JA slide show
Anasayfa arrow Günlük arrow Mektuplar arrow Mektuplar [Nisan 2009-2]
Mektuplar [Nisan 2009-2]
Yazan ediTör   
16.04.2009 16:51
sevgili aziz dost,can dost,
 
hiçliği azık edinmiş ,vahdet şarabıyla müteyakkız dost,
 
nasılsınız? hane halkınız da iyilerdir umarım...
 
sizinle ,uzun süredir tenakuza düştüğüm bir mevzuda istişare etmek istiyorum..müsaadenizle,
 
aslında yaklaşık 19 yıldır devam eden seyr i sülükümde hala hangi meşrebe mensubum bilemiyorum,
 
öncelikle şeriatın saadetli muştusuyla şereflenip uzun süre zahir ilimler ile meşgul oldum,
 
tabi Allah’ın muradının bu olmadığını gönül sızılarımdan için için hissedince, hak dostları çıktı karşıma,
 
çoğunluğu nakşi olmakla birlikte,nakşi-melami,melami-hamzavi,kadiri,halveti-şabani-cerrahi,hatta üveysi olanlar bile var aralarında...
 
hac ile bu aşk ü şevk cenabü rasül efendimiz ile zirveye ulaştı,
 
taşrada asabiye uzmanı olarak(nöroloji) görev yapmam hasebiyle(yarı-akıllı-delilerle de uğraştığımdan),hasta ,aile vd..yüküm de fazla idi,bu zahiri görümtünden dolayı suistimallere uğradım sürekli...
 
derken dengede olamadığımı, sarkaç gibi salındığımı anladım henüz (meslek ve evlilik de 21.yılında,44 yaşında olmama rağmen)
 
tabi ki hak dostlarıyla bazen bizzat görüşerek, bazen eserleriyle(sizinle olduğu gibi)kalbi ünsiyet kurup meşreplerinden etkilendim,bazen mana aaleminde sohbet ederek vs
 
hac da da yarabbi bana hepsinin muhabbetinden tattır,göster diye dua da bulunmuş,ziyaret ettiğim merkatlarında da o zatın en küçük bir ahlakından numune istedim hep...
 
şu an da da yaşadığım mekanda üveysi meşrep bir zat la irtibatlıyım ama...işte hepimizin noksanları olduğu
 
için,tam tamına yaklaşıp tam bir derviş teslimiyetiyle çok yakın olamıyorum...
 
ama mutlaka vefa borcuyla,arayıp hatırını arayıp sormaya gayret ediyorum...tavsiyeleriini hayatıma tatbik etmeye çalışıyorum gücüm yettiğince..
 
erol bey le yaptığınız son söyleşi eserinizde ,bu konuya erol bey de bir cevap vermiş biraz sanki,
 
ibn i arabi nin de bir çok zat a hizmet edip hep hareket halinde olduğunu biliyoruz ama...
 
yoksa egomuzun oyununa mı geliyor da (ince gurur sahibi miyiz acaba?),hak tan uzaklaşıyoruz...kendi kendimize asla olmayacağını biliyoruz ama...
 
egoların kudurtulup ,ejderha gibi herşeye saldırtıldığı bir çağda orta yol nasıl tesis edeilecek,nerede durmalıyız...? onun ikna olması müm kün mü böyle azgın bir modern çağda...illa dibi vurmayı, hastalık, belayı mı beklemeliyiz...?
 
yoksa her duruma karşı sürekli değişen bir uyanık-dinamik duruş mu lazım?
 
mesela bizim için en zor yer günde 50-60 kişiye adam gibi,sakince ,adalet ve sükünetle,muhabbetle bakmak zorunda olduğumuz polikliniklerde hastalara muamelelerimiz nasıl ayarlamalıyız...(gönül incitmemek-incinmemek ne yüce bir mertebe imiş meğer)
 
lütfen bu kardeşinize bir parça inşirah verin, can soluğunuzdan,
 
sevgili üstadım...
 
aziz dostum...
 
ö.h.






Sadık Hocam,
   Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun...
   Nasılsınız? Rabbim, afiyetler versin...
   Peygamber efendimiz (sav), hatırımda kaldığı kadarıyla " sizi övene toprak atın" diye buyurmuş... Başarı ve güzelliğin Allah'tan, kötü işlerinse nefsimizden geldiğini hatırlatıyor, bu hadis-i şerif bana...
  Hocam, yazılarınızı her okuduğumda içimde bir huzur beliriyor... Yazılarınız, can gibi, insanın canına can katıyor...
  Cam ve Elmas,  bu romanınızı hiç unutamam... Hele kitapta kerbela hadisesini anlattığınız kısmı... Hocam, yüreğinize sağlık... Her  yazınız gerçekten öylesine güsel kii....
   :) İçimden geldi, övgü babından değil de muhabbetimizi belirtmenin de sünnet-i seniyye dairesinde olmasından hareketle size bı satırları yazma cesaretini kendimdu buldum...
  Güzel, manalı ve velud yazılarınızın, hikaye ve romanlarınızın :) inşaallah artarak sürmesini diliyorum... Allah, sizden razı olsun hocam.
     **** Sadık Hocam, Peygamber Efendimiz (sav) için yazılmış güzel, kapsamlı bir naat-ı şerif antolojisi bana önerebilir msiniz? ****
      Hocam, bir de kusuruma bakmazsanız eğer, ankarada sohbetleriniz oluyor mu?
   İnşaallah yine o akşamki gibi bir sohbetiniz olur da sizi yakından dinleme fırsatımız olur, inşaallah, inşaallah...
    Allah, işlerinize kolaylıklar ihsan eylesin...
   Baki selam ve muhabbetle, hocam...
n.







