|
|
Sırlı tuğlalar
Masal
Mavi kanatlı bir kuşun masalı | Mavi kanatlı bir kuşun masalı |
| Yazan SadıK YalsıZuçanlaR | ||||||
| 07.09.2008 00:58 | ||||||
|
Bir çiçek büyütüyorum yüreğimde. Doğanın
tüm renklerini kendisinde topluyor çiçeğim. Tüm çiçeklerin kokusu var onda. Bütün geleceğim ona bağlı. Çiçeğimin çekirdeği yüreğimde. Aslında yüreğim de bir çekirdek. Büyüyünce sevgi çiçeği açıyor. Her şeyi onun sevgisiyle yaşatıyorum. Dünyayı kanatlarında taşıyan melek kımıldayınca yeryüzü sarsılıyor. Bir yer sarsıntısı oluyor. Eğilip bir avuç alıyorum topraktan. Sevgi çiçeğinin çekirdeğini ekiyorum ona. Yüreğimdeki ışıkla besliyorum, gözyaşlarımla suluyorum, tırnaklarımla eşeliyorum toprağını. Sabırla bekliyorum. Yıllar geçiyor. Çiçeğim büyüyor. Büyüdükçe rengarenk ve mis kokulu çiçekler açıyor. Mavi, kırmızı, sarı, mor ve yeşil renklerin boyadığı sevgi çiçekleri. Annemi seviyorum, babamı, ölen kardeşimin kuş olup cennete uçan ruhunu, dedemi, ninemi, yakınlarımı, yerle bir olan dünyayı, üzerindeki tüm insanları seviyorum. Onları sevgimle yaşatıyorum. Sevgimi bir için onlardan çekecek olsam, hemen solacaklar biliyorum. Çiçeğim büyüyor büyüyor ve dünyaya sığmaz oluyor. Oysa dünya çiçeğimin taç yaprağına sığabiliyor. ![]() sığıştırabiliyorum. Çiçeğim gülümseyince, yapraklarından sayısız masallar dökülüyor. Yaprağın her noktasında bir masal var görüyorum. Her masal mavi kanatlı bir kuş getiriyor. Kuşun kanatlarına biniyorum, beni uzak ülkelere götürüyor. Konduğum her yer bana yeni bir masalın kapısını açıyor. Giriyorum. Beni bir varmış bir yokmuş karşılıyor. Zamanlardan bir zamanda, hiç kimsenin bilmediği bir anda, kaşla göz arasında, cinlerin cirit attığı, pazarlarda insanların alınıp satıldığı, kocaman ve yedi başlı devlerin yerin yedi kat altında yattığı bir ülke burası. Az gidiyorum uz gidiyorum. Gele gele meraklı bir perinin yuvasına geliyorum. Peri, nurdan kanatlarına alıyor ve beni yıldızlara çıkarıyor. Burada her şey ışıklı. Bir yıldızın çağrısına uyuyor, şebnemin yuvasına giriyorum. Şebnem, küçük bir güneş evi. Burada günlerce kalıyorum. Menekşeyi arıyorum. Bilen, tanıyan kimseye rastlamıyorum. Beni dışarı bırakmıyorlar. Keloğlan kılığına girip bir yolunu buluyor ve kaçıyorum. Gide gide bir köye varıyorum. Köyün girişinde gümüş oluklu bir çeşmeden soğuk ve temiz bir su akıyor. Kana kana içiyorum. İçtikçe gözkapaklarım kapanıyor. Derin bir uykuya dalıyorum. Uyku, beni düşler ülkesine kavuşturuyor. Bir ormandan geçiyorum. Yaşlı, büyük bir çam ağacının dalları arasında küçük bir taht görüyorum. Çıkıyor, ufka bakıyorum. Yerle göğün birleştiği çizgide menekşenin gözlerini görüyorum. Işıl ışıl bakıyor. Saçları rüzgarla esiyor. Menekşenin halayığı gidip babasına haber veriyor. Beni çağırıyor, gidiyor, ona başımdan geçenleri anlatıyorum. 'Vah, zavallı çocuğum' diyor, 'senin derdinin dermanı yok.' ![]() için. Ben de ağlıyorum. Gözyaşı damlalarımın herbiri bir şebnem oluyor. Sonunda menekşe karşıma çıkıyor. 'Ormandaki çam ağacını, üzerindeki tahtı hatırlıyor musun?'diyor. 'Evet' diyorum. Oraya dön ve beni bekle. Meğer menekşeyi, babası, kuzeniyle nişanlamış. Oysa bizim yüreklerimiz başından beri birbirine bağlanmış. 'Nerden bilebilirdim ki' diyor babası. Çam ağacındaki tahtta bekliyorum. Birden yer yarılıyor, yaşlı bir kadın beliriyor. Elinde elmas bir taç. 'Bunu' diyor, 'başına takarsan dileğine kavuşursun.' Tacı başıma kondurur kondurmaz çam ağacı kuruyor, çatırdayıp yere yıkılıyor. Çeşmenin suyu kuruyor. Çaresiz yollara düşüyorum. Daha önce hiç görmediğim kentlere gidiyor, sokaklarda başıboş dolaşıyorum. Parklarda yatıyorum. Cami avlularında sabahlıyorum. Dilenci sanıp bana bozuk para veriyorlar. Kimse beni istemiyor. Bir şey sormak için kime yaklaşsam, uzaklaşıyor benden. Çocuklar deli diye arkamdan bağırıyorlar. Gün geçtikçe başımdaki taç soluyor, elması kararıyor, kömüre dönüşüyor. Hastalanıyorum. Günlerce perişan bir durumda ölümü bekliyorum. Ölüm gelmiyor. Kırlara çıkıyorum, insanlardan kaçıyorum. Patikalarda, bozulmuş olan karınca yuvalarını düzeltiyorum. Aç ve yaralı hayvanlara bakıyorum, yemiyor, onlara yediriyorum. Yaralarını temizliyor, iyileştiriyorum. Dağa çıkıyor, kente oradan bakıyorum. Kimi kimsesi olmayan bir nineye rastlıyorum. Ona hizmet ediyorum. Ölmeden önce bana bir anahtar veriyor. Evden çıkıyor, yaşlı kadının tarif ettiği gibi kırk adım doğuya gidiyorum. Kırkıncı adımımı bastığım yer yarılıyor. Bir kuyuya düşüyorum. Kuyunun dibinde bir kapı karşılıyor beni. Anahtarla açıyorum. Menekşe karşımda. Başında elmas taç. Ellerini uzatıyor. Mavi kanatlı bir kuşa dönüşüyor, beni alıyor, sevgi çiçeklerinin diyarına uçuruyor.
Mavi Kanatlı Bir Kuş Mavi Kanatlı Bir Kuş üzerine Şebnem Kanoğlu'nun yazısı... Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 2031
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |