|
|
| Mektuplar [Ağustos-2010] |
| Yazan ediTör | ||||||||||||||||||
| 29.08.2010 22:55 | ||||||||||||||||||
|
Sadik Bey günaydınlar diliyorum, sizin Cam ve Elmas adli romaninizi okuyorum, o kadar cok etkilendimki, kitapta Harakani hazretlerinin temasini çok yogun hissediyorum ve sanki kitap bir inisiye yapiyor.Bunu neden diyorum, kitabinizin 100lü sayfalarini okurken aniden icimde bir bosluk duygusu oldu ve "tanımlanan, sınırları çizilen alanlar var, onu hayat sanıyorsun, küf kokusu tanıdık geliyor oysa hayat boşlukları doldurmak değil boşluğu hissetmendir.." sozleri dokuldu BENden, icimden bunu sizinle paylasmak geldi, cok ama çok iyi geldi yazdiklariniz, sagolunuz varolunuz.. n.ö.d Sadık Bey, kıymetli programınız Açık Deniz'in 3 Temmuz Cumartesi günü yapılan, konuğunuz Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç ile yapılan bereketli ve çok faydalı oturumu maalesef izleyemedim. Hakkında çokça methiye işittiğim o yayını Ülke Tv'nin sayfasında da bulamadığım için şimdi size müracaat ediyorum. O yayına hangi şekilde ulaşabilirim, bu konuda beni aydınlatırsanız çok memnun olurum. Saygılarımla, iyi çalışmalar o.e. Kitabin basimi konusunda siz ne düsünüyorsunuz bilemiyorum. Ben sahsen …de bunun uygun olacagi kanaatini tasiyorum. Siz bu konuyu nasil buluyorsunuz. Sayet onayliyorsaniz referans anlamında kitap hakkinda genel (kisada olsa) bir rapor yazar mısınız? Her halükarda sizden kitap icin bir "önsüz" isteyecegim. Bunu da bizden esirgemeyeceginizi düsünüyorum. Selam ve dualarla n. Sadık bey, Harakani Hazretlerinin Seyr-i Sulük Risalesini internetten aradım ancak rastlayamadım. Acaba bu kitabı temin etmenin yolunu tavsiye edebilir misiniz? Hürmetlerimle, e.g. Sadık bey, Ülke TV'deki programınızı çok severek izliyorum. Yavuz hocanın ve Harakani Hazretlerinin varlığından da sayenizde haberdar oldum. Harakani adı, programı seyrettikten sonra beynimde sürekli tekrar eder hale geldi. Size öncelikle teşekkür etmek istedim, bir de acaba Yavuz hocaya nasıl ulaşabilirim ? Saygılarımla, e.g Kıymetli hocam, Sizi yazılarınızla ZAMAN da tanımıştım.Fakat nasip olmadığı için bir kitabınızı alıp da okumuş değilim.Daha çok Cemil Meriç külliyatına eğildiğimden dolayı sizin çağrınıza kulak veremedim.Mağaradakileri okuyup Bu Ülkeyle hemhal olduktan sonra Jurnal 1 ve 2 yi ardındından 40 Ambarı bitirdiğimde düşünce hayatımın sübut bulduğunu fark ettim.Muhterem Hocam bende olan özelliği size zikretmem gerekirse başladığım bir yazarın tüm eserini okumadan onun hakkında görüş beyan etmem.Bu minvalde Cemil Meriç i kendine zemin olarak tayin etmiş olan bu şahış hangi okumalarda bulmalıdır kendini?Daha çok neye eğilmelidir?İşletme öğrencisiyim Uluslararası İlişkilere hevesim var Napolyon un mottosu,Huntingtonun paradigması derken hakikatin sesine eğilmem gerektiği kanaatindeyim.Saygı ve Muhabbet Sunarım. m.f.t. Selamlar hocam... Ben Din Sosyolojisi alanında doktora yapıyorum. Doktora konusu olarak "Sinema ve Din" ana başlığı altında bir araştırma yapmayı düşünüyorum. Ben, "Hoolywood sinemasında İslam algısı ve bu algının Türk toplumuna etkileri" şeklinde bir araştırma konusu belirlemeye çalıştım. Bu konuyu incelerken: İlk olarak teorik açıdan Hollywood sinemasının popüler düzeyde en çok seyredilen ve iz bırakan filmler belirlenerek bu filmlerin değerlendirilmesi yapılacak, Daha sonra bu filmlerdeki dini bakışın toplum üzerindeki etkileri uygulamalı sosyolojisi açısından araştırılması yapılacaktır. Sizce bu konuyu araştırmak önemli midir, yapılması gerekli midir, eksiklikleri var mıdır, hangi yönden değiştirilirse daha iyi olur? Ya da "Sinema ve Din" içerikli sizin önereceğiniz başka araştırma konuları neler olabilir? Yardımlarınız için şimdiden teşekkkür ederim. M.S. Gecenin bu vaktinde , Açık Deniz için teşekkürler. Gönlünüze sağlık. Ne olur imkan var iken , memleketin tüm bilgeleri için yeni programlar yapınız. selam ve dua ile... m.g. selamlar efendim, öcelikle sizi çalışmalarınızdan dolayı tebrik ederim. sizden ricam Molla Cami 'nin füsus şerhi gibi muazzam bir eserin farsçadan dilimize tercüme edilmesinde bir himmet buyurmanız ya da bu hususta tercüme edebilecek kişileri yönlendirmenizdir. malumunuz Molla Cami'nin bir çok eseri var ve dilimize çok azı çevrilmiş.lütfen sizin çevreniz geniştir biz meraklılara bu gibi eserlerden istifade etme yolunu açınız. bu arada M.Erol Kılıç bey efendi bu gibi eserlerin bir büyük ile mütaalasının yapılmasını tavsiye ediyor. acaba istanbulda bu işlevi yapan kişi ya da vakıflar var mı? selam ve dua ile. b.a sevgili kardeşim açık denizi ilgi ile izliyoruz bu geceki kitabını da okuduğumdan benim için farklı olacak,allah yardıcın olsun. davetimi kabul edersen Orta asyadan balkanlara anadoluyu mayalayanlar konulu bir konferansı bu osmanlı kasbasında yapmak isterim.telefonunu değiştirdin galiba yazatsan sevinirim f.g. Saygı Değer Hocam, Öncelikle Yaptığınız Programlarla bizleri Ender Bilgilerinizle Aydınlattığınız için çok Teşekkür ederiz.Her Programınızı beğeniyle ailece izliyoruz. Sizden Bir İstirhanım olacak, geçen haftada Hüsen Çeliğin Konuğunuz olduğu Programda yayınladığınız 12 Eylül Döneminde Mahkum olanlarla ilgili bir Klip Yayınlamıştınız Bunun için size çok tşk eder ve Mümkünse Bizlere mail olarak o klipi göndere bilirmisiniz. Şimdiden Tşk Eder Saygılar sunarım. c. Sadık Bey, Sizi Yakaza ile tanımıştım.Ne var ki Yakaza dan sonra sizi okumamak için çok direndim...Kendimce iyi bir okuyucu sayılırım. Çevremde herkes sizi okurken ki özellikle de eşim sizden devamlı övgüyle bahsederken garip bir edebiyat öğretmeni inadıyla, klasik islami çizgide yazan her defasında sihirli bir değnekle insanların hidayete erişini anlatan popüler yazarlardan olduğunuzu düşünüyordum...Sizi tam anlamıyla okumadan böyle bir kanaate varmanın pek de doğru olmadığını da biliyordum .Ama işte işte ne bileyim siz cemmatin içinden çıkmış bir yazardınız ve benim önyargılarım vardı....Sizinkine benzer bir öğrencilik ve cemaat yaşantım oldu. Belki daha da çetrefilli ve karmaşık...Uzun bir süre Risale-i Nur ikliminden nemalandım ve daha da uzun bir süredir de bu iklimden uzak kaldım...Küskündüm kırgındım.... bunları size anlatarak vaktinizi almak istemem. İtiraf ediyorum ki değerli eserlerinizin çoğunu önyargılarıma kurban ettim ve galiba yanıldım...Yazarlığınızı zaman zaman eleştirebilirim fakat samimiyetinizi asla....Lise öğrencilerine, Avrupa Birliğinde Eşitlik İlkesi adlı bir hikaye yarışması için bir seminer düzenlenmişti.Ben de öğrencilerimi alıp sizi dinlemeye getirmiştim. Hikaye nasıl yazılır konulu konuşmanızı sonuna kadar dinledik.Öğrencilerim sizin adınızı ilk defa duyuyordu ve ben de sizinle ilgili onları pek aydınlatamadım. Zaten mümkün olmayan aydınlatma ancak şu şekilde olabilirdi: Çocuklar bu yazar var ya nur cemaati denen bir olgu var onun içinden yetişmiş başka yazarlara öykünen biri(kusura bakmayın o zamanki düşüncelerim ...dedim ya önyargı berbat birşey) Çocuklar bana sorsaydı ya siz hocam? Siz nesiniz.? Kimliğinin farkında olmayan,ya da ne olduğunu bilmeyen öğretmen olmuş üstelik dokuz yıl Nur dersanelerinde bulunmuş ama yabancılaşmış bir o kadar da hükümsüzleşmiş biriyim mi derdim....Biliyor musunuz bunu demeye cesaretim hiç olmadı ta ki Dem i okuyana kadar. Şimdi bunları neden yazıyorum? DEM i okudum....Sadece iki günde bitirdim. Şimdiye kadar kendimi bulduğum birçok eser olmuştu ama bu bambaşka birşeydi...Okurken siz konuşuyormuşsunuz da ben dinliyormuşum gibi oldum.(cumartesi akşamları Ülke Tv yi izlediğim için sesinize aşinalık vardı)O kadar samimi ve hissederek yazmışsınız ki hayran kaldım.Özgün, samimi, kıvrak bir üslubunuz var.Herkesten duyduğunuz şeyleri yinelemek beni sıkar eminim ki artık sizi de sıkıyordur...romanda sosyolojik tahlilller mi yaptınız,kendinizi mi tahlil ettiniz yoksa beni mi ya da asıl olan mütevazi ama mağrur fedakar hür adam Said Nursi yi mi? galiba hepsini.....Sayenizde döndüm. Uzak kaldığım iklimlere döndüm. DEM le kendi içime özüme döndüm. Sayenizde bu muhteşem eserleri yeniden okumaya başladım. Anladım ki ben Üstadı çok özlemişim...Sonsuz teşekkürler beni O na kavuşturduğunuz için. Şimdi benim için önemli yazarlardan biri de sizsiniz.Oğuz Atay,Tanpınar,Nazan Bekiroğlu,Kafka,Kierkegaard,Nurettin Topçu,Cemil Meriç ve Sadık Bey......Umarım bunları okurken kızgınlık ya da alaycı bir tutum içinde bulunmazsınız. Saygı ve teşekkürlerimle...... n. yalnız odada,sessziz,kulaklıkları takarak,ayağı indirerek dua halinde dinle!!! İşbu şükrün bir nişanesi olarak, sizleri âvâz-ı latîfesi ile dinlendirsin diye ikramımızı sunalım: g.a. Hocam sizden bir ricam olacaktı.. Üniversite öğrencileri olarak, gruplar halinde, belirli zamanlarda sistemli olarak kitap okumaları yapıyoruz, istişareler düzenliyoruz.. daha önce Nurettin Topçu üstad'dan ve İsmet Özel'den okuduk/okuttuk.. Kitap okumaları için ,istifade edebileceğimiz yeni kitapları belirlemeye çalışıyoruz.. Fakat bakış açımız galiba dar mıdır nedir, farklı türden kitaplara yönelmek istiyoruz.. Size bir danışayım dedim.. Bize tavsiye edebileceğiniz kitaplar nelerdir bu hususta ? yardımcı olabilirseniz çok seviniriz. Allah'a emanet olun, hayırlı ramazanlar r.h. kitap bitmek üzere son 4-5 sayfa ama bitmesin diye oyalanıyorum harika... kedilere yemek veriyorum iftar ve sahur da:) Allah sizi kendinden eylesin. g. Hemen cevapladınız. Allah razı olsun. İçimi de rahatlattınız. Bunun için de Allah razı olsun. Hayırlı ramazanlar dilerim. m. Aziz dost, Açik Deniz'i takip ediyor, eserlerini görüyor ve tebrik ediyorum. Dostluk Üzerine çok iyi olmus, varolasin, Allah razi olsun. kitap hakkinda bir yazi yazdim, Sanatalemi.net'te KITAPLIK bölümüne. Berây-i mâlumat... Yazidan Ali Beyi haberdar edersen çok sevinirim. Timas Kitap Kahve'de Bâbiâli Sohbeterimiz iyi gidiyor. Bir persembe aksami konuk edelim insallah... Selam, hürmet, muhabbet ve dua ile. m.n. sizi cok seviyorum, Allah razı olsun, yeniden doğdum kitap öyle güzel ki... "ölümün sırlarını çözmenin yolu, yaşamın gizlerini tanımadan geçiyor." ne demek bu? ölümün sırrı ..nedir sırrı?..nasıl yaşamın gizlerini tnıyınca ne ooluyor... dosttunuz olmak isteyen elif görünümlü vav ben gönül g. inşaallah daha güzelleri de gelir Sadık Abi'm (klasik olacak ama samimi," sizler daha güzellerine layıksınız") Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun bu aralar nur'larla biraz daha haşır neşirim tavsiyeniz üzere bir çok şey daha iyi gidiyor inşallah saygı, sevgi ve daim muhabbetle efendim a. k. hocam, efendim, size dost ettsin beni Allah, dem ile aldınız beni benden. iyiki yptınız uyandırdınız gaflet uykusundan. salladınız. Allah rzı olsun. Nur olun.Nursunuz. g. sizi arıyorum...telefon,email,bildiğim tüm dostlara sizi soruyorum dem i okuyorum, anlamaktan öte hissediyorum... sizi çok özledim.sesinizi.soluğunuzu. Allah dilerse buluşturur. g. efendim* * sadık yalsızuçanlar ağabeyime,üstadıma Kanıyor kalbim efendim Gül kokan günleri arıyor efendim Efendim GİBİ kokuyorsunuz Bundandır size muhabbetim efendim Ahhh! Yılları ziyan ettim Ahir zaman pususunun gönüllü kurbanıyım Yaralıyım. Nereden bilirdim ki Bu yaralar zamanla Sağalmaz, azarlar Tam bilmemişim işte Her eylediğimi yazarlar! efendim Güzel şairin dediği gibi efendim'e vermek için yirmi yedimden gün aldım yirmi yetimden gül. efendim Gül verin hep böyle Efendime vereyim Ağlayarak geçer mi hasret Olur mu karalar beyaz Efendim Ne olur Niyaz.. aziz kağan Güneş kıymetli ve değerli hocam; evvela en derin kalbî selamlarımı arz eder, hürmetle ellerinizden öperim. birkaç haftadır sohbetinize iştirak edemiyorum, bu durumdan hakikaten rahatsız oluyor ve üzülüyorum. sizlerin ma'rifet, muhabbet ve şefkat içerikli irfanî sohbetinizden her dem feyiz almayı arzuluyorum. inşaallah en kısa zamanda tekrar görüşmeyi arzu ediyor, rahle-i tedrisinizden istifade etmeyi nasib etmesini Mevlâyı Rahim'den temenni ve niyaz ediyorum. yaklaşmakta olan Ramazan-ı mübareğin hepimizde derin bir kulluk şuuruna vesile olmasını diliyorum. selam hürmet ve saygılarımla. a.c. Merhaba, size bir zamandır çalıştığım bir dosyayı iletmek ve değerli görüşlerinizi almak istedim. Zaman ayırıp okuyabilirseniz beni çok mutlu edersiniz... Aslında üzerine işlenecek ama en azından fikir alabileceğimi zannettiğim bir dosya –sonra ne olacak onu hiç bilmiyorum-. Biçimin bir nedeni var onu biraz açıklamak istedim; çünkü anlatmak istediğimi destekleyen bir şey diye düşünüyorum, yoksa nedensiz bir ortalama değil. Size sanıyorum yollamıştım, 2003’de basılan kitabımın bir başka aşaması bu. Onda otomatik yazı vardı, hiçbir müdahalede bulunmadan vizyonların söze dökülmüş haliydi o dosya. Sözleri boşluktan topladığım için de ortalı ve kimi zaman tek satıra bir söz yazarak bir anlam vurgusu yapmaya çalışmıştım; hem de sayfalar yan çevirilip bakılınca o yazı diziminde nefesi anlatıyordu benim için. Tıpkı o dosya gibi bunun da tanımı yok; ama bu otomatik yazı değil, kurgu var. Ben bu yazdıklarımı bir türün içine yerleştirmeden pasajlar diyorum. Bunda biçim olarak düşündüğüm aslında bilgisayarda dizmedim ama çıktı olarak yollasaydım öyle basacaktım, bold olarak yazılanlar başlık değil nefes payları ve başlık gibi görülen o satırların her biri bağımsız bir sayfada yeralacak bitişiğindeki sayfada yer alacak pasajın ardından yine gelen bold yazı nefes payı gibi, bir durak gibi arka sayfada tek satır olacak. Aslında bold cümlelere baktığımızda onlar da kendi içinde bir metin oluşturacak diye düşündüm. Yani biçim düzenlemesini bir yana bırakırsak okuyan bu sıralamada bir metni okuyacak. en alttaki bölüme ise final gibi gelen 4-5 pasaj attım. Şimdilik hiç birine kıyamadım, belki hepsini birbiri içinde yoğuracağım, belki yalnızca bir pasaj son sözü yapacak. Tekrar teşekkür ediyorum. Selam ve saygılarımla. i. Sayın Sadık Bey nasılsınız? Ankarada gorusemedik bugun programınızı dort gozle bekliyoruz bu aksam izleyecez insallah. e. esselam aleyküm değerli hocam iyisinizdir inş saygı ve hürmetler muhabbetle.. ......... Sana ben öğrettim çiçeği tutmasını. Kedilerin gözünde anlam aramaya ilk benimle çıkmamış mıydın. Daha önce kimin vardı. öyle sap saman bir ademdin. Ben havvayım. Benimle tamam olursun unutma. Terkliklerine bile basamazsın bensiz. Çünkü seni ayakta tutan benim. Yüzünde bana muhtaçlığını görmek, beni ne denli mesut ediyor bilsen. Benden aldıklarını ‘içimdeki kadından’ diye mühürlemeni seviyorum. Bunları sana ben öğrettim unutma. Ben döktüm başından aşağı, ne biliyorsan cins-i lâtifler hakkında. Aynı zamanda gözünü kör eden de bendim benden başkasına. Neden benim ela gözlerimden başka durakta bekleyecekmişsin ki yağmurları. Ben yağınca sen ıslanırsın. Senin göğün benim. Senin toprağın, suyun, tuzun, nefesin hasılı can damarın değil, senim ben. Evet biliyorum herkesi unuttun benden sebep. Ben böyle yaparım bu yaşlardaki adamları. Senin boynun ince biraz. Bu yüzden daha fazla kaldırmama gerek yok kılıcımı. Şöyle ki, ben sandalyede çay içiyor olsam, sen aşağıda ayakkabılarını siliyor olsan, bir kazayla düşse boynuna iki parça olursun. Aşağı koşar seni kurtarırım yine ben. Çünkü bana minnettar kalmana bayılıyorum. Gözünü yalvarırcasına daldırmana dudaklarıma. Kopanlarını tükrüğümle yapıştırırım. Bu mucize değildir. Ben senin hayat suyunum. Eski dil ile ab-ı hayat. Temmuzda koltuk altlarını, sırtını ıslatan ter de benim, sinemada yanağına akan tuzlu damlacık da benim, zalime savurduğun ağız suyun da benim. Okuldaydın, mavi bir önlüğün vardı. köyden yeni gelmiştin, bütün zerrelerin haykırıyordu bunu. Andımızı okurken yanındaydım. Sen katip idin müsamerenin birinde, diğeri bendim. üçüncü sınıfın sonuna kadar bizi birbirimize tutturmuşlardı. Soyismim şirin’di. Amcamın kızına şaşardın, ‘bunun neresi şirin derdin’. Beslenme çantan yoktu, çubuk ve fasulyelerin. Hep eksiktin. Ben sana gülerdim, herşeyi unuturdun. Kendin söyledin bunları. Ayakkabına yapışan sakızları çıkarma telaşındaydın ben görmeden. Senin sahnendim ben. Bana hazırlanırdın. Bana soyunurdun. Üryanlığın banaydı. Hiçbir ayıbın yoktu. Gidip gelmeleri sıklaştırmana izin vermezdim. Yoluna taş koyardım. Aralarından sızardın. Hala sızarsın. ÖmerAsım Tesekkur ederim Sadik bey, Cesaret veriyorsunuz. Umarim 'guzel' filmler cekebiliriz. Canla Sadik bey, Daha once size senaryosunu gonderdigim kisa film projemize Kultur Bakanligi'ndan destek cikti. Sanirim Aralik gibi cekmeye gelecegim. Bir ruya sinemasi yolcusu olmasina calistigim bir proje bu. Yolu acik olsun. Geldigimde sizinle gorusmeyi cok isterim. c. HAYIRLI KANDİLLER HOCAM UZUN SÜREDİR GÖRÜŞEMEDİK DİLERİMKİ İYİSİNİZDİR. SON ZAMANLARDA FAZLASIYLA SIKINTILI VE BUHRANLI GÜNLER YAŞAMAKTAYIM NE VARKİ HER DAİM EVİMDE SESİNİZ ELİMDEM GÖNLÜME YERLEŞEN SÖZLERİNİZİN BULUNDUĞU KİTAPLARINIZ DÜŞMEMEKTE ÖZELLİKLEDE GECEYARISI DUA GÜNLÜĞÜYLE GÜNAHLARINDAN SIYRILMAYA VE HUZURA ERMEYİ DİLEYEN BENİ ALIP GÖTÜRÜYORSUNUZ. UZUN SÜREDİR YAZMAYI BIRAKMIŞTIM AMA DAHA FAZLA YAPAMADIM AYRI KALAMADIM YAZMAKTAN YARIM KALMIŞ ROMANLARIMI DENEMELERİMİ VE OYUNLARA TEKRAR YAZMAYA BAŞLADIM . SAĞLIKLA MUTLULUKLA VE DUA İLE KALIN TEKRAR BERAT KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN DİLERİM DUALARINIZDA BANADA YER VERİRSİNİZ :) ne yapmalıım değerli hocam kandiliniz mübarek olsun ayrıca sizi pek derin seviyorum ö. sahici olan aşkın bizi bulması ümidi ile kandilimiz mübarek olsun, kalplerimiz hiç daralmasın. g. Elli senelik manevi bir ömrü ehl-i imana kazandırabilecek Mübarek Berat Kandilinizi tebrik eder, dualar eder ve dualarınızı beklerim. a.m. Aziz Kardeşim, Elli senelik bir ömrü kazandırabilecek Mübarek Berat Gecenizi tebrik eder, dualar eder, dualarınızı beklerim. Kadir Aytar Sadık bey selamlar, Öncelikle Berat kandilinizi tebrik ederim. Affımıza vesile olsun bu gece inşallah. cuma akşamı Anka'nızı aldım. Kaleminiz sağlık. Allah nice değerli