Hocam ben uzun süredir kitaplarınızı takip etmeye çalışan bir okurunuzum. Ankara'da üniversite öğrencisiyim.
Edebiyatla ilgili programlara katılmak istiyorum ama bağlantı kurabileceğim birilerini bulamadım. Birkaç arkadaşım daha var. Dahil olabileceğimiz bir edebiyat toplantısı var mı acaba? Ya da oluşturacağımız bir edebiyat grubunda bize tavsiye edebileceğiniz mekan, yönlendirebileceğiniz bir isim var mı?
Bu konuda fikirlerinizi almayı uygun buldum. Yardımcı olabilirseniz çok mutlu olurum.
 
Teşekkürler.
 
ş.




Sevgili Sadik,
Rahmetli Barzani 'Dil hember dile' der.
Ben seni, sen beni andıkça görmek, görüşmek o kadar da önemli değil.
Elbette o da bir gün olur.
Sen daha nice güzelliklere layıksın.
Kahve ve çikolata ne ki?
Aslında sağlam bir tek adam bulsam basacak çok güzel kitaplarımız var.
Seninkini okudum.
Elllerine saglık.
Selim'e de yolladım.
O da beğendi.
Kitap çıkmasa sana emaille yollarım.
Selam ve sevgiyle
Ş.



Sadık bey kardeşim,

Öncelikle kitap hazırlığınız için zat-ı alinizi tebrik ederim. Hayırlara vesile olur inşaallah.

Derlemenizde makaleme yer vermenizde bence hiç bir mahzur yok, bilakis sevinirim.

Bir gün ru-be-ru görüşmek ümidiyle.

Allaha emanet olunuz.


d.






TAÇ YAPSAK SENLE SİMDEN

-MUHSİN GAZELİ-


Lütfi Şehsuvaroğlu


Sana ses vermeyen her rüzgârı kovdum esimden
Dili gül yangını bülbül gibi ürktüm sesimden

Gönül aşktan yana sergerde olup yağmalandı
Kılı kırk yardı felek kırklarla korktum nefsimden

Ağlasam gözyaşımın karları kavrar mı Muhsin
Bedeninden yayılan gül gibi çıksan resimden

Bu ne müthiş merasimdir ki, bütün herkes fağfur
Müşterek bir seda yükseldi hemen her kesimden

Yine yaptın yakışan buydu evet birliğin kut
Komşusun ol hem Sultanın, hem muaf ol rüsumden

Peki biz şimdi ne yapsak nasıl etsek ne dersin
Kime başkan diyelim hangi kuşaktan isimden

Şahsuvar hiç seni terk etmedi koy ben de gelsem
Kime dünya kalır kalsın taç yapsak senle simden







Merhaba Sadık bey, cevabınız beni çok mutlu etti..İnceliğiniz için teşekkür ederim.

Bu hafta sonu sırf sizinle geçti:)
Akşam Hz.Mısri'nin deryasına daldım gittim..Yaşadığı evi , yazdığı şiirleri okudum ve dinledim.
Aşağıdaki adreste bestelenmiş şiirleri var. Çok etkileyici.

http://www.mestmp3.com/

186-  Derman arardım derdime Hüseyni Niyazi-i Mısri (ks)
173-  İster isen bulasın cananı sen Acemkürdi Niyazi-i Mısri (ks)
  86-  Çün sana gönlüm Hüseyni Niyazi-i Mısri (ks)
  78-  Bakıp cemâl-i yâre çağırıram Nihavend Niyazi-i Mısri (ks)
  20-  Ey garip bülbül Hicaz Niyazi-i Mısri (ks)

Dünde GEZGİN e başladım. Yarıladım bugun bitecek inşallah. O da ayrı bir lezzet.O da çizik çizik oldu:)
Bu sabah sitenizde ANKA ile ilgili yeni bir söyleşiyi görünce inanın çocuklar gibi sevindim.Kitap bittikten sonra yapılan söyleşileri okumak , en sevdiğiniz tatlıyı en son yemek kadar lezzetli bişey:)

Sizin yazdıklarınıza nasıl teget geçmişim, hala anlam veremiyorum kendime.Affınıza sığınıyorum bu yüzden.Halbuki yaptığınız söyleşilerin kitapları var bende..Cemalnur Sargut , Mahmut Erol Kılıç, Tugrul inancer..Hep okuduklarım arasında.
"Adı Güzel Kendi Güzel Muhammed " in hem kitabını hem videosunu her kandilde hem izlerim hem okurum..Çok güzel bir belgeseldi.Elinize sağlık.

