibi, soylu atlar gibi ve binek atları gibi geçerler. Kimileri yürüyerek, kimileri koşarak, kimileri abanarak, kimileri de yüzüstü sürünerek geçerler. Cehenneme girmeleri emredilenlerin durumu hiç de iyi değildir. Hattâ ook daha zor ve çok daha kötüdür. Kaldı ki sahîh hadîste sabit olduğuna göre, Deccâl'ın da cennet ve cehennemi olacaktır. Şeriatı koyan Şârı; Dec-câl'ın sunduğu ve kendilerine ateş gibi görünen şeyleri çekinmeden içmelerini, onun selâmet ve soğukluk olacağını bildirmiştir. Bu durum da ona benzer. Öte yandan Allah Teâlâ İsrâiloğullarına kendi kendilerini öldürmelerini emretmiştir. Onlar da bir sabah akşama kadar birbirlerinden yetmiş bin kişiyi öldürmüşlerdir. Kişi babasını ve kardeşini öldürüyormuş. Allah Teâlâ onların üzerine bir bulut karanlığı göndermiş. Bu, onların buzağıj'a tapmalarından dolayı bir ceza imiş. Bu durum da şahıslar için gerçekten zordur ve yukarıda zikri geçen hadîste söz konusu edilen hususlardan hiç de aşağı değildir. Allah en iyisini bilendir. Müşriklerin Çocukları
Bu husus kesinlik kazandığına göre; insanlar müşriklerin çocukları konusunda değişik görüşler serdetmişlerdir : I — Müşriklerin çocukları cennettedirler. Buna Semure'nin naklettiği ve Hz. Peygamberin İbrâhîm Aleyhisselâm'm yanında müslü-man ve müşrik çocuklarının bulunduğunu bildiren hadîsini delil getirmektedirler. Bu hadîs Ahmed İbn Hanbel kanalıyla Hasnâ'mn amcasından nakledilmiştir. Yukarıda geçmişti: Bu istidlal sahihtir. Ancak imtihan ile ilgili hadîsler daha özel bir anlam taşır. Allah Teâlâ onlardan itaat edeceklerini bildiği kimselerin ruhunu öbür âlemde İbrahîm Aleyhisselâm'Ia ve fıtrat üzere ölmüş olan müslüman çocuklarla beraber kılar. İçlerinden Allah'ın emrine icabet etmeyeceklerini bildiklerini ise Allah Teâlâ kıyamet günü cehenneme gönderir. Nitekim imtihan hadîsi buna delâlet etmektedir. Eş'arî de Ehl-i Sünnet'ten bu görüşü nakletmiştir. Müşrik çocuklarının cennette olduğunu söyleyenlerden bir kısmı; bunların cennette serbest olduklarını ifâde ederken, bir kısmı da müslümanların hizmetçileri olacaklarını belirtirler. Nitekim Ali İbn Zeyd kanalıyla Enes'ten nakledilen hadîs bunu göstermektedir. Ancak Ebu Dâvûd et-Tayâîisi'ye göre bu hadîs zayıftır. Allah en iyisini bilendir.
II — Müşriklerin çocukları babalarıyla birlikte cehennemde olacaklardır. Buna delil olarak da Ahmet İbn Hanbel'in Ebu Muğîre kanalıyla Ğutayfın kölesi Abdullah İbn Ebu Kays'tan naklettiği hadîsi göstermektedirler. O, Hz. Âişe'ye gelerek kâfirlerin çocuklarını sormuş, Hz. Âişe de demiş ki: Rasûlullah (s.a.) onların babalarına tâbi olacaklarını söyledi. Ben; Ey Allah'ın Rasûlü amelsiz olarak mı? dedim. Rasûlullah (s.a.) : Onların ne yapacaklarını Allah en iyi bilendir, buyurdu. Bu hadîsi Ebu Davûd da Muhammed İbn Harb kanalıyla... Abdullah İbn Ebu Kays'tan nakleder ki; o, şöyle demiş: Hz. Âişe'den duyduğuma göre o; ben Allah'ın Rasûlü'ne mü'nıinlerin çocuklarını sûrdum da; onlar babalarıyla beraberdirler, buyurdu. Ya müşriklerin gocukları? dedim; onlar da babalarıyla beraberdirler, buyurdu. Ben amelsiz mi? dedim; Allah onların ne yapacak olduklarım en iyi bilendir, buyurdu. Bu hadîsi Ahmed İbn Hanbel Vekî' kanalıyla Hz. Âişe'den nakleder ki; o, şöyle demiş : Ben Rasûlullah (s.a.) a müşriklerin çocuklarını hatırlattığımda; istersen sana onların cehennemdeki çığlıklarını işittirebilirim, dedi.