eserler vermenizi kolaylaştırsın inşallah. Bir sorum olacak, 30lu bölümlerden birinde, Şeyh Fahrettin Efendi ile SAfer Efendi arasındaki olay anlatılıyor. Göze konan Kerbela taşları... Abide Şahsiyetler programında aynı şeyin Muzaffer Özak Hocaefendide de olduğu anlatıldı birinci ağızdan. iki olay farklı mı acaba? hayırlı günler, yavuz "Allahım, affedicisin, affı seversin, beni de affet" diyordu ellerini açmış. yanındaki, bir de şöyle demek lazım dedi: "Allahım, affediciyim, affı severim, affediyorum." Affedebilmek hem de her kötüyü ve kötülüğü. kolay değil, yüreğim yetmez buna diye karşılık verdi. "yüreğin yettiğince" dedi yanındaki, gerisini Allah'a bırak. Yüreğimiz yettiğince umumi beraat duasıyla efendim. kandiliniz mubarek olsun. hayırlara karşı ayfer çimen balaban Çok teşekkürler Sadık Bey. Sizinde kandiliniz mübarek olsun. Allah bütün dualarınızı kabul etmesi dileğiyle... n. Madem siyasi konulara giriyorsunuz; ben de ağabeyime stratejik yazıları tebrik yerine gönderiyorum. Selam, hurmet ve tebrikler.. Aşk ile ilgili çalışmanızdan iki adet isterim.. -- B. Berat Kandiliniz kutlu olsun. N. Berat Kandilinizi tebrik eder, bu gecede yapılan duaların kabulünü ve hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah'tan niyaz ederim. d.k. esselamu aleyküm hayırlı vakitler değerli hocam afiyettesiniz inşaallah "bu otuz yedinci yılıdır" 'evet, öyledir. iki bahar da bizimdir. seni hafta sonları çıkardığım yıldız tepesi de bizimdir. kırıntılarımızla doyan karıncaların çocukları da biraz bizimdir. önünde sonunda kıyısına düştüğümüz denizler de bizimdir. evet, hepsini sahiplendik. bütün bir alem bizimdir. alem küçüldü çünkü, bir ikimiz kaldık. çünkü büyüdük, alem kadar birbirimizde. seher vakti rüzgara çıkardığın saçlarının kokusu ile mest uçar kuşları şehrin. kahvaltıdan önce çıplak ayaklarınla toprağa basarsın, sonra patlar tomurcukları bahçedeki çiçeklerin. gözlüklerini çıkarır masanın üzerine koyarsın, tokanı komidinin üzerinde unutursun, şalın hala vestiyerdedir. sen az önce dönmek üzere uzunca bir yola çıkmışsındır ama, herşeyin elimde gibidir. en sağlam ipin budur. beni bununla bağlarsın sıkı sıkı. bilirim, gittiğin her yerde beni söylersin. çiçeklere adımı öğretir, kuşlara sevdiğim makamları talim ettirirsin. ellerini, parmaklarını ihtiyaç olmadan kullanmazsın. elinde anahtarlarını sallamaz, yüzüğünü belli belirsiz oynatmazsın. bilirsin ki yüzük parmağında değildir. ikimiz de biliriz yüzük parmakta değildir. ellerimizi eskitmeyiz. dilimizi tutarız, böyle bilirim. kendimizden gayrısını ağyar biliriz. söyleşmeyiz ağyar ile. bu otuz yedinci yılıdır sanki iki bedende bir can olduğumuzun. gizden, sırdan müberra oluşumuzun. insanlar yine koşuyorlar. kimi ilk sabahtan işe geç kalmamak için. kimi 'kurduğum düzeneklere kim düşmüş' merakı ile. kimi ağrılarına merhem için. ayaklar hızla basıyor daha bir hızla kalkıyor. birileri bir yerde Rabbini kullarına şikayet ediyor. benim parmaklarım sonra başkalarının günahını yazıyor. aynada ki yüzünden çekindiği günden beri, görünmekten korkuyor. sonra sende aslını buluyor. seneler, asırlarca orada kalası geliyor. bir dergi açıyor. ikinci sayfada bir iltica bulup okuyor. kadayıfa gözyaşları damlıyor. her lokmada anılan ismine şahit oluyorlar. sonra oradan kalkılıyor. göğün göründüğü bir yere çıkılıyor. unutuluyor gözlerin bakar kör olduğu. gök görünmüyor. bir, iki, üç, beş, yedi, dokuz kere yumulup açılıyor, yine de başkası görünmüyor. başka ışık vurmuyor göze. ondan sonrası hep karanlık. Ö. Değerli ….. hocamız, bütün ilmine, irfanına, kültürüne rağmen kendisi irfan ve kur'an talebesi olmaktan ziyade kelam ve Aristo irfanının şakirdi olduğundan, başka bir tabir ile Allahı ötelerde ve kainatı başlı başına etkin ve yetkin olarak gördüğünden, başka bir tabir ile başta Avrupa olmak üzere araştırmacıları nihilizme iten klise tarzında kuru bir teist olduğundan, hakikat asla bilinemez, ben bilmiyorum, kimse de tam bilememiş, deyip nihilistlere ve laedrilere kapı açmış oldu... Farkına varmadan Mevlana, İbn Arabi gibi yüzlerce ehl-i hakikati küçültmüş oldu.. Bir ölçü olsun, diye beş çalışmamı ve Ahmed-i Cezeriden yaptığım yedi parça çeviriyi ağabeyime gönderiyorum. İlminize, sezginize ve geniş sekafetinize güvenyorum... Binler selam ve hurmetler... -- B. Muhterem Sadik abim Allah razi olsun cok tesekkür ederim. Kusura bakmayin. insallah görüsürüz. selam hürmetle. z. BD hükümeti nüfuzunu güçlendirmek, ekonomik ve stratejik çıkarlarını gözetmek için, çıkarı olduğu her ülkede, sivil toplumu, ülkenin tüm sektörlerine sızmak için kullanır ve bunu güçlü bir araç olarak görür... Devamı için http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/07/bdin-yeni-oyuncag-usaid.html Cuneyt Goksu http://cuneytgoksu.blogspot.com/ esselamu aleyküm değerli hocam yine bir yazı sekiz otuz sekize yirmi kala ‘Şarkıları da değiştiriyorum, ‘Hiçbir neden yokken ya da ben bilmezken, söylenip yok yere sitem etmişimdir. Havaya doğru iki cümle savurmuşumdur, sana isabet etmiştir sivri yanları, ben hem suçlu, hem pişman olmuşumdur. Olamaz mı yani. Onca zaman sen orada, onca zaman ben burada, yolumuz hiç kesişmemiştir beyaz geceler dışında’. Kendimi değiştiriyorum. Yapmadıklarımı yapıyorum. Birden tahtalarının aralarından bir barakaya güneş ışığının girmesi gibi bir söz ‘kişiye yapmadıklarından sorulacak’. Saçlarımı hep olduğu gibi ellerimle tarıyorum. Enselerde toplanıp önen baktığında kulak memeleri civarında kıvrılmış duranlarına usançla bakıyorum. Kahvaltı sofralarına küsüm. Çay bardaklarına, bayat ekmeklere, akşamdan kalan çorbalara. Peynire, yumurtaya, zeytine bile. ‘Bu gün benden uzak durun, barut gibiyim’ dedim. Ağzımı açmaya da küsüm. Ne desem zehir kusuyor gibiyim. Akşamdan kalma acım var. Bu beni bir hafta götürür gibi. Neymiş efendim gelmemişsin. Geleceğini mi söyledin. Aşk olsun diye ünlediğimin az sonrası buradayım işte der gibi gelişin, ‘sen bana sitem mi ediyorsun’ deyişin, benim yüz kızarmalarım, mücrim pişmanlığım, içimden bir daha yapmayacağım diye kendime söz vermelerim. Sana söz vermekten çekinmelerim, sadık kalamamaktan korktuğum için. ‘Daha bir yakınımda olsaydın, ayağına kapansaydım’ diye iç geçirmelerim. Solan karanfillerimden hiç söz açmayışım. İki de bir dolup boşalan gözlerimi sana anlatışım. ‘ağlama’larına ‘temam’ deyişim. Bu halimden kurtar beni ‘el aman’larım. Teheccüde niyetlenip uykuya durmalarım, hepsi saat sekiz otuz sekize yirmi kala uyandılar. Bak tekrar söylüyorum ben yukarda saydıklarımın cem’i cümlesinden nâdim oldum, bir dahî işlememeye azm-ü cezm-ü kast eyledim. Sokaklara açılacağım birazdan. Her yüzde seni arayacağım, hepsinden eli boş dönecek gözlerim. Bile bile yapıyorum bunu. Seni bile bile arıyorum. Sana bile bile geliyorum. Ondan sonrasını pek kestiremiyorum. Aşığın meyhanesi, maşuğunun gözleridir’ diyesim geliyor. Sonra senin bütün bedeninin bana vaat edilen topraklar olduğunu söylüyorum. Yüzün Kudüs oluyor birden. Haram aylara yaklaşıyoruz. Kalbine sığınmak istiyorum. Orası Haremeyn biliyorum. Beni suçlayacaklar daha çok aç kalbini. Oysa ki kalp, mide gibi böbrek gibi sade bir organdır. Yukarda kalp yazdığım yerleri gönül olarak değiştiriyorum. Gönül sol yanda bedende bir yerde değildir. Gönül her yerdedir. Hal böyle olunca sana yakınlaşmak daha da kolaylaşıyor. Başımı dizlerine koymak gibi şeyler daha çabuklaşıyor. Sen burada, ben burada oluyoruz işte bak ne güzel. Bir daha bak ne güzel yakışıyoruz dünyaya. Ö. selamunaleyküm kıymetli hocam, Ben erzurumdan size yazıyorum. Açık deniz'i, eserlerinizi sürekli takip ediyorum. Yazılarınızı da alanınızı da çok beğeniyorum. Şu sıralar doktora tez konusunu belirlemeye çalışmaktayım. Siz divan şiiriyle, tasavvufi şiirle çok hemhalsiniz, biliyorum. Ben de aşık şiiriyle hemhal oldum yüksek lisansta. Yöresel aşıklarımızdan Narmanlı Aşık Sümmani, Erzurumlu Emrah, Aşık Şenlik, Aşık Celali, Seyrani.... aşıkları inceleyerek onlardaki tasavvufi motifleri araştırdım. Şimdi de doktora tezi olarak Aşık Şiirinde Tasavvuf konulu bir doktora tezi yapma hevesindeyim. başarabilir miyim bilemiyorum, endişeliyim. Özellikle nasıl yapacağım konusunda ve kaynak oluşturma kararsızım. Acaba bana ne önerirsiniz? Kıymetli vaktini alacak ama nezaketinize sığınarak tavsiyelerinizi istirham ediyorum. o. Sadık Hocam, 1 Mayıs 2010 Cumartesi günü Çamlıca Sabahattin Zaim Kültür Merkezinde "Tasavvuf Bugüne Ne Söyler" konulu konferansınızdan sonra isimli kısa filmimi size takdim etmiştim. Çok yoğun olduğunuzu biliyorum. Bu yoğunluk arasında filmi izleme fırsatınız olduysa eleştirilerinizi dinlemek isterim. Saygılarımla m. hoşgeldin ne anılar biriktirdin kimbilir insan gittiği her yere kendini de anılarını da hayatını da sürüklüyor bugün harika bir film izledim inan izlemelisin hem eğlendim hem de dedim ki hayat böyle işte absürd Micmacs a Tire-Larigot tesadüf yok sebepler sonuçlar hep iç içe kendine iyi bak