JA slide show
Anasayfa arrow Günlük arrow Mektuplar arrow Mektuplar [Mart 2009]
Mektuplar [Mart 2009]
Yazan ediTör   
20.03.2009 21:09
Sadık bey,teşekkürler..
Az sözle çok şey anlatanlardansınız...
Açıklamalarınızdan istifade ettim..
Sözlükler kelimelerin suri anlamını veriyor, inceliklerinden bahsetmiyor.
Ve bu yüzden mana-i harfi ile uğraşanlara ihtiyaç var,
söz konusu Kur-an-ı kerim olunca daha dikkatli olmam gerekiyor.
Bu sebeple ara sıra size sorularım olabilir.Mesela;  İki yusuf birbirini severse ...Yada Yusuf(a.s)ı kendine örnek kabul etmeye çalışan
iki kulunu Rabbim birbirleri ile imtihan ederse... Ne ola bunların hali?...Yada varmı bunun halli?..Saygılar hürmetler   
a.


s.a sadık ağabey daha evvelden de bu mücrim sizi rahatsız etmişti...
sizden bir ricam var son bir yıldır kulluktan beri sefihane bir hayat(!) sürüyorum... ne yaptıysam nefse ve şeytana mağlubiyetten kaçamadım... eğer ki siz ağabeyden bir halas çaresi varsa lütfen himmet edin... bir evrad, zikir ve sair yahut sizin tecrübenizden damıtılmış bir çare... zira bu hal ve gidiş beni hem yormakta hem Cenab-ı Hakkın rızası hilafınadır. lütfen himmet edin. halimi tam arz edemedim çünkü Allah settardır ve de arife çok kelam israf ve edeb dışıdır.
baki selam ve muhabbetle
a.


ÖYKÜ(CÜ)
 
     Zamanı yarıp girerdi bir rüyanın içine.
 
     Işıklı dilimde, durmaksızın yol alan bir küheylanın dizginlerini sıkıca tutardı parmakları.
 
     Kalabalığın zehrini çekerken içine, sigarasının yedeğinde, yalnızlığın koynunda geçireceği geceyi düşlerdi yüreğinde.
 
     Sonra düşerdi ışıltılı karanlığın içine: Yüzlerinde peçe beklerken heyecanla harfler bir köşede, bembeyaz sayfaların karşısında dizginleyemezdi şehvetini ,kalemi de alınca eline.
Kelimelerinin içine girebilme, yokluktan varlığa geçebilme telaşındaydı heceler.
 
     Yelkovan, kırıp dizini otururdu önünde. Akrebin başı yerde…Saniyeler el ele , kaynayan yüreğin lavları akarken sıcak ve derinden ,kaçışırdı saliseler önünden.  
 
      Kalbinin sarkacı, rüyayla yakazanın arasında gidip  gelirken çekiştirmeye başlardı vücut libası, ağrılı iğnelerle acıtırken.
 
       Karanlığın beşiğinde tatlı ,küçük bir ölüme çağırırdı gözkapakları.Direnişi, yağmurun toprağın teninde bıraktığı o koku ile tazelenen sabaha  kadar sürer,sonra da kağıdın üzerine düşürdüğü duygularını demlenmeye, başını yastığın sıcağına bırakırdı.
 
      Boyanın kitre ile dansı gibi müphem ,yeni bir günde, insanlardan bir insan olma gayesiyle karışacağı hayata, gülümserdi gözleri uyandığında.Bazen dayanılmaz olunca ağrıları  şikayet ederdi dili.Kalbi diline çıkışıp Sahibi’ne saygısızlık ettiğini hatırlatınca af dilerdi kelimeleri. Dua niyetine birkaç ağrı kesici atar,aroması etrafa yayılan enfes bir kahveyi, sigarasıyla yudumlardı.
 
      Ve yine başlardı öykücü yazmaya ,yatışmayan bir heyecanla,her gün yeniden…Kalbinden damıttığı kelimeler, öyküleriyle yol bulup saplanıverirlerdi , adını,ruhunu,sevdasını bilmediği birilerinin en acıyan yerlerine.Kimi zaman yara ,kimi zaman merhem niyetine.
    
       Zamanı yarıp girerdi bir rüyanın içine.
      
       Hoş bir seda bırakma arzusuyla durduğu şu alemde.
 
n.



MERHABALAR efendim,
Ara sıra da olsa yazılarınızı takib ediyorum.Ancak son yazınızın başlığı beni biraz şaşırttı.
Kamil arapça bir kelime ve anlamı tam,kusursuz,eksizlik,tam olma,tamam....vs.
Bu sebeple abese suresinden de yola çıkarak bir insana velev ki Efendimiz(s.a.v)dahi olsa
kamil sıfatı sizce doğru bir sıfatmıdır?
Yani sanki acizane benim düşüncem,bu sıfat anlamı itibari ile sadece kusurdan münezzeh(c.c)
olanın değilmidir?...
   Cemalnur hanımın yazılarında da sık sık bu ifadeye rastlıyorum.Onu bilmiyorum ama sanırım
sizin arapçanız var.Yanılıyorda olabilirim.Sizin bu konudaki görüşüme karşı cevabınızı istirham
ediyorum...
 
  Birde meryem suresinden bir erkek kendine nasıl bir ders çıkarmalı?Erkek gözüyle bu sureden siz ne anlıyorsunz?
Rabbu'l Alemin bu sureyi sadece kadınlara inzal buyurmamıştır,vardır erkeklerin de alması gereken bi şeyler..
diye düşündüm acizane ve bir yazar ve düşünür olarak sizin fikirleriniz bizim için değerlidir.Bunu herhengi
bir erkeğe sormak istemedim.
                                              saygılarımla                                       



merhaba hocam iyisiniz inş Rabbim iyilik nasib etsin daima.hocam takıldım yine 1744 bette "Gönül eğer tarabı,beladan ayırd edecek olursan.vesveseden parca parca olursun" VE 1745 "Eğer murada ermekte şeker tadı varsa,bimuradlık da dilberin muradı değil midir"  hocam burda Mevlana (k.s) yani namaz kılmayı,Allah diyebilmeyi ,şükredebilmeyi vs bunları Rabbim nasib ediyorda yapabiliyoruz diyoruz ama bunları yapamadığımız zaman hani bazen öyle olurya hani olması gerektiği gibi olmuyor hemen korkuya kapılırım neden acaba neyi yanlış yapıyorum diye bu şu demekmi oluyor o halleride  yapamamayı da Rabbim halk ediyor. hocam vakitinizi ayırdığınız için Allah razı olsun    
k.





selam,
 
yağmurlu bir anlatya sabahının
bereketiyle/ her yağmur ve kar tanesini
başka bir meleğin indirdiğini duyduğumda
çok heyecanlanmıştım
 
yere düşen her damla
yere düşen bir dua
 
öğrendiğimiz bilgilerin tümü
bu dünyada nasıl yaşanacağının
ve diğer insanlarla ( sahici) bir
iletişimin nasıl olacağının
çok uzağında
 
derin yalnızlıklar
derin acılar
 
bi sonu yok mu?
ya da senin bulduğun/ gittiğin yol
hangisi?
 
her gün yenilenen başkalaşan bi akışa
karşı durmak yerine içine dalmak
ne kazandırıyor?
 
 
düşle gerçek arasında bulunduğun yerde
günleri kovalarken belkide
ömür dediğimiz
şeyi
anlayabildin mi?
 
senin de içinde bi yol yolculuk kaçış
hissi var mı?
 
hesse açık kapılarla ilgili
doğru mu düşünüyor?
 
muhabbetle
dua ile
merhaba sadık bey
 
bursa kitap fuarında,sel yayınlarınca yayımlanan ayan beyan adlı kitabınızıa tevafuk ettim.alıp bir çırpıda okudum.ilginç bulduğum nokta yazılanları ayan beyan bulmadım.ve yer yer size özgü öykü biçimini buldumsada çoğu kez metinler deneme uslubundaydı.herşeyden öte ihtiyarın dilinden ibn arbi,genç kızın dilinden mısri(sultan mı diyordunuz) ve yine bediüzzamanın mottoları güzelce serpiştirilmişti.hoşlukla daima
 
 c.




Esselamun Aleyküm hocam sizin gibi bir üstada nasıl bir kandil mail yazılır bilemiyorum ama bir mümin kendisi için istediğini bir kardeşi için istemedikce iman etmiş olmaz o yüzden ben kendim için 3 şey diliyorm Rabbimin sevdiği kulu olursunuz inş Resulullah ın şefaatine nail olur şemmeyi Muhammedi duyanlardan olursunuz inş ve son nefesimize kadar Allah diyebilmeyi ve secdeye varabilmeyi diliyorum sizin için ve bütün müminler için Rabbimden. bu gece ve duaları kabul olan salih kulları yüzüsuyu hürmetine...kandiliniz mübarek olun.......
m.



Şöyle anlatır bir Hak dostu..
..Ben bu gece hangi ibadeti yapmalı diye bir ârife sormuştum?
Bu geceyi nasıl ihya etmeli, demiştim.
Bana verdiği cevap benim bütün Mevlid Kandillerine bakışımı değiştirdi:
Bana dedi ki: “Bugün çok, ama çok mutlu olmalısın. O’nun gelişinden doğan coşkuyu,
sevinci paylaşmalı ve çok mutlu olmalısın. Yapman gereken ibadet budur.”
Mutlu olmanın da ibadet olabileceğini...."
Bu gece mutlu olmanın hazzına ererek Mevlid Kandilimiz Mübarek olsun.
m.ö.





Ailenizle birlikte Mevlid kandilinizi kutlar;
sevgi ,saygı ve selamlarımı sunarım.
s.





Kan-dil. Selâm. Hasret. Hüzn. Bahar. Sevinç. Gözyaşı. İnci. Kan. Dil. Yürek. Şiir. Sevgi. Selâm
Ö.



BENGİSU
     
Bu gün nasılım ?
bilsem...kimi zaman yağmurlu, kimi zaman parçalı bulutlu…
çoğu zamansa
içimde kabaran tedirginlik ve huzursuzluğu yakarış ipiyle tevekküle bağlama gayretiyle yorgun
dalgalar çok yüksek geliyor bazen hayatta
sıkı tutunmak lazım
özlediklerimiz,izlediklerimiz,hayallerimiz,kendimiz bir süredir görünmüyoruz pusun sisin ardında
elini siper yapıp uzaklara bakıyor ruhum
o yeşil adayı arıyor,selamet sahilini
Bulutlar gri,kasvetli,göğümde gökyaşı dolu
her yer su
bir o yok gömüldüğüm satırlarda,bengisu...
bir de gökler bırakırsa üzerime suyunu
boğulurum korkusu…sarıyor ruhumu

ya da yağmur sonrası çıkan gökkuşağının altında renk cümbüşünü keşfetme telaşı
herşeyden soyup düşüncelerimi berraklaşma arzusu
aşka doğru yol bulma tutkusu
tezer özlü’nün bunalımları ,pavesenin ruh sıkıntısı sindi üzerime okuduğum kitaptan
Hayat suyunu bulup içememiş gönüllerin ıstırabı ne büyükmüş meğer
Bir yokluğa ,yokoluşa gideceğini düşünen hassas dimağlar
kaldıramıyorlarmış hayatın yükünü
Sürekli kayboluyorken  elimizdeki sermaye
“Hayat sende durmam diyor,her nefeste son geliyor” derken şarkılar,
“Sahtelik insanın tahammül mülkünü yıkıyor “muş.
Kırık dökük yaşanan bu yalanın  sonunda kendini yok ediş fikrine düşmemek neredeyse imkansız bir hale geliyormuş
vazgeçiş fikrine özenerek sürdürmekse hayatı,deniz suyu içmek kadar yakıcı
Yaşama fiilini , acı çeken başka bir ruhla, bedenini değiş tokuş ederek gerçekleştirdiğini sanmak ne acı
Her birleşmeden daha da bölünerek çıkmak ne sarsıcı
Çocukluk acılarını bir ömür üzerinde taşımak ne ağır bir yük
Onlardan kurtulmak için hep şefkatle,sevgiyle yaklaşıp  insanlara, kullanıldığını fark ederek daha derin kuyulara düşmek,acı veren aklı yitirme arzusuyla dolduruyor insanı
Yetmiyor hiçbir şey,sevmek, sevilmek, doğru düzleme çekilmeyince acıdan başka bir getirisi olmuyor yaşananların.
Karanlık kat be kat artıyor dakikalar çullandıkça üstüne insanın
 
bu siyah perdeyi yırtacak ışığı, karanlık sanmak da ayrı bir talihsizlik
bir ömür göğün muhteşem mavisini güzelce tasvir edip satırlarda, onu görememek yüreğinde ,dayanılır bir acı değil
bu yakıcılığı kelimelerde gezinirken bile hissetmek tarif edilmez bir bedbinlik getiriyor ruha.
“Durun kalabalıklar,bu cadde çıkmaz sokak “diye haykırmak geliyor içinden insanın
O çeşmenin adresini vermek arzusu sarıyor benliği,
Gelmemek için enaniyet kalelerine sığınacaklarını bile bile çağırma duygusu...
Ama ümidi diri tutmak da ab-ı hayatın sunduğu bir hakikat değil mi,
Öyleyse kalbin rikkat perdelerini aralama şansına erecekler varsa diye kalabalıklarda
Niyaz etmek lazım sağlam bir inançla.
 
ve bir de bengisunun önünde bekleşen talihliler var bu hayatta
onlar da çeşit çeşit,  o sudan içenler , içtiğini zannedenler ,
içmenin ve sarhoşluğunun sadece sözünü edenler
 
çeşmenin başına getirilme lütfuna erenler için
başkaca bir sınama sunulmuş  
Ölümsüzlük suyu “ben”in üstüne basıp kendini zemin edene sırrını bırakacakmış
Bir de ruhun acılarını iyileştiren bengisuyu bir dikişte değil ,yudum yudum içerek, gönülde sindirmek lazımmış
Varılan her basamakta Sevgiliye duyulan aşk,şevk ve iştiyak artmalıymış   
huzuruna varıp vecdle ,
yönelmeli bir tek O’na ,en kalbi teşekkürle
 
oyun ve eğlenceden ibaret bir yanılsamaysa  hayatımız
bengisuysa hep aradığımız
şairin ;
“Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin” dediği gibi itiraf etmeli
“ Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır” diye eklemeli

Sonrada güzel bir dua yükselmeli dilinden insanın :“Sevgili,O’na giden bu yolda doğru zaman, mekan ve her daim dostluk yapacak kamillerle karşılaştırsın hepimizi ”
Ve artırsın yüreklerdeki şevkimizi.
Arttırsın ki,bu zorlu yolculukta cehdimiz hiç bitmesin
Ab-ı hayat çeşmesinin başına getirilişimizin şükrü eda edilsin
Ama insanız ,unutma ve hatayla malul serüvenimiz
Küçük oyunlar oynar bazen zihnimiz,büyük kaybedişlere sebep olacak oyunlardır bunlar
Bazen de bir dilemma sarar ruhumuzu bulutlu havalarda
lakin tövbe ipi hep o çeşmenin başında, bengisuda
umutsuz olmaz bu yolda
iyi ki bizi duyan BİR’i var
İyi ki bize O’nu tanıtan bir sevgili var
İyi ki , O’nsuz(s.a.v.) yıldızlara bakamayacağımız bir gökyüzü sundu yüreğimize
Gönlümüz itminana erdi,bengisuyla tazelik geldi nefesimize
Karanlıklara mahkum olmadı ruhumuz ışığıyla.
Işığın tüm kalpleri aydınlatması duasıyla…
 
n.b.






Sadık abi, rahmetli Hayaloğlu'nun vefatı bende garip hisler uyandırdı.
Ve içimde haksızlığa dair kelamlar hasıl oldu.
Ve yazdım; şiir oldu.
Paylaşımına...
 
Hayrolsun gece'n...
 
(v)esselam !
 
e.ş.



BİRİLERİ

etrafınızda...

yakalasam haklarım !
onlar uzman kaçaklar
azılı tırnaklarım
beni kesen bıçaklar !

ceplerinde sefillik
pembeleşen bir kimlik
cüsseleri milimlik
alçaktan da alçaklar

ince kinayeleri
 benim himayeleri
körpe sermayeleri
parıldayan bacaklar
 
koyunlarında sızsam
horuldarlar; gıcıklar !
tarihlerini yazsam
vak vak’lar ve cek cak’lar

onlar siyah tebeşir
onlar bön’dür, apışır
elinize yapışır
ellemeyin çocuklar !

sevgili ! ey can hamak !
zordur beni tanımak
gözlerime iyi bak
sabah olmayacaklar !

e.ş.