Abdullah İbn İmâm Abnıed İbn Hanbel der ki: Osman İbn Ebu Şeybe Hz. Ali'den nakletti ki; o, şöyle demiş : Hz. Hadîce Rasûlullah (s.a.) a câhiliyye devrinde ölen iki oğlunun durumunu sorduğunda; cnlar cehennemdedir, buyurmuş. Hz. Ali der ki: Hz. Peygamber, Hz. Hadîce'nin yüzündeki hoşnûdsuzluğu görünce, sen onlann yerini gör-şeydin onlardan nefret ederdin, buyurmuş. Hz. Hadîce; ya senden olan çocuklarım? deyince Hz. Peygamber, onlar cennettedir, demiş. Çünkü mü'minler de, çocukları da cennettedirler, müşrikler de, çocukları da cehennemdedirler, diye eklemiş. Sonra şu âyeti okumuş : «îmân eden, soyları da îmânda kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiç bir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır.» (Tûr, 21) Bu hadîs garîbdir. Çünkü râvîler arasında yeralan Osman, durumu meçhul bir kişidir. Onun rivayet ettiği râvi olan Zâ Zân ise Hz. Ali'ye ulaşmamıştır. Allah en iyisini bilendir.
Ebu Dâvûd da İbn Ebu Zaide kanalıyla Şa'bî'den nakleder ki; Ra-sûlullah (s.a.) diri diri toprağa gömen de, gömülen de cehennemdedir, buyurmuş. Şa'bî de der ki: Bana bu hadîsi Alkame, Ebu Vâil kanalıyla Abdullah İbn Mes'ûd'dan nakletti. Bir topluluk da bu hadîsi Dâvûd İbn Ebu Hind kanalıyla Şa'bî'den, Alkame'den, Seleme İbn Kays'-tan naklettiler. Seleme İbn Kays el-Eşcaî der ki: Ben ve kardeşim Hz. Peygambere gelip dedik ki: Annemiz câhiliyyet devrinde öldü. Ancak müsâfir ağırlar, akrabaları ziyaret eder idi. O bizim bir kız kardeşimizi henüz bulûğa ermemişken diri diri toprağa gömdü. Hz. Peygamber buyurdu ki: Toprağa gömen de, gömülen de ateştedir. Ancak toprağa gömene İslâm ulaşır da müslüman olursa; müstesnadır. Bu hadîsin isnadı hasendir.
III — Müşriklerin çocukları hakkında bir görüş beyân etmeyenler. Bunlar da Hz. Peygamberin; Allah Teâlâ onların ne yapacaklarını en iyi bilendir, kavline dayanmaktadırlar. Nitekim Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde Ca'fer İbn Ebu İyâs... kanalıyla Abdullah İbn Abbas'-tan nakleder ki: Rasûlullah (s.a.) a müşriklerin çocukları sorulduğunda; o, Allah onların ne yapacak olduklarını en iyi bilendir, demiş. Bu hadîs Buhârî ve Müslim'de Zührî kanalıyla... Ebu Hüreyre'den de nakledilir. O der ki: Hz. Peygambere müşriklerin çocukları sorulduğunda; Allah onların ne yapacak olduklarını en iyi bilendir, buyurdu. Bilginlerden bir kısmı da müşriklerin çocuklarını, A'râf ehli olarak kabul ederler. Bu görüş, onların çocuklarının cennette olduklarını söyleyenlerin görüşüyle birleşir. Çünkü A'râf karâr diyarı değildir. Ve A'râf ehlinin akıbeti A'râf sûresinde belirtildiği gibi cennettir. Allah en iyisini bilendir. Müminlerin Çocukları