a. sa, abi suna bir bakmani rica ediyorum. ben daha ziyade farkinda olmayarak osmanlica kelimeler kullanabiliyorum. beni uyarabilirsin. cevirye basladim. dua ile. BIRAKIN BUYUK DUNYA DONSUN Onu gorenler sustu. Church Caddesinde. Liberty. Cortlandt. West Caddesinde. Fulton'da. Vesey'de. Kendi kendini duyan bir sessizlikti bu. Korkunc ve guzel. Bazilari once bu mutlaka bir isik oyunu olmali diye dusundu, hava ile ilgili bir sey, rastalanti eseri olusan bir golge. Digerleri, ortalikta durup, yukariyi isaret ederek bunun kusursuz bir sehir sakasi olabilecegini hesap etti. Insanlar toplandilar, baslarini kaldirdilar, onayladilar, dogruladilar, simdi hepsi yukariya, hic bir seye bakiyorlardi, Lenny Bruce sakalarindan birinin sonunu bekler gibi. Fakat seyrettikce emin oldular. Binanin tam kenarinda duruyordu, sabahin kursuni rengine karsilik karanlik bir sekil. Belki cam yikayan biri. Belki bir insaat iscisi. Veya intihara tesebbus eden biri. Yukarida, yuz on kat yuksekligin tepesinde, son derece sakin, bulutlu gokyuzune karsin kara bir oyuncak. Yalnizca belirli acilardan gorulebiliyordu, bu yuzden seyredenler manzarayi net gorebilmek icin sokak koselerinde durmak, binalar arasinda bir bosluk bulmak veya golgelerden siyrilmak zorundadi; Pervazlarin, sacaklarin, oluklarin, parmakliklarin ve cati kenarlarinin olusturdugu engellerden kurtulmak zorundaydi. Henuz hic kimse ayaklarinin dibinde bir kuleden diger kuleye gerilmis ipi algilayamamisti. Onlari orada tutan daha ziyade bir insan silueti idi, boyunlari uzadi, felaketin vaadi ile siradanligin hayalkirikligi arasinda bolunduler. Seyredenlerin ikilemiydi: ortada bir sey yokken ortalikta beklemek istemediler, budalanin biri kulelerin ucurumunda duruyordu. Fakat ani da kacirmak istemiyorlardi. ya ayagi kayarsa, ya yakalanirsa, veya kollari yanlara acik, atlarsa. Seyredenlerin etrafinda sehir gunluk sesleriyle mesgalesine devam ediyordu. Araba kornalari. Cop arabasinin takirtilari. Vapur isliklari. Metronun ugultusu. M22 otobusu kaldirima yanasti, durdu, bir cukurda soluklandi. Havada ucan cikolata ambalaji bir itfaiye vanasina carpti. Taksinin kapilari siddetlice kapandi. Cop parcalari dar gecitlerin karanlik koselerinde birbiriyle didisti/cekisti. Terlikler yurumek icin en uygun yollari buldu. Evrak cantalarinin derisi pontolon bacaklarina surtundu. Bir kac semsiyenin ucu asfalt uzerinde tikirdadi. Doner kapilar sohbetin bir ceyregini disariya, caddenin icine tasidi. a. Abi DEM'i hafta sonu aldım ve okudum.Güzel olmuş.Genelde bir işe kabre indirildikten sonra bunun bana ne faydası yada zararı olabilir diye bakıyorum.DEM'e bir şeyler yazmaya başladım.İnş. yazı bitip yayınlayacağım.Linkinide atarım size. a. Said Nursi’nin hayatını anlatacak bir sinema filmi çekiliyor bu sıralarda; aşağıdaki haberden duydum, iletmek istedim kolaylıklar dilerim, N. A. Kıymetli Sadık hocam; evvela selam, hürmet ve muhabbetlerimi takdim ediyor ve müstecab dualarınızı istirham ediyorum. yazı ve şiir hususunda, maatteessüf,fazla bir çalışma ve birikimim olmadığından nitelikli yazılar yazamadığımın farkındayım. lakin okumalarıma devam ediyorum ve sizlerden aldığım feyiz ve tesir ile biraz olsun cesaretleniyorum. temennim odur ki yoğun bir çalışma ile,sizlerin de öneri ve yönlendirmeleriniz doğrultusunda güzel yazılar yazmak bizlere de nasib olur. Mevlâ'dan âfiyet, sıhhat ve bereket dolu bir ömür sizlere lutfetmesini diliyorum. selam ve hürmetlerimle... a. değerli kardeşim:Açık denizlere yelken açan proğramını severek ve sevinerek izliyoruz.Yaz aylarında bulunduğumuz şu günlerde proğramın ismi bile serinlik veriyor. sağlıcakla kal aile bireylerine sevgi ve saygılar. f. Merhaba Sadık Bey öncelikle hazırladığınız kitabı çok beğendiğimi belirtmek isterim ancak bir sorum olucak.Kitabın Bediüzzaman Said Nursi bölümündeki her başlık alatındaki yazıları Risale-i Nur Külliyatı'nda bulabildim ancak "Çılgınca Bir Cezbe:Aşk" başlığı altındaki bölüm hariç.Bu bölümü Risale-i Nur'da nerede bulabileceğimi iletebilirseniz çok sevinirim. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.Saygılarımla. m.t. ‘YİTİKSİZ’ (Kitaplarına Girmemiş Şiirleri) – TURGUT UYAR , YKY , Haziran 2010.. Bu kitabı al, bir cafede serin gölgeli bir masa seç, güzel bir kahve söyle kendine, mesela bir cafê con hielo, içerken sayfalarını çevir usulca...bu kitabı benim için sakla... miraç kandilinizi kutlar, sağlıklı günler dilerim. saygılar ve selamlar. s. Bu gecede ve gelen kandil geceleri ile mübarek gün ve geceler de hasıl olacak sevabın bir misli hasenat defterinize yazılmasını yüce Rabbimden niyaz eder, MİRAÇ Kandilinizi tebrik ederim. Nice kandillere efendim... k. kandiliniz mübarek olsun... g.a. Mübarek Mirac Gecesinin bu gecedeki sene-i devriyeleri için zat-ı âlilerinizi, şahsınızda sevdiklerinizi ve tüm Alem-i İslam'ı tebrik ediyor; idrakı ve ihyasıyla birlikte, bu gecenin nice hayırlara vesile kılınmasını Rabbimizden niyaz ediyorum. M. K. Kandiliniz kutlu olsun. n. Mübarek Miraç Kandilinizi tebrik eder, hayırlara ve bu ümnmet-i Muhammediyenin(ASV) halasına vesile olmasını temenni eder, aileniz ve sevdiklerinizle beraber nice kandillere sağlık ve saadetle ulaşmanızı Rabbimden niyaz ederim. a. Sizin Miracınızı Tebrik ve Mirac Sahibinin (a.s.m.) Sünnet-i Seniyesine Sizi ve Bizi Tam Muvaffak Eylemesini Rahmet-i İlahiye’den Niyaz Ediyoruz. E. hayatıma yön günüme ışık olan adınızı burada görmek ne güzel Allah kolaylık versin su gibi aksın yazılarınız da kendinizi dinlemeye de vaktiniz kalsın inş. dualarım sizinle...en kalbi muhabbetlerimi sunuyorum size h. esselamu aleyküm gene ben :) iyisinizdir inşaallah hocam muhabbetlerimi sunuyorum hu ile ö. Çift sıfır otuz dokuz ‘Ekimlerden ekim beğen. Dışarıda yağmur var. Mor şemsiyeni al dışarı çıkalım. Halktan uzaklaşana dek başlarımızın üzerinde dursun. Bizden pek iyi bahsetmiyorlar. İsteyerek kulak misafiri oldum. Benim tesbih elimde adını, adını, adını, söyleyerek kapılarının önünden geçmemi tehlikeli görüyorlarmış. Tehlike çok yakın. birinin elleri boğazımda sanki ya da yumruğunu vurmuş öylece donmuş kalmış yumruğu. Üç gündür onunla uğraşıyorum. Sebepsiz yere tam üç yüz yirmi saniye ağladım. Sarsılarak nasıl ağlanır diye zihnimden geçirirken, elimde olmadan sarsıldım. Üç, beş, yedi kere. İçimden bir şeyler koparıyorlar gibiydi. Göremiyordum. Azı dişlerim gibi kökleri vardı, biraz onları gördüm. Gördüm sayılmaz. Ama duydum. Şöyle bir şey diyorlardı ‘yazık olmuş ömrüne, kıymış onca gününe, elle tutulur tek yanı, bir güzel sevmek imiş’ karanlıktı gözlerimi açtığımda. Bülbüller çağıldıyordu karşılıklı. Gün ağır ağır sıyrılıyordu geceden. Her yanım ateş gibi yanıyordu. Suya koştum. Her yanıma üç kere sürdüm. Küçük bir inşirah. Sonrası yine ateş. ‘Balkona çıksam saba yeli uğrar mı, ne fantezi benim ki de’ deyip tekrar geldiğim yere döndüm. Kitapların üzerinde uyudum. Pencereyi açık bıraktım. Ben sanırdım ki rüyama pencereden gelirsin. Hatırlıyor musun, hatırlıyor muyum, hatırlıyorlar mı ? İçin sıkıldığında ismimi söyle ben gelirim demiştin. Bu bin iki yüz yedinci. Benimle beraber kaç kişiye söyledin bunu. Neden gelmiyorsun. Bin yedi yüz sekiz, bin yedi yüz dokuz. Böyle ne sabahın ne akşamların hatırı var. Artık ikimizin yerine okumuyor Zeki Müren. Saat 00.39 kararan yalnızca gök değil haberin olsun.. Ö. sadıkcım, bu hafta programı seyredemedim evde değildim o saatlerde.. kaydı var mı? bunu kaçırdığıma üzüldüm...mahmut hocayla kimbilir ne güzel sohbet etmişsinizdir... buarada yeğenim dünyaya geldi. minicik bir güneş... t. hocam benimle ilgilenip bu kadar kısa zamanda mektubuma cevap verdiğiniz için teşekkürler. eminim ben gibi birçok kişi sizinle bu şekilde iletişimdedir. bana önemle okumamı önereceğiniz dergiler, yazarlar, kitaplar var mı ?ve yazdıklarımı paylaşabileceğim yerler önerebilir misiniz? n. göz nurunuzu bunlara düşürüyorsunuz sağolun hocam ö. esselam hocam yazılarınızın ve kitaplarınızn müdavimlerindenim.bir edebiyatçı arkadaş vesilesiyle tanıştım sizinle o zamandan beri benimlesiniz. hatta sizden geçen seneler GEZGİN isimli kitabınızı istemiştim. yollamıştınız. o zamanda bahsetmiştim yazılarımdan.şimdi ise bunlardan birkaç tanesini okuyup bana düşünceleriniz aktarmanızı rica edyorum zira yazdıklarım hakkındaki fikirleriniz benim için çok değerli!