Annemarie Schimmel
Kutsal mekân ve kutsal zaman
 
Kutsal mekân
‘Müslümanlar Kuran’ın sesinin tanımladığı mekanda yaşarlar.’ Böyle yazıyor S.H.Nasr müslüman inananın durumuna işaret etmek için. Bu konuda kuşkusuz haklı, ve hatta islamî gelenek -diğer bütün dinler gibi- özel kutsanmış güçle donatılmış veya donatılmış gibi görünen ve böylelikle edebiyatta insanın ‘eve dönüş’ deneyiminin bir sembolü olarak hizmet eden çok sayıda yeri hep tanıdı ve hâlâ tanıyor.
Bu tür kutsal güce sahip yerler düşünüldüğünde, mağaradan başlanabilir. Tarihöncesi ve tarihin kanıtladığı gibi insanoğlu binlerce yıldır mağaralardan büyülenmiştir, ve  İslam biraz farklı bir bakış açısıyla olsa bile bu konuda devamlılık göstermiştir. Mağara 18. Sure’nin özel ismiyle seçilmiş değil midir; ‘Kehf’, ‘Mağara’, başka hikayelerin yanında yedi uyurların, ashab-ı kehf’in ayrıntılı olarak anlatıldığı suredir.
Yedi dindar genç ‚‘ve sekizincileri köpekleri‘ (Sure 18:22) popüler İslamda koruyucu ruhlara dönüşmüştür ve muskalara yazılmış olan isimleri, özellikle de köpekleri Kıtmîr’in ismi bereket taşımaktadır.
Tarihi bağlam içerisinde, Muhammed peygamberin ilk vahiysini Hira dağında istiğrak için sık sık çekildiği bir mağarada aldığı bilinmektedir.
 



Sayın Sadık Bey;
Nasılsınız. Umarım iyisinizdir.  Geçtiğimiz seneye kadar röportaj yapmaya ağırlık verip yazı yazmayı ikinci plana atmıştım. Fakat artık yazı yazmayı ilk plana aldım. Şu anda da bir internet sitesinde yazarlık yapıyorum. Sizi rahatsız etmekteki sebebim ise çeşitli üstadlara yazılarımı gönderiyorum o değerli yorumlarını alabilmek yolumu çizebilmek için. Bu üstadlardan biri de tabiki sizsiniz. Şahsınıza bir kaç tane denememi gönderiyorum. Umarım okursunuz ve o değerli yorumlarınızı esirgemezsiniz.
 
Saygılarımla
t.






es Selam abi,
Maili görünce okadar mutlu oldumki anlatamam!yani inanamıyorum bazen,koskoca bi yazar bana cevap yazıyo,üstelik çok yoğunsunuz biliyorum.
çok teşekkür ederim abi,rabbim de sizi mutlu etsin...
  okuyunca işte sadık yalsızuçanlar bu,dedim..harikaydı!düşünelerimin doğrusunu yanlışını anladım,saol abi
aslında bi orta yolu tutturamıyorum,ifrat tefrit arası gidip geliyorum,bazen diyorum dünya boş çek elini herşeyden..doğrusu bu değil sanırım..ama herşeyle çok oyalanıyoruz..
neyse galiba kafam karışıyo..bi ara yolu tuttururum inş..
verdiğiniz ölçüler kafamı dank ettirdi,teşekkür ederim abi özellikle üçüncüsü,çok zevkli..yolda insanlar hakkında boş hikayeler uyduracağıma dua ediyorum artık..ve belki yolda birileri daha vardır dua eden,bunu düşünmek çok güzel..
  Yakaza yı bitirdim ve bişey anlamadım,belki ilerde bidaha okumalıyım,bilmiyorum..rüya sinemalarını okumak istiyorum şimdi inş
Abi vaktim olursa daha yazarım demişsin,çok teşekkür ederim,beklerim gerçekten çünkü öğrenmek istiyorum..
yazarlıktan başka mesleğiniz varmı yani brüksel e gitmişsiniz,yazarlık için mi?merak işte=)
 dua ve dostlukla...r.



 
 
Merhaba;
 
O tarihlerde (18 mart) İstanbul'da olursanız, gelmeniz bizi memnun edecektir.
İstanbul'da olmanız durumunda haberdar ederseniz sevinirim.
İyi çalışmalar...
 




Hayırlı Cumalar Değerli Hocam..
 
Size her şey için çok teşekkür ederim..
 
Cevaplarınızı birleştirdim..Araya tamamlayıcı cümleler ilave ettim..
 