Dün ayrıca ANKA'yı sevdiğim arkadaşlarımada önerdim..Mail attım 13.bölümü…. diye bir arkadaşım var. Cemalnur hocanın talebesi. O daha ilk çıktığında okumuş ANKA'yı. Kendisi Cemalnur hoca ile beraber belgesel yapacağınızdan bahsetti.Çok sevindim..Umarım yakın zamanda izleme şansımız olur.
 
Neticede sizinle TANIŞ olmaktan son derece mutluyum.Hayatıma renk kattınız.
Kitaplarınızdaki cümlelerinizi oluşturan her bir kelimenin herbiri için Allah razı olsun sizden.
Samiha AYVERDİ'den sonra ilk defa soluksuz okuduğum isimsiniz.
Gönül telini titretenlerdensiziniz:)
Yolunuz açık olsun.

Dostlukla, sevgiyle.
Görüşmek dileğiyle.
selamlar

ü.





ASHAB-I KEHF’İN DELİKANLISI

Lütfü Şehsuvaroğlu

-GÜLÜŞÜ EN GÜZEL OLANA-


Ağlasam eritebilir miydim
Keş Dağı’nın karını
Ellerim, hain ellerim tutamaz mıydı
Yere çarpan helikopteri
Kanlıçukur Kanlıçukur
Adınla batasın e mi

Muhsin Başkanım, güzel başkanım
Gülüşü gülüşlerin en güzeli
Üzerine oyun oynar gibi az mı gittik
Yüzümüze çevrilmiş tabancaların
Az mı ayıkladık kurşunlarını
Adanmış nice körpe canların

Haykırsam dümdüz edebilir miydim
Göksun’un bütün eğrilerini
Sağırdan sağır kulaklarım nasıl duymadı
Sesinin ilk defa titrediğini
Yine çıkıp geleceğini düşledik hep
Olay ânını bizimle paylaşmanı

Muhsin Başkanım, güzel başkanım
Sohbeti sohbetlerin en güzeli
Kime derdimizi anlatacağız şimdi
Kiminle sırdaş olacağız bundan sonrası
Artık dondurup karların altında
Saklarız fikrimizin ince gülünü

Ashab-ı Kehf’in yedincisi kim
Niye ben değilim seninle uyuyan
Yiğit beş delikanlı, altıncısı kim
Altıysa yedincisi, yediyse sekizincisi
Mağaranın kapısındaki köpek de mi olamam
Kaç kişiydik seninle uyanmak isteyen

Tanrım bizzat seni seçti
Diriltmek için başka çağlara
Bırakıp riyânın içinde bizi
Başka doğru arkadaşlar mı verdi yanına
Ey Ashab-ı Kehf’in delikanlısı
Söyle diriliş hangi çağlara

Söyle bir dahaki gülüşün
Acaba hangi zamana…




Son halk kahramanı oralarda bir yerlerdeydi. Roller değişmişti. Zor zamanlarda herkesin imdadına koşan Başkan zordaydı. Bu sefer ona borçlu olanlar koşmuştu. Dağlarda kimi çocukluğunu, kimi gençliğini ama herkes ömrünün en temiz, en samimi yıllarını arıyordu. İki gün iki gece, sarhoş gibi aradık. Bulamadık. Üşüdük. Ağladık.
 
Ankara'da ihtiyaç varmış. Ömrümüzün en temiz sayfalarını kalan arkadaşlara ve bembeyaz karlara bırakıp Ankara'ya döndük. Başkan'ı aramaya Ankara'da devam ettik. Parti Genel Merkezi, Başbakanlık kriz masası, Ocak, sokaklar derken haber geldi. Başkan bulundu. Bir devir kapandı. Ağladık.
 
Parti Genel Merkez'inde organizasyon komitesi kuruldu. Bu dev şehidi nasıl taşıyacağımızı bilmiyorduk. Bu hareket, bu millet çok şehit cenazesi kaldırmış ama hiç bu kadar ağırını görmemişti. Sürekli toplantılar, çalışmalar... Yazdık, çizdik, gittik, geldik ve ağladık.
 
Maraş'tan uçak havalanmıştı. Son halk kahramanı geliyordu. Havaalanında uçağın geldiği Arş-ı Sema'yı tekbirler titretiyordu. Binlerce insan tek yürek olmuş bekliyor ve tekbir getiriyordu. Ne garip... "Allah'u ekber Allah'u ekber, La ilahe illallah'u Allah'u ekber. Allah'u ekber velillahil hamd" derken daha önce hiç göz yaşı dökmemiştik. Ağladık. Türk bayrağına sarılı tabutu görünce ağladık, o taşıdığımız en ağır tabutun altına girince ağladık, cenaze aracına koyunca ağladık ve araç hareket edince yanımızda kim varsa ona sarılıp dakikalarca ağladık.
 