çevremdekilere okuyorum, olumlu değerlendirmeler aldım.fakat,eğer bende bir ışık görürseniz ve sonrasında gelişmem ve geliştirmem açısından elimden tutarsanız ,bu deryaya bir balık kazandırmış olacaksınız inşallahbu fanuda hayat geçmez.sizin rehberliğinide aynı deryada yüzmek çok hoş olacaktır:)şimdiden çok teşekkürler n. Sevgili kardeşim, "Dost" uzak olmaz tabii, ama Sevgili Uzak Dost, Mahmud Erol Bey'le programınızın tekrarına denk gelince sabah sabah, bir sevinç, "Acaba İstanbul'da mı artık?" diye düşündüm; İstanbul'da mısın artık? Beş yıl mı geçti ilk temastan bu yana, bir kahve içip yüz yüze iki çift laf edebilecek miyiz? Ya da, en azından birbirimizden haberli olalım isterim, münasebetsiz bi talep değilse eğer? Muhabbetle, güzel kardeşim!.. b. enfes bir programdı...vesile olduğunuz için teşekkürler... Allah nefeslerinizi bakileştirdiğiniz dakikalarınızla mükafatlandırsın sizi iki alemde de... inşaallah kıymetli hocayla bir program serisi yaparsınız bir akademisyene göre ne kadar akıcı, doyurucu bir uslup ve hitabet verilmiş hocaya belki de gerçek akademisyen böyle olmalı ama gelenekten uzağa düşmüş toplumumuzun içi dışı kuru akademisyenlerden bıkmışlığı nedeniyle niteliklilerini görmek şaşırtıyor Rabb'im sizi hep böylesi denk insanlarla denk getirsin dualarınıza bekler muhabbetlerimizi sunarız. h. esselamu aleyküm hayırlı vakitler hocam nasılsınız iyimisiniz yüz bulunca böyle rahatsız ediyorum muhabbetler hu Kırkta bir ‘Sofrada bıraktığın kırıntıları avucuma toplayıp ağzıma attım. Tekrar söylüyorum ‘senden tek bir kırıntıyı bile paylaşmak istemiyorum kimseyle. Böyle acele kahvaltıların yok mu, evden bir an önce çıkman gerekmesi, uykulu gözlerle seni beş dakikadan daha fazla izleyememek, yüzünde geceden kalan aydınlığa doymadan kapıyı dışarıdan kapaman, beni işte böyle dert sahibi yapıyor. Akşama televizyonda çok güzel bir film varmış. Bizim televizyonumuz yok. Senin istediğin gibi kurduk evimizi. Ben seninle olmayı hayat zevkime tercih etmiştim. Yoo pişman değilim asla. Son günlerde yalnız hissediyorum kendimi. Saksılardaki çiçeklerim soldu. Az önce telefon ettiler, son kitabım Kürtçeye çevrilecekmiş. Aslında tam olarak şu ki, benden Kürtçe bilen birini bulmamı istediler. Senin bir arkadaşın vardı. Gelince onu konuşmak istiyorum seninle. İlk yazmaya başladığım yıllarda oturduğumuz mahallenin bir çoğu Kürtçe bilir ve konuşurlardı ve ne de güzel Kürtçe yaşarlardı. Tandırları vardı, lavaş ekmekler pişirirlerdi. Kardeşimi elçi gönderir bir tane istetirdim. Hindilerini kızdırırdım. Küçük çocuklarına dil çıkarırdım. Eğilirdim ellerini öpmek için büyüklerinin, hep kaçırırlardı dudaklarımdan. Gelinleri ne de güzel yolun en bensiz kıyısına çekilirdiler. Hiç konuşmazdılar sormazsam. Sorarsam yalnız cevap verirlerdi, huzur verirlerdi. Şimdi durup dururken bu kadar şeyi neden hatırladım ben de bilmiyorum. Yazıya oturamıyorum. Kendimi sana verdiğim günden beri hiç bir şeye veremiyorum dikkatimi. Ama bu kaçıncı diye soracak olursan saymadım bilmiyorum. Gelgitlerinden yorulmadım, sıkılmadım, bunalmadım, boğulmadım. Hala korkuyorum ama. Bu onuncu senemiz. İki kız bir oğlandan sonra bile, eğer bir gün bir yanlışım olursa bana sırtını dönersin diye. Daha korkuyorum her gün yaptığın gibi, oturma odasının penceresinden gülen gözlerinle güneşe çıkmazsın diye. Bana kızıp domatese değil, bıçağı parmağına vurursun diye. Evden gözlerin dolu çıkarsın bir gün benden sebep. dün akşam eve, bana bir an önce gelmek için ayakkabılarının bağını çözmeden girmişsindir, bağcıklar kördüğüm olmuştur. Zor zahmet çözmüşsündür onu baştan ayağa hınç dolmuşsundur sabah evden çıkarken. Bahçe kapısını açtığında otobüs geçer el edersin seni görmez. Bilirsin ıslık çalmayı ama yakıştıramazsın kendine. O sinirle ağlarsın diye, bana nazik küfürler savurursun diye. Tam da böyle yıllar sonra bile titrerim korkudan, dudaklarını titretip, yüzünü düşürmenden herhangi bir şeyim yüzünden. Ö. Sadık bey merhaba Ülke TV'de 15 günde bir yaptığınız AÇIK DENİZ programını ailece severek izliyoruz. Bunun için size çok teşekkür ediyoruz. Programınızın devamını diliyoruz. Saygılarımla, M.Ö. eğer hakan taşıyan dinliyenler koca yunusu okusalardı kollarını değil yüreklerini jiletlerdiler.. nedir bu güzellikler sağolun tavisyeniz için ö. Varlığın aynası yokluktur. Ey Hak âşığı! Eğer ahmak değilsen, Hakk'ın huzûruna yokluk götür. Mârifet, kesretten vahdete intikâl edebilmek ve Hakk'ın rengine boyanabilmektir. Göklerdeki bulutların, deryâlardaki suların kendi renkleri yoktur. Onları renkten renge koyan, semâdaki Güneş'tir. Sen de nefsânî arzulardan sıyrıl, yokluğa, yani hiçliğe er! Zira her ilâhî tecellînin kemâli, hiçliğe vâsıl olduktan sonra başlar. Hz. Pir Mevlana Ü.B. cemalnur hocamla yaptığınız programda bi ozan mı aşık mı bir eser okudu 'natı şerif'değil ,eserin yada seslendirenin adını paylaşırsanız çok memnun oluruz teşekkürler Sayın Sadık YALSIZUÇANLAR beyefendi, Cenabı HAKK ın rahmeti, bereketi,feyzi,selamı üzerinize olsun. Muhterem beyefendi, Tasavvuf dilinde kullanılan Sembollerle ilgili bir eser mevcutmudur? Eğer bilginiz dahilinde ise lutfedermisiniz?Duanıza muhtaç biçare.Cenabı HAKK afiyetinizi DAİM EYLESİN İNŞAALLAH. i. Prof. Dr. Osman Eğri ile 27.06.2010 tarihinde yapmış olduğunuz açıkdeniz programınızın tekrarını izlebilecek miyiz? Teşekkürler. Türkiyede ilmin ve araştırmaların bahtını açacak bir program yaptınız, sizi ve misafirlerinizi kutlar, Cenab-ı Hakkın sizi muvaffak etmenizi dilerim. Sosyal ve diyanet sahalarında belki bir açılıma sebeb olur, diye yazdığım bu üç sayfalık notları da ağabeyime gönderiyorum. Ayrıca yeni çıkan "Risale-i Nur Hakkında Bilmediklerimiz" adlı kitabımızı da size takdim etmek istiyorum.Bir adres verirseniz memnun olurum. Binler selam ve muhabbetler. b.s. Sevgili Sadık Bey, Merhaba. İnşallah iyisinizdir. Size bir şey sormak istiyorum. Gecen hafta Cemalnur Sargut Hanım'la olan programınızı seyrettim. Kendisi ile 2010 Şubat ayı Umre ziyaretinde beraberdik. Ancak oralardayken insan sadece ibadetle meşgul olabildiğinden, bir türlü fırsat bulup sohbet edememiştim Cemalnur Hanım'la. Ben onun tesettür konusunda ne düşündüğünü merak ediyorum. Cemalnur Hanım'ı çok takdir ediyorum; severek ve keyifle okuyorum kitaplarını. Ancak bu hususta bir yazısına henüz rastlamadım. Acaba sizin bilginiz var mı? N. Hürmetle Sadık hocam biz arkadaşlarla çok hüzünlendik sohbette ara verilmesinden size sükranlarımızı ve hürmetimizi ifade firsatı bulamadiğimiz için .doğrusu nasıl teşekkür edilir bizlere öğretkleriniz bize vakit aırdığınız ve muhabbetiniz için bilmiyoruz teşekkürün en güzel hali bize öğretiklerinizle amel etmektir tabii bunun içinde sizin dualarınıza muhtacız.hocam sohbetimizin devamı olucak diye dua ediyoruz inş.RABBİM razı olsun sizde. saygı ve hürmetle m. Merhaba Sadık Hocam; Hayatımın fonunda hep siz,yazdıklarınız ve düşünce dünyanız var.Baş ucumda mutlaka bir kitabınız oluyor;hayatta bana zaman zaman arkadaşlık zaman zaman da rehberlik yapıyor emin olun. Bütün bunlar için bir teşekür edemedim nedense hiç.Ya da etmek istemedim bilmiyorum.Çünkü biliyorum ki kalbimden kalbinize bir yol var;nasılsa hissedersiniz diye düşündüm. Çalışmalarınızda başarılar dilerim. T.S. selamün aleyküm sadık abi, kandilinizi en içten dileklerimle tebrik eder, sevdiklerinizle nice kandiller geçirmenizi biz hakikat yolcularına "o beldeden gelen kelamınızla" nice kitaplar yazıp yol göstermeye devam etmenizi niyaz ederim... m. MÜBAREK ŞUHUR-U SELASENİZİ VE REGAİB KANDİLİNİZİ TEBRİK EDER, HAYIRLARA VESİLE OLMASINI RABBİMDEN NİYAZ EDERİM. A. Selâmün aleykum çok muhterem Hocam! Mübarek Regaib Kandilinizi en samimi dileklerimle tebrik eder, Yüce Rabbimden bizleri nice hayırlı kandillere sağlık, âfiyet ve huzur içerisinde kavuşturmasını niyaz ederim. Selâm ve saygılarımla! k. Dualarımızdasınız... Hayırlı Dualarınızı Bekleriz... C.A. REGAİB KANDİLİNİZ MUBAREK OLSUN M. Yepyeni bir hayat… Galiba yepyeni’den sonra bir (!) ünlem işareti koymalı. Abi Allah razı olsun, açıkcası bu film beni bir yerlere götürdü ve getirdi. O yüzden üç beş kelam etmek istedi Emre. Abi filmin başında Jinhee'nin içeceği şeye önce parmağını batırıp tattıktan sonra içmesi, aklıma hz. Ali efendimizin tatmadan bala bal dememesini getirdi. Farklı inanış ve kültürlere mensup olunsa da demek ki doğru her yerde tek oluyor. El hak, ilim (doğru) bir nokta. Bir de ilahi söylemesi vardı ki dondurup dondurup izledim: “hz.