İyi bilinsin ki; ihtilâf konusu olan, müşriklerin çocuklarıdır. Mü'-minlerin çocuklarına gelince, bu konuda bilginler arasında ihtilâf yoktur. Nitekim Hanbelî fakîhlerinden Kadı Ebu Ya'lâ İbn el-Ferrâ, Ah-med İbn Hanbel'in şöyle dediğini nakleder : Onların cennet ehli oldukları konusunda ihtilâf yoktur. İnsanlar arasında meşhur olan görüş de budur. Allah dilerse bizim kesin karâr vereceğimiz kanâat da budur. Şeyh Ebu Ömer İbn Abd'ül-Berr'in bazı bilginlerden naklederek onların bu konuda durakladıkları, bütün çocukların Allah Azze ve Celle'nin irâdesi altında bulundukları görüşünü serdettikleri tarzındaki kanâatına gelince : Ebu Ömer İbn Abd'ül-Berr'in ifâdesine göre bu görüşe; aralarında Hammâd İbn Zeyd, Hammâd İbn Seleme, Abdullah İbn Mübarek, İshâk İbn Rahûyeh ve diğerlerinin de bulunduğu hadîs ve fıkıh ehli bir topluluk kail olmuşlardır. Onlar derler ki: Bu husus İmâm Mâlik'in el-Muvatta'nında kader bahsinde çizdiği duruma benzer. Onun bu konuda îrâd ettiği hadîsler de böyledir. Mâlikîlerin çoğunluğu da bu görüştedir. Ancak İmâm Mâlik'den nass halinde bir şey vârid olmamıştır. Mâlikilerden sonraki bilginler müslü-man çocuklarının cennette olduklarını kabul etmişler, müşrik çocuklarının ise Allah'ın irâdesine bağlı olduklarını bildirmişlerdir. Ömer İbn Abd'ül-Berr'in sözü burada bitiyor. Ancak bu, gerçekten garîbdir. Ebu Abdullah el-Kurtubî de et-Tezkire isimli kitabında aynı şeyi zikreder. AUah en iyisini bilendir. Bu konuda Talha kızı Âişe'den mü'-minlerin annesi Âişe'ye dayanan bir rivayet zikredilir. Hz. Âişe der ki: Hz. Peygamber Ansâr'dan bir çocuğun cenazesine çağırıldı. Ben dedim ki : Ey Allah'ın Rasûlü, ona ne mutlu cennet serçelerinden bir serçe, kötülüğe ne uzandı ne de ulaştı. Bunun üzerine Hz. Peygamber buyurdu ki: Ya bundan başka bir şey ise ey Âişe? Doğrusu Allah cenneti yarattı ve insanlar babalarının sulbünde iken cennet ehlini halketti. Cehennemi yarattı ve insanlar babalarının sulbünde iken cehennem ehlini de yarattı. Bu hadîsi Ahmed İbn Hanbel, Müslim, Ebu Dâvûd, Neseî ve İbn Mâce naklederler.
Bu konudaki sözlerin, gerçekten sahîh delillere dayanması îcâbe-der. Ne var ki Şâri'in buyruklarını bilmeyen birçok kişiler de bu konuda söz etmektedirler. Bu sebeple bilginlerden bir çoğu bu konudan bahsedilmesini hoş karşılamamışlardır. Abdullah İbn Abbâs'tan, Ebu Bekr es-Sıddîk'ın oğlu Muhammed'in oğlu Kâsım'dan, Hanefiyye'nin cğlu Muhammed'den ve diğerlerinden böyle rivayet edilmiştir. İbn Hib-bân da Sahîh'inde Cerîr İbn Hâzim'den nakleder ki; o, şöyle demiş : Ebu Recâ el-Utâridî'nin Abdullah İbn Abbâs'ın minberde iken şöyle dediğini işittim : Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki : Bu ümmetin işi birbirine yaklaşıktır. Yeter ki çocuklar ve kader konusunda konuşmasınlar. İbn Hibbân bununla müşriklerin çocuklarını kasdettiğini söyler. Ebu Bekr el-Bezzâr, Cerîr İbn Hâzim kanalıyla aynı rivayeti naklettikten sonra; bir topluluğun Ebu Recâ kanalıyla bu hadîsi Abdullah İbn Abbâs'tan mevkuf olarak rivayet ettiklerini bildirir.



Sayın Sadık Bey,
en yakın imza gününüzden haberdar olmak isterim ayrıca İstanbul içinde yapacağınız panel, seminer,sohbet sözkonusu mu?

Bendenize yıllar önce sizi TRT'nin iftar ve sahur programlarında konuk olduğunuz sohbetleri dinlemek nasip oldu o zamandan beri sizi Açık Deniz programında takip etmeye çalışıyorum,Mustafa Tatcı hocayla sohbetlerinizde inanılmaz bir zerafet var,aşk var. Bu sohbetleri dinlemek ayrıcalığı bana da nasip olduğu için kendimi çok şanslı hissediyorum ayrıca ANKA'dan çok etkilendim. Sizinle tanışmak dileğiyle iyilik ve güzellik dolu günler..
v.g.


Sayin Sadik hocam,

Su an gece yarisi 01:48 Ulke tv deki acikdeniz programinizi seyreyledik lakin aklima takildi yazmadan yatamadim hem selam verip hemde sual etmek istedim.

Konu Seyh Hamidi veli ve Aksaray, sizlerle birlikte 3 akademisyen 2 mulki amir vardi programda. Somuncubabanin hayatindan kesitler ile Kayseriden Bursadan ve Aksaraydan bahsolundu. Jenerikte ve ozellikle kitap goruntulerinde Seyh Hamidi Veli hazretlerinin halil taybi kolundan evlatlari olan Darendeli Hulusi efendi ve kurduklari kamu yararina Vakif yayinlarindan (Somuncubaba nesebi Alisi, Seyh Hamidi veli kitabi ile alaninda ilk sirada adi zikredilen zaman zaman zati alilerininde yazilarinin yayimlandigi SomuncuBaba dergisini gorunce programda Vakiftan olmasa bile Darende'den bahsini aynen bursa ve kayseri gibi bekledik ama malesef sanki tum bu eserlerde aksaray dan cikmis gibi bir lansman oldu hem de sizlerinde yakindan bildigi(osmanli tapu tahrir kayitlari ve nakibul eraflik dairesi kayitlari) tarihi vesikalar Darende deki kolu ve suan faliyet gosteren vakifinda yayinlarinda bunlara guzel ornekler olmasina karsin yok sayilmasi bizim adimiza bir hayal kirikligi olmustur.

Konu ile ilgili Hulusi Efendi Vakfi gonullusu olan yuzbinlerce insanin sizi, eserlerinizi, programlarinizi takip etmege calisiyoruz.Burada gercek amacin tarihi vesikalari goz ardi etmeden SomuncuBaba misyonunu uluslararasi platformlarda bu 4 ilin ortak hedef gorup asil olan amaci kacirmamak oldugunu dusunuyorum.
h.h.


sağınız
solunuz
üstünüz
altınız
nurla aydınlansın
sevgili kardeşim.

öa



Merhaba,
Öncelikle bir "Açık Deniz" sevdalısı olarak programının artık neden TiViBu'nun "tekrar izle" bölümünde görünmediğini öğrenebilir miyim acaba?
…'da karşılaştığımız zaman yanımda bulunan arkadaşımın iyi bir tasavvuf bilgisi olduğunu söylemiştim ama bir …. olduğunu söylememiştim. İşte o arkadaşım seninle ….konusunda görüşmek istiyor. Çok yoğun olduğunu biliyorum ama bize ya senin evinde ya da onun evinde buluşmak üzere biraz zaman ayırabilirsen çok minnettar oluruz.
Başarılarının devamını ve en kısa zamanda görüşebilmeyi dilerim.
s.



kandiliniz kutlu eviniz mutlu ömrunuz sıhatli ve uzun olsun
fuat gürleyen



mevlid kandilinizi kutlar size ve ailenize sıhhat afiyet ve mutluluklar dileriz seamlar

m.s.



Gökyüzünde bi ses duydum bana dedi herkese söyle peygamber efendimiz için sadaka verin
m.



Aziz üstadım,

(Bir münasip vakittte hemhal olunması niyazıyla)
... taşmadan üstündeki köpükleri alıp size ikram istedik...

Cahil cesur olur fehvasında
Hz. Yusuf û Ümmi Sinan efendimizi ziyaret arefesinde
gönlümüze doğan mana
fakiri, O'nun ehli arasında davetsiz misafir
olmaya sevketti...

İlk siz kulak verin istedik
huuu




DİYANET İŞLERİ BAŞKAN YARDIMCISI PROF. DR. HASAN KAMİL YILMAZ ile AÇIK
DENİZ’DE Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin Hayatı ve Eserleri programınızı iş
yoğunluğu nedeniyle kaçırdım. 21 Ocak 2012, Cumartesi programınızı tekrarını
nasıl bulabilirim.Teşekkürler.
a.t.


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 4538

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

SADIK YALSIZUÇANLAR,
ARTIK BÜTÜN KİTAPLARIYLA
PROFİL’DE…

sEsLi kiTaP

C’nin Hazırlanmış Hayatı
 
 Sesli Kitap.. Hazırlayan: Nisan Kumru
Bir ve Hep
 
Küf
 
Hiç