Eğer siz de onaylarsanız,tasarıma vereceğim hocam..
 
Çıkarmamı veya ilave etmemi istediğiniz bir yer varsa lütfen belirtir misiniz ..Ayrıca sizden bir de okumak la ilgili görüşlerinizi isteyebilir miyim,okuyan bir toplum muyuz sizce ? Okumamızı bilhassa önerdiğiniz yazarlar ?
 
Sufilerin hayatlarını kaleme alışınızda babaannenizin ve dedenizin sufi kimliğinin de bir etkisi oldu mu?
 





saygılar sadık bey,
kusuruma bakmayınız imla kurallarına uyamayacak bir hal içindeyim.Sizi nasıl tanıdım pek hatırlamıyorum ama galiba yakaza ismi ilginç gelmişti öylece okumaya başladım.katıldığınız tv programlarıda çok yardımcı oldu.iyiki varsınız.İltifat için değil ama sizden ve benzerlerinizden çok olsa.Ben bir öğretmenim.27 yaşındayım.Ergenliğinde yazabilen ve umut saçan ama sorasında kendini acılarında boğan ve onları kutsayan biri olup çıktım.
acı çekiyorum farkettiğimden yanlışımı.bir garip akıl tutulması var sanki üstümde.yapabileceğim pek çok şey varken hiçbirini yapamıyorum oturup sıkıntılarımda boğmak istemiyorum kendimi yazarak çıkmak istiyorum bu dünyamdan.Ama yapamıyorum.nerden nasıl başlamalı.Okuyamıyorumda.1 yıllık evliyim ve o eleştirdiğim kadınlara benzemeye başaldım
napıcam ben.çocuk edebiyatını ,şiiri,resimi,ve romanları,gazteleri,dergileri işte dünyam olmasını istediğim bu şeyleri  bu hayallerimi hiç ettim.onlar bana göz kırpmışlardı şimdi adımı unuttular.Sizden yıldıran bir ricadamı bulunuyorum ve aceba bunu okuyabilecekmisiniz bilemiyorum ama soru şu ben nerden başlamalıyım.
oysa ben çocuk kitaplarına resim çizecektim,çocuğuma kendi kitaplarımı okuyacak beni savuran düşüncelerimi yazıyla tutturacaktım,
korkuyorum da biliyor musunuz yazarsam yalnızlaşır mıyım.çevremle aramda uçurumlar oluşur mu diye.herkes kendine hastır bilirim ama "gezgin"i okurken çok merak ettim nasıl resmettiniz o dünyayı ben bu çizgiye nasıl varırım.kaf dağının ardında benim için.
ama gitmek istiyorum oraya.
İzin var mı nasipsiz miyim bilmem ama ben istiyorum.
Çok sevinirim eğer karşılık bulursam
Allah razı olsun bile derim
bir okur olarak hakkım size helal olsun
Allah bu nimeti sizden kesmesin
Saygılar







Bizi ne cok severlermis ve de ne kaddar hosgörülü imisler! Sigara fabrikasina minare yapacak kadar para da kazanmislar Türk tütününden!
Makedonlarla türkler o zamanlar da baris cubugu tüttürmüs.
Hatta Ist. bogazindaki o kücük cami o zamanlar da reklam amacli konumunun bilincinde imis!
Ve hatta bu ticari isbirligini daha da güclendirmek icin, sultan bile resminin kullanilmasina izin vermis!

Bu isbirligi ve dostane iliskiler alaninda epey geri adimlar atilmis yani.

Yeniden sigaraya mi baslasak?





merhaba hocam.sorduğum beyitleri yazıyorum.1674 "Evliya ve enbiya hazaratı madem ki hatırlatmaya da unutturmaya da muktedirdirler.O'halde mahlukatın kalblerinde de biiznillah mutasarriflardır" 1675 "Bir veli,unutturmak suretiyle birinin tarik-i nazarını seddedecek olursa ,o kimse ne kadar hünerli olursa olsun bir iş göremez" 1676 "Köy sahibi,cisimlerin hakimidir.Fakat gönül sahibi,sizin kalblerinizin amiridir."1677"Bütün ameller,şübhesiz gözün feridir.O halde insan göz bebeğinden başka bir şey değildir."Vaktinizi aldiğim için hakkınızı helal edin Rabbim razı olsun sizden hürmetlerimle   
m.






Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 619

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

YENİ ALBÜM