İsa’yı her daim seviyorum…” “Şükürler olsun Hz.Davud soyundan gelene” Herkesin malum olduğu üzre saçları örtülüydü. İslam’da örtünme var mıdır yok mudur tartışmasına Hristiyanların ayinlerindeki bu görüntüleri göstermeli, belki bu kez ikna olurlar. Sanki oradaki bütün çocuklar Müslüman olsa ve camide ilahiler söyleyip tekbir getirseler daha güzel ve uyumlu olurdu diye iç geçirdim. Bu halleriyle eğreti duruyor dedim. Bir çocuğun yeni ailesine teslimi sırasındaki söylenen şarkıysa içimi açtı: “Kadim dostu unutup hiç akla getirmemeli mi ? Ve eski güzel günleri Eski günler şerefine bir fincan lütuf alacağız…” Bir fincan lütuf…Bizdeki bir fincan kahvenin kırk yıl hatrı vardır’a benziyor. Ya da ta kendisi. Acaba bizim ilkokullarda ZORLA söyletilen “ANDIMIZ” da yeni bir düzenlemeyle daha BİZDEN bir hale bürünebilir mi diye düşünüyorum. Misal, günah olan bir şey yapan bir kız çocuğu HAÇ işareti altında “bir daha suç işlemeyeceğim…” demiyor, “Bir daha günah işlemeyeceğim. Tanrı’nın bana bahşettiği hayatı küçümsemeyeceğim” diyor. Suç, dünyaya dair, günah uhrevi olana.. Ne güzel bir görüntü. Ama hiç birisi Müslüman değil... içime sindi desem yalan olur. Beş vakit namaz kılmak için topluca cemaat olan bir yetimhanemiz var mıdır acaba ? Bir fikir olarak sunmalı galiba. Allah’tan "cemaat evleri" bu açığı kapatıyor. Acaba cemaatimiz bu konuya da mı el atsa ? Jinhee’nin fal kartlarını alarak yere fırlatıp “Bunların hepsi yalan” demesi, yaşı ellilere dayanıp kahve fallarından medet uman insanları getirdi aklıma. Dikkatimi fazlasıyla çeken sahneyi yazmak isterim abi. Amerikalı bir aileye gidip rahat bir hayat yaşayacağını düşünen Sookhe’nin “zorla” İngilizce öğrenme gayreti , ve “zorla “ Father” Baba demeye çalışması galiba yaşadığımız hayatın dibacesiydi. Ama Jinheee istese de “Father” diyemedi ve “ille de babam” dedi; ya da “İlle de Vatanım!” Cahiliye devrinde kız çocuklarının diri diri gömüldüğünü biliyorduk da, modern (!) zamanda kız çocuğunun kendisini diri diri gömdüğüne de bu filmle şahit oldum. Jinhee’nin babasını anarak “Asla bilmeyeceksin seni ne kadar sevdiğimi…” şarkısını filmin sonunda da söyleyeceğini biliyordum, ki öyle oldu. Acı ama muhteşem tatlar. Yaşasın sinema ! Hayatımız da biraz Jinehee’ninki gibi sanki abi. Bisikletin arkasından, uçak koltuğuna… Abi, beni en çok etkileyen sahneyi de yazayım, ve bunca ukalalığıma son vereyim. Jinhee’nin dramı kadar yine Jinhee’nin verdiği haber. Şu ki, tek cümlelik ve 3-5 saniye süren sahne : -Efendim ! Yeshin gitti ! Abi ayrıca sana sergimden bir kolaj yaptım. (Sergi 27’sine kadar açıktır) Mübarek 3 aylardayız abi. Mübarek olsun inşaAllah. Ve bu gece Regaib Kandili. Sana ve tüm aile efradına tek tek mübarek olsun diyorum. Göklere türlü renkler verene emanet olasınız. Dualarda buluşalım. (Bu gece İstanbul'a yolcuyum. Ve hayırlı bir başlangıç için izdivacı düşündüğüm havva kızının ailesiyle tanış olacağım. Dua edersen bahtiyar olur bu garib). Esselam. e.ş. Eskiden güzel bir adet varmış: Dervişin biri, yine bir dervişler topluluğu içerisine gelip, selam vererek oturduktan sonra, topluluk gelen dervişe “Merhaba!” yerine; “Aşk olsun!!” dermiş… Derviş de ; “Aşkınız cemal olsun efendim!” diye mukabele edermiş… Bu sefer topluluk; “Cemaliniz nur olsun!!” dediğinde, derviş ; “Nu...runuz ayn olsun!!” dermiş ve böylece selamlaşma bitermiş… ---------------------------------------------------------------------------------------------------- Nur'a erişmeye vesile olan bir kandil gecesi yaşamak niyazıyla selam olsun cümlemize.. sevgi ve muhabbetle. Ü.B. Kandiliniz kutlu olsun. n.g. “Seksen küsur sene bir ömr-ü maneviyi sizlere kazandıracak olan şuhur-u selâse-i mübarekeyi ve bilhassa bu geceki leyle-i Regaib’i tebrik ediyoruz.” E.T. İslam Aleminin Üç Aylarının ve Regaip Kandilini tebrik eder, tüm insanlığa iki cihan saadeti ve barış getirmesini dilerim. Duaların makbul olacağı bu kıymetli zamanlarda dualarımızda birbirimizi unutlmayalım. Selam ve hürmetler efendim. K.A. Selâm ile efendim; Kandilimiz kutlu olsun, kutlulardan kılsın bizi Yaradan. Rağbetimiz her daim aşkın hakikatine olsun. Yârenimiz dualardır, vesselâm. Hürmet ve muhabbetle... Z.D. Abi merhaba, Almanya'dayım. Sizi aradım ama ulaşamadım. Kitapla ilgileniyorum hemen. Ayfer T.’un selamı vardı size o da burada. Çok sevgiler M. Üstadım nasılsınız? Çalışmalarınız iyidir umarım. Sizi Diyarbakırda görmeyi çok isterdim ama Sempozyuma katılamamışsınız. Duanızı esirgemeyin. Saygı ve Muhabbetle.. a.s. tekrar tekrar teşekkür ederim çalışmalarınızda başarılar dilerim size bir şiirimi hediye etmek geldi içimden Allah'a ısmaladık h. Merhabalar; Dem kitabınızı Aralık ayı gibi aldım sanırım.Onunla birlikte aldığım diğer kitapları aldığım ay içerisinde bitirdiğim halde Dem'e bir türlü başlayamamıştım. Kitaplığa kaldırdım geri dönebilmek umuduyla. Geçenlerde Akdeniz katliamının olduğu hafta, hem olayların üzüntüsünden hem de havaların değişiminden halsiz yatarken, 'benim bir kitabım vardı' diye aklıma düştü Dem. Evin altını üstüne getirip buldum ve okudum kitabı... Sanırım gönülden gönüle yazılmış bazı kitaplar zamanı gelince okuyucusunu çağırıyor. Kitabı okurke farkettim ki başka bir zaman diliminde başka bir ruh halinde okusaydım sadece okumuş olacaktım belki de. Size teşekkür etmek istedim. Gönlünüze sağlık. Güzel, özel zamanlarda satırlarınızla yeniden buluşmak dileğiyle. Dua ile.. E.N. Merhabalar, haberinizi almak ne güzel… Memnuniyetle yollarım. Bugün kargoya vereceğiz, yarın kısmetse elinizde olur. Bir koşuşturmanın seline kapıldık, kendimize gelemiyoruz, bu isteğiniz hasretimi arttırdı. Öyle çok özledim ki belgeseli, anlamlarlarla halvet olmayı –ama maalesef artık bu tarz işlere ne gereği var ki diye bakılıyor-; sizin anlayabileceğinizi bildiğim –çok az kişinin anlam verebileceği- öyle derin bir hasret ki bu, vardır bir hikmeti diye düşünmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Siz nasılsınız; umarım her şey gönlünüzdeki gibidir. Selam ve saygılarımla. i.e. merhaba kıymetli abim nihayet ankara'ya geldim yarın erkenden görüşme durumumuz var mı? Şu anda Bilkentte'yim ankara'yı tam olarak bilmiyorum ama bana açık bir adres verseniz size ulaşarım.Sadık abi sizi görmeden çanakkale'ye gitmeyeceğim en azından bu buluşmamızı kahramanmaraş'taki değerli hocama söylemeyi unutmayacağım o nur saçan ellerinizden öperim saygılarımla... s.g. Değerli kardeşim Alışılmadık,zor imtihanlardan çırpınarak geçmeye çalışırken delirmemek için masallara kaptırmaya çalışıyorum kendimi.Allah rızası için size internetden gelen Tanrı misafirini yok saymayın.Ben size Allah'ın emaneti kızkardeşim. Yazdıklarınızdan sizi tanıyor ve güveniyorum.Lütfen beni yönlendirme lutfunda bulunun.Benim yaşama sevincine ihtiyacım var.Gönderdiğim masalı aldıysanız, yorumunuzu yapın.Bu masalı Türk Yunan dostluk platformu'nun talebiyle hazır ladım.ingilizce çevirisini de ben yapacağım.Önerilerinizi merakla bekleyeceğim. Kelile ve Dimne için yazdıklarınızı gördüm.Çok değerli bir yazıydı. Allah yarım kalmış işlerinizi tamamlasın.... m.d. Sayın Hocam 1- Medya Etiğine Kritik ve Analitik Bakış Panelinden de ilham alan Yazar Ünal SADE 'nin panelden de alıntı yaparak hazırladığı MAKALE'yi bilgilerinize sunuyorum. 2- Paneldeki sunuma ilişklin video kayıtlartı posta adresi bildirmeniz halinde kargo ile DVD' olarak size takdim edilecektir. Kaset çözümlerini henüz yaptıramadık. Uygun görürseniz, sunum tebliğini word dosyası olarak mail ile göndermeniz halinde diğer tebliğlerle birlikte kitap olarak, ayrıca web sayfamızda da yayınlamayı planlıyoruz. 3- Panel hakkındaki tespit edilen 31 adet internet kaydını aşağıda bilgilerinize sunuyorum. Bazı sitelerde panel RTÜK tarafından düzenlemiş gibi takdim edilmiştir. Selam ver hürmetlerimle... M.E. http://www.habername.com/yazi/unal-sade-prenses-caroline-ve-deniz-baykal-4450.htm PRENSES CAROLİNE VE DENİZ BAYKAL/ Ünal SADE Pek çoğumuzca malum Prenses Caroline Monaco Prensi Rainier ile Grece Kelly’nin büyük kızı. Prenses Caroline doğal olarak paparazzilerin ilgi odağı oluyor. Sürekli takip altında. Çocuklarıyla oynarken, arkadaşlarıyla yemek yerken, denize girerken, ata binerken her an objektif ve kameraların takibinde. Sonuç boy boy fotoğrafları istememesine rağmen magazin dergilerinde… Prenses Caroline 1999 yılında Almanya’da Bunte ve Neue Post’tan özel yaşamını teşhir eden fotoğraflarını kendi izni olmadan yayınladıkları gerekçesiyle şikâyetçi oluyor ve bu tür fotoğrafların yayınlanmasının durdurulmasını istiyor. Konu Alman Anayasa Mahkemesine kadar gidiyor. Alman Anayasa Mahkemesi basın özgürlüğünü önceliyor ve “Özel yaşam ancak evde ve ev dışında, gözden uzak, kimse tarafından görülmek istenmediği ücra köşelerde söz konusu olabilir. Başka yerlerde, önemli olan basın özgürlüğü, halkın bilgi edinme hakkıdır” şeklinde bir karar alarak Prensesi haksız buluyor. Prenses Caroline Almanya’da alınan bu kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıyor. AİHM Prenses Caroline/Almanya davasında dengeli bir karar veriyor. AİHM bu konuda önemli bir kriter belirliyor. Buna göre: Resmi görevi olan bir siyasetçi ile resmi görevi olmayan bir bireyin özel yaşamı arasında bir ayrım yapıyor. AİHM’ne göre demokratik toplumlarda, bir devlet adamı, bir siyasetçiye ilişkin bilgi edinme hakkı, bazı durumlarda özel yaşamı da kapsayabilir. Özel yaşama ilişkin haberler Siyasal-toplumsal tartışmalara katkı sağlayabilir. Oysa resmi görevi olmayan bir bireyin özel yaşamı kamu çıkarını ilgilendirmez. Dolayısıyla Prenses Caroline’ni de resmi bir görevi olmadığından şikâyetinde haklı buluyor. Bu konuyu neden gündeme getirdiğimi biliyorsunuz. CHP lideri Deniz Baykal’ın istifası ile sonuçlanan olayın tahlilinde; gerçek olup olmadığı ve siyasal etkilerinden ziyade ağırlıklı olarak özel yaşamın ihlal edildiği üzerinde duruluyor. Başta iktidar olmak üzere menfaat temin edebilecek kesimler ağır ithamlara maruz bırakılıyor. 