Morga gelmiştik. Binlerce insan oradaydı. Artık gözlerimiz kurumuştu, daha yaş çıkmaz sanıyorduk. Araba'dan tabut çıktı. Biz yine ağladık. Gazi Üniversitesi Hastanesi'nin morgunda, 17 numaraya koyduk Başkan'ı. Vay be başkan. Allah senden ebeden razı olsun.
 
Cenaze gününü yine toplantılarla, çalışmalarla bekledik. Neresi olacak, nasıl olacak, kimler nerede bulunacak. Afişlerde ne yazacak, ilanlar nasıl verilecek, kaç kişi gelecek, gelen nerede kalacak. Tüm bu ciddi işleri o kadar insan hep ağlayarak yaptı. En önemli konuların konuşulduğu anda bile kendimizi tutamayıp koyuveriyorduk.
 
Son gece gelmişti. Sabah cenazemiz vardı. Abdullah kardeşim aramış, ağlıyor, konuşamıyordu. Günlerdir çok alıştığımız, artık sıradanlaşmış durumlardan biriydi. Biri arıyor ve ağlıyordu.  
 
Biraz sonra konuşmaya başladı. "Hep sana derdim ya bizi bu adamın peşine taktın, bir türlü başarılı olamadık diye. Arkadaş gurplarımızda, okullarımızda, hatta aile çevremizde hep marjinal kabul edildik. Hep boşa kürek çeken, başarısızlığa mahkum çocuklar diye bilindik. Şimdi anlıyorum ki meğer doğru adamın peşinden gitmişiz. Meğer başarmışız." Bunları duyunca ben de göz yaşlarımla eşlik ettim Abdullah'a. Evet başarmıştık. Doğru adamı sevmiş, doğru adamın peşinden gitmiş, ve milyonlarla gözyaşı denizinde buluşmuştuk.
 
Gözü yaşlı yüzbinler cenaze günü Ankara'da toplanmıştı. Bir parti Genel Başkan'ının değil, bir halk kahramanının cenazesiydi bu. O kadar farklı fikirlerden, farklı memleketlerden insan, bir müslüman cenazesinde buluşmuştu. Milletler, renkler, tipler, partiler patırtılar farklı, göz yaşları aynıydı. Meclis belki ilk kez tekbirlerle inliyordu. Kocatepe'de "Er kişi niyetine" diyenler, hiç bu kadar inanarak "ER KİŞİ" demişler midir bilmiyorum. O er kişiyi, o delikanlıyı, o Ankara'nın en güzel adamını Ankara'nın en güzel yerine götürdük sonra.
 
İstiklal Marşı'nın yazıldığı yerde, Mehmet Akif'in evinin, Taceddin dergahı'nın, avlusunda, ecdadın yanında toprak bir devi, bir devri, çocukluğumuzu, gençliğimizi kapatmıştı. Ülkücü hareketin en güzel delikanlısını, Türk milleti'nin en son kahramanını, Alem-i İslam'ın en fedakar liderini gömdük. Ağladık. Evlerimize döndük. Ağladık.
 
Bundan sonra ne olacak bilmiyorum. Biraz boşluktayız. Ama onun hakkını ödemek, manevi mirasına sahip çıkmak ve hayallerini gerçekleştirmek için en büyük davası olan ilay-ı kelimetullah yolunda çalışmak gerekiyor. Hep istediği gibi, arkasında bıraktığı herkes kendi alanında ahlaklı, nitelikli ve çalışkan olmalı. Muhsin beyin bıraktığı insanlar işte böyle insanlardır dedirtmeli. Bize çok şey öğretti. Allah ondan razı olsun. Allah rahmet eylesin. Allah bu dünyada olduğu gibi, bizi öte taraftada onunla beraber eylesin.

Eyüp Gökhan



Hayat, ölmektir!

Güzel güneşli bir gün idi. Uyandığım saatler bir şeylere geç kaldığımı geçte olsa haber vermişti. Geç kalmış ve üzülmüştüm. Bir an ağlayacak gibi oldum. Canımı sıktım. Kaçırdığım altı üstü bir testin yaprakları kadar aptalca idi. Aptalcaydı çünkü hayat sadece sınavlardan ibaret değildi. Başka şeylerde vardı. Mesela güneş yakıyordu, satırları kaleme aldığım vakit ay yüzünü göstermeye başlamıştı ve yıldızlar birazdan parıldayacaktı. Ve yine arkadaşlarla olmak, kitap okumak, sevdiğin çaylardan içmek ve bir sigara tüttürmek yetmez miydi?
Acımasız davranmıştım duygularıma ve sonra ağlamaklı bir hisle seslendim kendime. Hayat, ölmektir dedim. Evet, hayat ölmekti ve ölmeden önce güzel duygular beslemekti insanlığa karşı. Güzel duygular seni iyi bir insan yapabilirdi. Belki tüm bu çırpınışlarım gerçekten onurlu ve iyi bir insan olmakla ilgiliydi. Belki beni götüreceği sonuç gerçekten iyi bir Müslüman olmakla ilgiliydi. İşte o an tıkadım kulaklarımı dünyanın aldanışını mırıldayan gürültülere. Artık bir sınava yetişmek için acelem yoktu. Sadece bir sigara yakıp ağır adamlarla yürümek kalmıştı bahtıma. Az sonra Taceddin Dergâhı’nda, İstiklâl Marşı’nın yazıldığı o mekânda Velilere dua okurken ve oracıkta oturup titrek elleriyle dua ederken bulacaktım kendimi.
* * *
Selamun Aleyküm Muhsin başkan..
İnanıyorum ki aldın selamımı.. Rahman ve Rahim olan Allah, seni ve tüm Müslümanları, Peygamber Efendimiz‘in yolundan gidenlerden ve Peygamber Efendimiz‘in şefaatine nail olanlardan eylesin. Allah mekânı cennet eylesin. (Amin..)
Muhsin Yazıcıoğlu'nun kabrinin başındaydım bu sabah. Affeyle Yâ Rabbel âlemin varsa günahları diye başladım duama.. Gözyaşlarımı işte orada akıtmak bana hayatın gerçekten ölmek ile anlaşılabileceği gerçeğini bir kere daha gösterdi. Ve işte yine tam burada “Ölmeden önce ölünüz!” hadis-i şerifi geldi aklıma..
* * *
Ne çok severdim seni Muhsin başkan. Cânım acıyordu kabrinin başındayken, seni oracıkta bulmayı hiç düşünmemiştim fakat inanan insanlar olarak bunun da kaderin bir gerçeği olarak kabul etmemiz gerekliydi öyle değil mi? Biz sana hakkımızı helal ettik. Sende bizlere hakkını helal eyle. Ve al selamımızı ulaştır beraber olduğun Velilere..
Selamun Aleyküm..
İnna Lillâhi ve İnnâ İleyhi Raciûn

* * *
Ve şairlerin ölümlerini önceden yazdığına da şahit oldum. Sonsuzluğun sahibine kavuşmadan önce yazdıkları ile beni kendilerine bir kez daha hayran bıraktılar.
Geçtiğimiz aylarda elim bir trafik kazasında kaybettiğim canım ağabeyim Mehmet Sait Yakut'un kaleme aldığı bir şiiri.
Ne Var ki Ölmüşüm
… ve katarlar geçiyor uzaklardan
görebildiğim
götürdüğü ne varsa benden başka
klaksonlar, siren sesleri sonra
izlediğim levhalardan
vardığım yere baktım
ne var ki ölmüşüm oracıkta...
Mehmet Sait Yakut
Ve Muhsin Yazıcıoğlu'nun cezaevi günlerinde yazdığı şiir ve yine Rahman'a kavuşurken helikopterinin düştüğü bölge geldi gözlerimin önüne.. Üşüdü mü? Bilinmez lakin o sonsuzluğun sahibine gönülden bağlıydı.
Üşüyorum
 
… Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum..
Muhsin Yazıcıoğlu
* * *
Allah her iki ağabeyimin de mekânını cennet, kabirlerini cennet bahçelerinden birer bahçe etsin. (Amin..)
Evet. Hayat, ölmektir. Ölmeden önce ölünüz..
Lâ ilâhe illallah..
Lâ ilâhe illallah
http://www.adanapostasi.com/yazar_makale.asp?yazid=4&id=153

Mehmet Lütfü ÖZDEMİR





aziz sadık kardeşim,
madem o yazının rahmetli muhsin başkan'a ithaf edildiğini keşfetme ferasetini gösterdin, yazı senindir.
selam ve sevgiyle.
r.ö.
not: yazı bana SPAM olarak ulaştı. benim bilgisayar SPAM iletilerini otomatik olarak siliyorsa da, senin iletin salimen önüme geldi. bunu da sana ilişkin bir hikmet ve keramet olarak düşünmeme engel var mı?
r.ö.




Merhaba üstadım,
 
Çok teşekkür ederim. Hem böyle güzel bir kitap hazırladığın, hem de bu  “güzellikte” fakiri de unutmadığın için.
 
Allah yar ve yardımcın olsun.
 
Duaların da ilaç olur inşallah.
Zira bu maili hasta yatağımdan yazıyorum.
 
Selam ve saygıyla
s.t.






Aziz ustad
tabii ki koyabilirsin yazimi. aslinda vaktim olursa o yaziya bir seyler de ekleyebilirim veya zaten yeni bir yazi daha yazacam, ozellikle bazi solcularin muhsin beyin yetmiş oncesi tutumuna surekle referans verne bazi yaklasimlarinin icerdigi kin ve kan davasini konu alan bir yazi yazmayi dusunuyorum. gerekirse onu da koyabilirsin. henuz yazmadim tabi. insaallah gundem baska bir seyle mesgul etmese bu hafta onu yazmayı dusunuyorum.
selam ve muhabbetle
y.




Muhterem Kardesim,
Benim icin bahtiyarlik olur. Bilvesile kalbi muhabbetlerimi sunuyorum.
h.




Estağfirullah, şeref olur. Selam ve saygılar
a.



Sadık Bey,
Uygun görürseniz tabii alabilirsiniz. Ayrıca bu anlamlı çalışma için teşekkürlerimi kabul edin lütfen.
Sağlık ve başarılar diliyorum.
a.




Sadık bey,
Elbette alabilirsiniz. Allah rahmetiyle muamele buyursun.
Selamlar
r.



Sadik Bey,
Kaynak gostererek yazimi kullanabilirsiniz. Kitabinizin, merhumun hatirasina iyi bir hizmet olacagina inaniyorum.
Basarilar dilerim
t.




Sadık Bey,
Aleykümselam;
Miri malı niteliğindeki bir yazı için izin istemeniz, nezaketinizi gösteriyor.
elbette efendim, lafı dahi olmaz.
Muvaffakiyetler dilerim.
a.t.





Merhaba Sadık bey,

ANKA kitabını henüz bitirdim. Dakikalar önce, hayatımda zevk alarak okuduğum , her yerini çizdiğim ender kitaplardan birisi oldu ANKA.
Yüreğinize ve elinize sağlık.Allah yolunuzu açık etsin.

Uzun zamandır roman okumuyordum. Romanın ilk lezzetini seneler evvel , üniversitede okurken ev arkadaşımın verdiği Samiha AYVERDİ ile tadmıştım. Ateş Ağacı ve Yaşayan Ölü..Ondan sonrada okumadım, okuyamadım.

Bu aralar herşey üstüste geliyor..ANKA da öyle oldu..Niyazi Mısri ve İrfan Sofralarıda.Geçen ay TUYAP Bursa vardı..Ordan aldım Niyazı Misriyi ve İrfan Sofralarını..Beyazıtı Bestamiyi, Koneviyi ve Arabiyi.. Hangisinden başlayayım derken Anka verdi cevabı:)

Tasavufa meyilim 15 sene evveline dayanıyor. Kendi kendime televizyondan izlediklerim, duyduklarım, gördüklerimle çok şükür bu yoldaki büyüklerle tanış oldum. Herhangi bir yere bağlılığım yok.Ama tasavvuf çekiyor beni bilmediğim nedenle. Bu çekişler sonucunda Samiha Ayverdi' den Cemalnur hocaya kadar ulaştım. Onun ve annesi Meşküre hanımın derya deniz sohbetinde bulunmak nasip oldu.

Bu aralar Fatih Çıtlak ve Ömer Tuğrul Hoca müthiş çekiyor. Radyo sohbetlerini takip ediyorum.Gecenlerde bir arkadaş vesilesi ile bir zikre şahit oldum. Tüylerim çekildi içim bir hoş oldu..Adına DEVRAN dedi. Ama detayda hiçbirşey söylemedi. Sizin ANKA yı okurken DEVRAN ın anlatımı nasıl örtüştü bu gördüklerimle , nasıl birlendi anlatamam.. Yaşamakta nasip olsun inşallah.

Anka'yı okurken kendimi bende Mehmet bey gibi hissettim..Bir işaret bekleyen birisi gibi. Hayırlı zamanlarda hayırlarla karşılaşırız inşallah..

Sizinle tanışmayı çok isterdim. Sohbet etmeyi..Kendi adıma mahçubum size karşı , neden daha evvelden okumamışım kitaplarınızı diye.. Cumartesi günü gittim GEZGİN ve AL AŞKINI VER BENİ isimli kitaplarınızı aldım. Bildiğim bütün arkadaşlarıma ANKA'yı tavsiye ediyorum.

Sizi Bursa'da misafir etmek isteriz.İnşallah uygun bir zamanınız olur ve gelebilirsiniz . Umarım kesişir yollarımız bir gün, Umarım.
Saygılar sunuyorum Niyazi Mısri'nin yaşadığı şehirden
Ü.




merheba cevab ve ilginize teşekkür ederim zira 'kürd kapan'ı adı altında o an aklıma geleni dile döküvermiştim, anlık bir yazı idi yanlış anlamaya açık bir yazı idi doğru anlaşılmış olmakta ayrı bi hazdı..sipaz..sağlıcakla ve çalışmalarınız büyük hizmetinizde umarım iyi olur-olacak-olsun... eyvallah saygılarımla ..
k.


Bu arada sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim. Çok fazla vaktinizi aldım. Risalelerden çokça istifade etmeye çalışıyorum. Seneler önce Risaleler hakkında yazdığım bir şiirde var. Çok uzun olmuş sanırım. Tekrar özrü diler başarılarınız devamını temenni ederim.
--
Bu kubbede baki kalan bir hoş sada imiş...
Ö.




merhaba üstadım
ankara kalesini ne güzel yazmışsınız
lakin oralara gidilebiliyor mu
güvenlik açısından
ben anafartalar polis karakoluna giderken bile kapısına kadar taksiyle gidiyorum
gerçi güzel yerler açıldı diyorlar gittiniz mi bilmem
 
bu arada baş ağrısı için gönderdiğim maili ciddiye alın
manyetik ürünleri kullanan herkesin ağrısı geçiyor umarım size de yarar
sizden yorgunum yerine bomba gibiyim sözlerini duyacak günlerin gelmesi dua ve dileğim
 
yoksa n.fazıl gibi
lafımın dostusunuz,çilemin yabancısı
yok mudur,sizin köyde,çeken fikir sancısı  deyip yok benim ağrılarımın ilacı mı diyorsunuz
şifayla
n.




Sadık Bey,
Öncelikle güzel yazı ve kitaplarınız için teşekkür ederim. Bize, dilimize ve Türkçe'mize çok şeyler kazandırdığınızı düşünüyorum. Sizinle ilk tanışmam Gezgin kitabınız vasıtası ile oldu. En son Sessizlik Diyarı ve Anka kitaplarınızı okudum. Kitaplarınızdan ve gazetemizdeki yazılarınızdan çok büyük zevk duyuyorum. Yazılarınızın ve kitaplarınızın devamı merak ile bekliyorum. Bende kendi çapımda bir şeyler karalamaya gayret gösteriyorum. Kısa şiilerimin bir kaçından oluşan bir döküman gönderiyorum. Hayırlı akşamlar.

--
Bu kubbede baki kalan bir hoş sada imiş...
Ö.




Tekrar merhaba Sadik Bey!
iletideki reklamlarin sonuncusundaki ilk 4 kitaba dikkatinizi cekerim. ilki Gezgin, sonraki Reha Beyin Son Yenicerisi, 3-cusu Hifzi Beyin Sabahattin Ali'nin yasam oykusunu anlatan Basin One Egilmesin kitabi. Çevirilen bendenizin. Dorduncu kitap ise editorlugunu ve icindeki siirlerin cevirisini yaptigim Sultanin Cesmesi baslikli Bulgarca bir kitap. Onun de Turkcesi isteniyor hemen, ama once uzerimdeki 3 kitabi teslim edeyim.
iyi aksamlar...
r.m.




Merhaba Sadik Bey!
Gezgin piyasada.
Bugun Varna'da 12 adet satmis saat 10- 16 arasi.
Hayli yayimevi satisa sundu.
Birkac ornek iletiyorum.
Yayimci paketi hazirlayip Nermin Hanima gonderecek su gunlerde.
Saglicakla kaliniz!!!
r.m.




kıymetli Sadik

mesajiniza çok tesekkür ederim.
Estagfurullah söylemek isterim. Kitabinizi çevirirsem, basarili olursa, Allah'a sükredelim.

Benim yayinevim tabii ki kitabinizi yayindirmak istiyor. Zaten, orada ben yeni bir dizi editorlügü yapacagim. Islam farkli çesit konularinda  olacak. Yani onlarla calisiyorum. Ben yayinlamasi gerek dersem, yayinlanacak.
Fransa'daki hocam da ayni sey dedi. Her halde taniyorsunuz, Timour Muhiddine bana yayinevinde yayinabilirsin dedi.
Bu hafta mutlaka Nermin hanimla gorusmek istiyorum.

Ama siz beni kiskaniyormusunuz gibi, ben de sizi kiskaniyorumusum gibi olabilirim. Kaç roman yazdiniz. ve sahifalar güzel, derin, manevi...
su ana kadar okudugum yazdiklarinizdan en güzel çile parçasi uzaklamak konusuda. Onu da çevirmek istiyorum.

Selam ve saygiyla

a.




Efendim selamunaleyküm,
yaklaşık bir yıl önce de sizinle önce mail yoluyla taışmış sonra da bir kere telefonda görüşme imkanım olmuştu.
Fakat yoğunluğunuz sebebi ile görüşmek kısmet olmamıştı. Ben kendimi tekrar kısaca tanıtayım ve sonra da size yaklaşık yarım saat önce beni
uyandıran ve hala da uyutmayan rüyamı anlatayım(müsadenizle)
İlk olarak Zaman'da yayımlanan makalelerinizle tanıdım sizi, sonra bir gün kitap raflarına göz atarken "Yolcu" ile karşılaştım, aldım ve o gün bugündür
"sadık" bir okurunuzum. Kazakistan'da Hazar Denizi'nde çalışıyorum, üzerine petrol platformu kurulan suni adalar yapıyoruz ve gemide kalıyorum, dünya ile
tek bağlantımız internet. Bunları şunun için anlatıyorum, orda bile neredeyse hergün web sitenizi takip etmeye çalışıyorum. 3 öykü kitabınızı okudum, Türkiye ye gelir gelmez
Anka'yı ve Gezgin"i alıp bitirdim. "Tövbe ve İstiğfar Günlüğü" nü de. Sonra "Sessizlik Diyarı" geldi, ardından "Evvele Yolculuk" ve bu günlerde de "Namaz Risaleleri"ni okuyorum.
Sıkılmayacağınızı bilsem belki her eseriniz için ayrı birer yazı yazarım.  Hepsi için yürekten tebrik ediyorum ve Allah razı olsun diyorum. Hem okuduğum eserlerinizden kapasitem oranında
bana kattıklarınızla hem de okumalarıma yön vermenizle.(Önceden de okurdum ama Sezai Karakoç'u sizin satılrlarınızın arasında keşfettim, Rasim Özdenörenin 4 kitabını bitirdim ve bir o kadar da
aldım, Ahmet Hamdi Tanpınar'ı,Oğuz Atay"ı, Bilge Karasu"yu ve yabancı yazarlar da olmak üzere daha nicelerini...)
...
Uzun zamandır sabah ve yatsı namazlarında gereken dikkati gösteremiyordum ve bu beni rahatsız ediyordu.(Demek ki tüm okumalar, bilmeler, söylemler eyleme geçmeyince havada kalıyor ve Allah muhafaza bildiği ile amel etmeyenlerden olma durumuna düşürebiliyor insanı).
Dün de yine yatsıyı geciktirtince saatimi kurdum ve gece kalkarım diyerek uyudum ve kalktım! Ama saatle değil rüya ile... Uyandığımda bilinç dışı tesbih çekiyordum ve Elhamdülillah diyordum. Yataktan kalktım ve korku içinde Allahuekber diyerek rüyada başlayan tesbihatı bitirdim. Rüyam biraz karışıktı ama aklımda kalan ve inşallah hiç de çıkmayacak olan kısmını sizinle paylaşmak istiyorum.
Askerlerin savaşlarda içinde mevzilendikleri gibi kazılmış ve eni ancak bir insanın eni kadar olan bir hendek. İçinde ağlaya ağlaya namaz kılan bir adam. Yalan olmasın ama bir şeyler soruyorum neden burda namaz kılıyorsun gibi. Topraktan yaratıldığımızı ve nihayetinde yine toprağa döneceğimizi söylüyor ve de diyor ki sen ölmeden evvel toprağı nasıl bilirsen o da öldükten sonra seni öyle bilir. Ben o anda birden topraktan olduğunu unutanın ve sebebi hilkate kayıtsız yaşayanın toprak tarafından istenmeyeceğini ve hatta kabrinde de sıkıştırılacağnı düşünüyorum. Ürperiyorum. Rüyamın başka bir yerinde babaannem(geçen yaz vefat etti) ölü olmasına rağmen "Adem yok, adem yok" diye inliyor, onu, sanırım, morga götürürken. Ve ben korkuyla tesbih çekerek uyanıyorum. Allahuekber...
Her ne kadar öykü türünü sizin sayenizde çok sevsem de ve bu rüyamı bir öykü formunda size sunmayı düşünsem de bunun kendi adıma size karşı bir edepsizlik olacağını düşündüm ve de rüyamı tam olarak anlatamamaktan korktum. Ama belki siz bu rüyamdan bir öykü çıkarırsınız...
Efendim, zamanınızı aldım, hakkınızı helal ediniz. İnşallah bu rüya ile birlikte yıllardır hayalini kurduğum ruhi doğumumu gerçekleştirebiliirm...
Nerde olursam olayım ki bu yer denizin ortasındaki bir ada bile olsa,sizi okumaya ve takip etmeye devam edeceğim. Muhabbetimiz devam edeck inşallah, siz anlatacaksınız ve ben dinleyeceğim. Hep yaptığım gibi bazı satırların altını sarı fosforlu kalemle çizip kitabı veya makaleyi bitrdikten sonra tekrar okuyacağım. 1.5 yıl önce okuduğum bir öykünüzde dediğiniz gibi, gerçek herkese ayan olsaydı dünyada kul kalmazdı değil mi efendim. Hakkıyla kul olabilmemiz duasıyla...
sadık okurunuz
a.k.



DEĞERLİ ABİCİĞİM İNŞALLAH İYİSNİZDİR...
sizle tez yapmaya geldikten sonra muhabbetimiz olmadı...
size uzak kaldığım için özürlerimi iletiyorum...
ama pazar günkü yazılarınız iştiyakla takip ettim...
her zamanki gibi idiler...
 
yazdığım tezin bir nüshasını size yollayacağım inşallah yakın bir gelecekte...
şimdilerde vazifelere devam ediyoruz... ama insanla uğraşmak ne kadar da zormuş
bazen dağ başında bir odun olabilmenin zevkini hissediyorum da
ne kadar da güzel olurmuş...
insanlığın hakkını verebildiğimi düşünemiyorum...
 
siz iyisinizdir inşallah...
ankarada bizim konyada okuyacak olan bir kenyalı kardeşimiz var abiciğim..
onu yakın bir gelecekte ziyaret etmeye geldiğimde
sizi de görüp feyzlenmek istiyorum inşallah
tabii kabul ederseniz...
 
sizi seven, sadık okurunuz....
bülent ahmet...
cevabınızı dört gözle bekliyorum değerli abiciğim...:)
 
b.


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 442

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

YENİ ALBÜM