28 Şubat sürecinde Müslüm Gündüz/Fadime Şahin’in kameraların hazır bulundurulduğu, (hatta geç gelenlerin beklenildiği) ve sonrasında çeşitli yazılara konu edildiği üzere içerden “hadi artık daha ne kadar bekleyeceğiz, üşüyorum” mesajının geldiği uydurma baskın görüntülerinin iğrenç bir şekilde yüzlerce kez hem de ana haber bültenlerinde karşımıza çıkarıp soslayarak yeniden sunan basın kuruluşlarının bu defa “özel yaşam” çığlıkları atmasını da takdirlerinize bırakıyorum. Dünün sansür karşıtları nedense bu olaydan sonra “etik” ten söz etmeye başladılar. Olayın oluş şekli, kimler arasında olduğu, sonrasında kişisel menfaat temin edilip edilmediği de beni ilgilendirmiyor. Bunlar zaten yazılıp çiziliyor. Bu tür iddiaların yargıyı ilgilendirdiği de bir gerçek. Ama burada üzerinde durulması gereken çok daha ciddi bir konu olduğunu düşünüyorum. Bu konuda beni düşünmeye sevk eden kişi Prof.Dr. Orhan Gökçe oldu. Geçtiğimiz hafta sonu (9 Mayıs 2010) Ankara’da bir panele katıldım. Ankara Sosyal Gelişim Derneği ile Kritik Analitik Düşünme Platformunun düzenlediği panelin konusu “Medya Etiği Üzerine Kritik ve Analitik Bakış” tı. İstanbul Milletvekili Edibe Sözen, Radyo ve Televizyon Üst Kurul Başkan Vekili Prof.Dr. İlhan Yerlikaya, Prof.Dr. Orhan Gökçe, Sadık Yalsızuçanlar ve Naim Güleç’in konuşmacı olarak katıldığı panelde medya etiği konusu bütün boyutlarıyla tartışıldı. Hem düzenleyenleri hem de katkı sağlayanları buradan da kutlamak istiyorum. Planlanmamasına rağmen “Baykal” olayına rast gelen panel tabiî ki sık sık konuya göndermelere de sahne olmuş oldu. Prof.Dr.Orhan Gökçe’nin orada dile getirdiği bir konu gerçekten çok önemliydi. Üzülerek söylüyorum bu yaklaşımı konuyu tartışan hiçbir yayında da göremedim. Hoca’nın da ifade ettiği gibi olayın “kayıt biçimi tartışılabilir” bu bir suç konusunu da teşkil edebilir. Hukuka aykırı çekim gerekirse yargısal takibe tabi tutulup ilgililer cezalandırılabilir. Cezalandırılmalıdır da… Ancak burada sorgulanması gereken konu bu gizli çekim görüntüleri (doğruysa) yıllardır ellerinde tutanlar son icraatlarına (Kamuoyuna servis) gelene kadar başka amaçlar içinde tehdit unsuru olarak kullanmışlarmıdır? Tehlikeli olan bu durumdur ve asıl cevabı bulunması gereken soru budur. Ana muhalefet partisi lideri tehdit altında görevini yürütmüşmüdür? Muhalefet yapma yöntemi tehdide konu olmuşmudur? Maalesef “Etik” tartışmaları ile konuyu özel yaşam perdesi arkasına çekerek, uyduruk istifalarla, emanetçilerle dikkatlerin bu önemli noktalardan uzaklaştırılıp sonrasında yeniden Genel Başkanlık yolunun Baykal’a açılmasının hedeflendiği izlenimi içerisindeyim. İstifa kararını kamuoyuna açıklarken Baykal’ın mesajlarını dikkatle okumak gerekir diye düşünüyorum. İşte Baykal’ın konuşmasının satırbaşları. “Bu kaset olayı değildir. Komplodur. Hukuk dışı ahlak dışı bir tertip demektir. Komplo yaparken bazen haneye tecavüz edersiniz. Duvarlara eşyalara gizli kameralar yerleştirirsiniz. Gizli çekimlerle insanların en korunaksız görüntülerini alırsınız, kesersiniz, biçersiniz, montaj yaparsınız, çarpıtırsınız. İnsanların şerefleri onların umurlarında değildir. Bu komployu gerçekleştirenler sapık oldukları için yada ticari şantaj yapmak için düzenlememişlerdir. Siyaset yapmak için düzenlemişlerdir. Ahlaklarına uygun bir siyaset. Bu kompo bugünkü siyasi kojoktürün eseridir. Taze iki haftalık bir komplo vardır. İktidar gücü ve olanakları seferber edilmeden icra edilebilmesi mümkün değildir. bu kadar kaba bir komplo tezgahının iktidar zirvesinin haberi olmadan piyasaya sürülmesi mümkün değildir. Olay sonrası iyi niyetli, üzüntü beyanları perde arkasındaki suçluluğun örtbas etmeye yetmez. Bu kadar kaba ahlaksızlık iktidarın bilgisi ve onayı olmadan gerçekleştirilemez piyasaya sürülemez.” Konuşmasında özetle yukarıdaki sözleri söyleyen Baykal sadece başkalarını ve özellikle iktidarı suçlamış ve net bir şekilde “bu bir iftiradır, böyle bir şey olmamıştır” diyememiştir. Baykal’dan kamuoyunun net beklentisi güçlü ve samimi bir ret ya da “bu benim özel yaşamım yaşadıklarım beni ilgilendirir.” Açıklamasıdır. Başbakan ise: , "Baykal'ın açıklamaları en az yaşananlar kadar düzeysiz ve çirkin" sözleriyle Baykal’a cevap vermiştir. Her şeyin ilacı zamandır. Zamanla her şeyin açığa çıkacağından ümidimi kesmek istemiyorum. merhaba sadık bey vaktinizi istedeme cüreettim için affedin beni ama belki bana denk düştüğün için şiirler beni heycanlandırıyor ve bilmem nedendir sizinle paylaşmak istedim bu şiirler için birşey yapmak istedim. heyacanla da bir kaç tane gönderecektim ama elim gitmedi sanırım bayağı şiir göndermişim bunun içinde özür dilerm sizden ilk defa duyduğum ve çok hoşuma giden bir deyimle 'hak saklasın sizi' diyerek saygılar sunuyorum esselam hayırlı vakitler nasılsınız hocam tekrar rahatsız ediyorum affola muhabbetle hu. ........................... Yağmurlu bir günün bütün bir kasveti vardı havada. Belki de o yılın bütün kasveti o gün yayılmıştı bilmiyorum. Fakat yüzün bir cenaze törenine katılmış, eski alman ordu komutanlarının yüzü gibiydi soğuk neşesiz, yılgın. Çocuk olduğunu da unutmadım. Onüç yaşlarında bir çocuktun. ‘Birkaç yıla kalmaz sivilcelerin ‘ben gergin bir ergenim’ demeye başlar’ diye takılıyordu dayın, hatırlarsın. Uzun etmeyelim o gün seni çağırmıştı hafriyatçıların hanımı Meryem yenge. O yıllar kapıcılığını yapıyordun onların. Beş milyon veriyorlardı, bir paket sigara alıyordun. -İkibuçuk. -Üç ekmek alıyordun. -Yediyüzellibin. -Ne artıyor geriye? -Birbuçukmilyon. -Onları napıyordun? -Boş ver. O zamanlar altı sıfır henüz ihraç edilmemişti. Ne saçmalık paranın Mustafa Kemal olan yüzünde, -sanki onun yüzünden başka bir şeye ihtiyaç varmış gibi- belli belirsiz saray, anıt, köprü resimleri vardı. Bir de altı tane sıfır. İktidar Mustafa Kemal’in kurduğu partiydi de, yirmidokuzekimlerde konuşmayı yeni öğrenmiş canların bütün yüreği ile söylediği; ‘Atatürk ölmedi yüreğimde yaşıyor/ uygarlık savaşında bayrağı o taşıyor/ her gücü o aşıyor.’ Şarkısına inat, paranın bir yüzünde Mustafa Kemal, diğer yüzünde Anıtkabir’in resmi vardı. ‘Atatürk öldü, öldü’. dercesine. Meryem yenge işte o paralardan eline seksenmilyon saydı. -Hıı, hatırladım ne para be şimdi olsaydı. -Sözümü bölme, sus. ‘Bunu dedene ulaştır bu sene ki fitremiz. İbrahim amcanlardan kırk, bizden kırkmilyon oldu mu?’ ‘Tamam Meryem yenge’. Dediydin. Hatırladın değil mi? ‘Hatırlamaz olur muyum? ‘Biliyor musun bazen çok fazla unutkan oluyorsun. Kendini unutacak kadar hem de. Evini unutuyorsun bazen. ‘Ulan daha erken, eve gidip n’apıcam, horozlar gibi erkenden mi yatıcam. Karı desen mahkeme duvarı suratlı, çocukların istekleri bitmiyor’ deyip sokak köpeklerinin uykudan gözünün ağırlaştığı vakitlerde eve yatmaya gittiğin zamanlardaki gibi. Ama şimdi iyi hatırladın tebrik ederim. -Eyvallah. -Ne eyvallahı. Bana ucuz derviş replikleri atma, dinle beni. O seksenmilyonu alıp eve geldiğinde direkt tuvalete girdin. İçinden on lirayı çekip aldın. Yaptığın iş yanlıştı ama yer seçimine gerçekten bir şey diyemiyorum. Pis işler pis yerde olur. Hiç değil bunu biliyordun. -Biz de bir şeyler biliyoruz abi. Hepten cahil ettin bizi. Ben üç ayda öğrendim mushafı okumayı. Elemneşrahlekeyi, hiç unutmam, yirmisekiz dakikada ezberime almıştım. Sonra millet üçay ses çıkarmaya çalışır neyden, ben otuzdakikada çözdüm işi. -Hıı, evet hatta o dakika Neyzen Dede Salih Efendi’nin acemaşiran peşrevini üfledin. -Yok, abi o kadar değil. -Bak canım benim, bunlar başka şeyler ama. İstersen nasarayensuruyu onbeş günde bitir. İhyayı üçayda bir hatmet. Yine cahil kalırsın. Derin mevzular bunlar. İlimde derinleşenler bilir. Ama aklım almıyor, sana nasıl çocuk demişler bilmiyorum. Dedeyi dolandır, kimseye de belli etme hayret yani. -Abi, yedisene sonra dedem bir sabah namazına kalktığında, ben de onunla beraber kalktım, böyleyken böyle dedim, durumu anlattım. Ne dese beğenirsin? -Haram zıkkım olsun’ dese çok beğenirdim. -Yok abi. ‘Çocuklukta yapılır böyle haylazlıklar. Ben de dedemin sandığındaki lokumlardan onarbeşer çalardım, abdest için odadan çıktığında. Bir abdest alışı vardı, yarım saat…’ dedi. Sonra o da dedesini anlattı falan filan. Hasılı affedildim. -Bu çırpma illeti sende dededen kalma olabilir mi? -Sanmıyorum abi. Ben kendimi yetiştirdim. O aynı yerde. Bazen bayramlarda çocuklara ikram edilen şekerler azalırdı, ciddi şekilde. Bilirdik ki dedem alırdı. Babam da keyifle doldururdu şekerliği. Sonra dedem hem keyif, hem de şekerleri alırdı. -Âlemsin be adam. Hadi kalk, bizim minibüs dolmadan binelim, ayakta kalırız sonra. -Kalktım abi. Ö. cevabî mailiniz hayli sevindirdi,kıymetli tavsiyeleriniz için de çok teşekkür ediyorum. bediüzzaman hz. epey bi zamandır okumaya çalışıyorum inşallah...ve hatta onu daha başka nasıl okumalı,ne şekilde okumalı diye de sormuştum size bir öncekinde... ibni arabi; eşimden duymuştum : üstad hz.leri ilkgençliğinde bazı kitapları ,oldukça rahat bir vaziyette -bağışlayın -bilgi doğru ise eğer,bacakbacaküstüne atıp,sayfaları da çabuk çabuk çevirerek okurmuş(fotografik zekası da malumunuzdur),sıra ibni arabi'ye gelince şöyle bir toparlanmış 'hımm bu,az biraz dikkat isteyecek' demiş... bunu duyunca zaten ben,ovv hiç adını bile anmayayım bu cehaletimle dediğimi hatırlıyorum:) dediğiniz batıyı ise okumamıştım hiç,tavsiyeleriniz önemli benim için..tekrardan çok teşekkür ediyorum kıymetli hocam... baki selamlarımla.... m. Merhaba Sadık Bey, Ben Ankara Üniversitesinde lisans üstü eğitimine devam eden bir öğrenciyim. Bugünlerde kendime bir tez konusu arıyorum. Türk romanı ve Türk romancıları hakkında bir çalışma yapmayı planlıyorum. Severek çalışmak ve çalışırken öğrenmek amacıyla tez çalışması yapmak istiyorum. Böylelikle kendime belirlediğim insan-ı kâmil olma yolumda ilerleme umudu içindeyim. Size bu maili romanlarınızdaki bakış açınızdan öğrendiklerime dayanarak yazma gereği duydum. Sizin gibi bir düşünce yapısına ulaşabilmemi sağlayacak ve çalışmaya değecek bir isim ya da konu hakkında düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz? Ya da "Ben olsaydım şu konuyu çalışırdım." diyebileceğiniz bir öneriniz var mı? Çok teşekkür ederim... A.G. merhabalar....bendeniz fakülte yıllarında sosyolojiyle ilgilenmeye başladım fakat görev dolasıyla eğitime ara vermiştim...şu an sosyal bilimlerde felsefe ve din bilimleri anabilim dalında din sosyolojisinde yüksek lisans yapıyorum...tez konusu olarak:Türk islam düşüncesinde Fethi Gemuhluoğlu'nun yeri...fenomenolojik olarak çalışacağım....sizin bu konuda program yaptığınızı bildiğim için bana yönlendirme ve materyal toplamada yardımcı olabileceğinizi düşündüm için bu e-maili gönderme ihtiyacı hissettim... Sadık Bey, Merkezimizde gerçekleştirdiğiniz muazzam sohbet için terkrar teşekkür ederim. Sizinle ilgili bir blog yazısı yazdım. İlginize sunarım. Bir de Seyit Nİzam ile ilgili sempozyum öneriniz için sizden konuşmacı isimleri almam mümkün mü? Konuyu projelendirip müdürlerime ileteceğim. İnşallah kısa zamanda gerçekleştiririz. Sağlıcakla kalın.. "onbeş dakikadır yürüyoruz hiç konuşmadın neyin var söyler misin? baharı tebrik etmedin, güle yüz vermedin. ellerine avucumun içini değdirdiğimde neden üşüyorum. kimse bilmiyor mu bunun sebebini. beni neden kendinden sırlıyorsun. lisede simit çay oturumlarında ne çok güler, ne çok ağlardık karşılıklı. mamoş dinlerdik, ağlamaklı. ineceğin durak hep yakın gelirdi.uzaktan dayınlar gelirdi. çok uzaktan almanyadan. çikolata getirirdi jelatin kağıtlarla sarılmış. sütü kakaosu yabancı. namaza uyandıramayan çikolata ısmarlardı. ben beş kereyle birinciydim. üçüncüsünde bir albüm de vermiştim, çok beğenmiştin. neyse keseyim. kedileri ne çok severdin uzaktan. tavşanları evinde beslerdin. ellerinle yıkardın. ellerinde neler yıkıyorsun şimdi haberin yok. haberlerde acı haberler vardı. şehitler, taşlı sopalı kavgalarda çocuklar, balkonda çay içerken vurulanlar. beraber yasını tutmadık mı. başına kara yazmayı ben bağlamıyor muydum. siyahlarım sen ütülemiyor muydun. aynı anda düşürmüyor muyduk yüzümüzü gam kuyularına. "bülbülüm dut mu yedin/ çıkmaz oldu sesin/ sesin yoksa yoksun/ duyamıyorum nerdesin" bunun kafiyelerini sen dizmedin mi. "nasıl bir nisyan içindesin/ isyan edesim var/ ben senin dalında açmadım mı onca yıllar" bu da benim peteçeye karaladığım şiir değil mi, katlı pazarın altındaki balıkçı lokantasında. hamsi sevmeye gitmişitik. "hamsiler en çok tavaya yakışır/ en güzel tabakta durur/ en iyi içimize oturur" bunu beraber uydurduk. salata çiğnerken. ne düşünüyorsun bulutlara bakıp. 'hiiiç' deme hiç, yakışmıyor diline..., ÖmerAsım öncelkle progrmnız beğenrk izleğinmi belityim.4-5 hafta önce programanızda sezai karakoç'un ey yahudi adlı şiirine çekilen videoyu yayınlamştınız.ulaşabilme imkanımız varm ı netten çok aramama rağmen uşlşmdm yrdmcı olblrmsnz.... b.s. Hayırlı günler Sadık hocam; Nasılsınız inşallah çok iyisinizdir, hayır dualarım hep sizinle. Değerli hocam kitabım için söyledikleriniz ve takdirleriniz için çok teşekkür ederim… Özgüvenim daha da arttı diyebilirim. Ama bu suretçe nasıl bir yol izlemem gerektiğini bilmiyorum. Bana yapmam gerekenler konusunda yardımcı olursanız minnettar olurum. Değerli hocam sizi rahatsız etmek istemezdim ama sizin fikirlerinize sonsuz bir güvenim var, size danışmadan hareket etmek istemiyorum beni bağışlayın. Baki muhabbetle R. KANLI SARIK PİYES KİTABINI NEREDEN TEMİN EDEBİLİRİZ? Selamlar S. Sadık Bey Yavuz Hocamla beraber üstad Ebul Hasan Harakani (Ksa.) Hazretlerinin manevi ziyafetiyle bizleri tenvir ettiniz. Allah (C.C) Razı olsun. M.N.C. Ebul hasan Harakani derneğinin çıkardığı "Şeyh Ebul Hasan Harakani (r.a.) Hayatı, Çevresi, eserleri ve tasavvufi görüşleri, Nurul Ulum ve münacaatı, çeviri, açıklama, Metin" adlı esere ihtiyacım var ancak Ankarada bulamadım. Gezdiğim bütün kitapçılar bu kitaptan habersizler. Sizden ricam dernek başkanı Yavuz Uzgur' a bu talebimi iletmeniz. Ankarada bu kitabı bulabileceğim bir adres vermeniz yada temin edebileceğim bir yer bildirmesini bekliyorum.. Saygılarımla, Y.B. Canım efendim ebul hasan harakani hz için vermiş olduğunuz hizmetlerden dolayı ALLAH sizden razı olsun. Ü.E. selamun aleyküm ... allah razı olsun..yavuz hocamızı görünce çok mutlu olduk.. 10 yıl önce tanışmak nasib oldu.. geçen yazda bizleri evliya camiinde misafir etmişti.. inci hocamızın talebeleri olarak yavuz hocamızın maneviyatından çokça faydalandık allah kendisini başımızdan eksik etmesin..himmet ve dualarını esirgemesin bizden.... harakani hz. ile aramızda bir köprüdür yavuz bey allah ondan razı olsun... sadık yalsızuçanlar inci hocamızın tüm taleberinde bütün kitaplarınız mevcuttur...ders olarak sohbetlerimizde mutlaka okuruz rabbim sizdende razı olsun...HAYIRLI GECELER........... M.E. BEN KARS MERKEZDE COĞRAFYA ÖĞRETMENİYİM. 2YILDIR BURADAYIM VE GÖZLEMLERİME GÖRE EBUL HASAN EL HARAKANİ HAZRETLERİ HAKKINDA KARSIN YERLİLERİ VE ÖZELLİKLE GENÇLER, ÖĞRENCİLER BİLGİDEN MAHRUM. BU YÖNDE ÇALIŞMALAR HEDEFLENİYOR MU? TANITIM EKSİKLİĞİ YOK MU? ÇÜNKÜ DIŞARIDAN ZİYARETE GELENLERE BU GENÇLER BİR VİTRİN OLACAKLAR. SAYGILAR. K. Sadık Hocam:Köklerimizle ilgili bu çalışmalar bizi heyecanlandırıyor.EYVALLAH M.Ö. Harakani Hazretleri’nden çağımıza bir ders Ebu Hasan Harakani, çağdaş olduğu Ebul Hasan Kureyşi, Ebul Abbas Kassab, Ebu Said, El-Miheni gibi mutasavvıflarla, Gazne Hükümdarı Sultan Mahmud gibi devlet ricaliyle, İbni Sina gibi felsefe ve tıp otoriteleriyle görüştü. Sultan Alparslan’ın Kars’ı fethinden (1064) 32 yıl ve Hoca Ahmed Yesevi’den yaklaşık bir asır önce Anadolu’ya müridleriyle gelen Ebu’l Hasan Harakani, Anadolu’nun manevi fütuhatının Alperenlik ruhuyla ilk tohumlarını atmış ve ondan sonra Anadolu’ya gelen Ahmed Yesevi’nin müridleri Doğu’da bu tohumları yeşertmiş ve Anadolu içlerine ilerleyerek buralara yeni tohumlar serpmişlerdir. Ebul Hasan Harakani 1033 yılında Kars’ta Yahniler dağında şehit düşüyor. Hicri 421-429 yılları arasındaki Kars muharebelerine müridleriyle birlikte katılan Ebu’l Hasan Harakani, sağ bacağından ve sol omuzundan yara alarak kan kaybından şehadete ulaşıyor. Ebu’l Hasan’ın Kars şehrinde türbesinin bulunması, türbedeki kitabenin kendisinden bahsetmesi onun burada şehit düştüğünü ıspatlıyor. Evliya Çelebi seyahatnamesinde 1579’da 3. Murad’ın Lala Mustafa Paşa’yı İran’dan gelebilecek saldırılara karşı Kars Kalesi’ni inşa için gönderdiğinde, Ebu’l Hasan Harakani’nin de türbesinin yeniden inşa edildiği belirtiliyor. “Şu iki kişinin çıkardıkları fitneyi, şeytan bile çıkaramaz: Dünya hırsına sahip alim ve ilimden yoksun sofi” diyerek asrımıza bir ders veren Hasan Harakani, “Nimetlerin en iyisi çalışarak kazanılandır.” demekle de 10. asır öncesinden çalışmanın ve helal lokma yemenin önemini vurguluyor. Meleklerden daha üst mertebeyi kazanmış bu büyük zatların himmeti bitmez, bu dünyadan göçseler bile. Çünkü onlar bu dünyada iken de ahireti görmeyi başarmışlardı. O veya onlar Allah ve Resulü’nün sevgisini bütün dünyaya yaymaya çalıştılar, sevgi dolu ve aydınlık bir dünya için. Her Müslüman da tıpkı onlar gibi barışın ve huzurun teminatı olmalıdır İ.T. bu toprakları sizin deyiminizle mayalayan bilgeleri genç nesillere tanıttığınız içineşekkürler, sa. Sadık bey, maşallah adınızla müsemmasınız sizi eserlerinizle iyi tanıyorum. Sufilere ait dile aşinasınız. Ben sufi değilim ama onları seviyorum. Bunu ifade babında seçkinler ENE UHIBBÜ'S_SÂLİHÎNE VE LESTU MİNHUM demişler, Sizden ricam bu büyük zatları anlatırken tamam onlar pek büyük, değerli, derinlikli, samimi sade saf müminlerdi de bizlere bakan yönüne bizim nasıl olmamız gerektiğine dair şeylerden de bahsederseniz seviniriz. fi emanillah. Doktora sahibi Bir fakih. Diyar-ı mevlana Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 882
Yorum yaz
|
||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |