|
Fidel, Raul, Che ve Camillio’nun Sierra Maestro dağlarından inip Havana’ya girmelerinin üzerinden tam 50 yıl geçti. Küba Cumhuriyeti, içinde bulunduğumuz 2009’da, Devrim’le yaşıt olan ABD ablukasının ağır yaptırımlarına rağmen, 50. yılını kutluyor. Domuzlar Körfezi istila denemesi, Füze Krizi’nde SSCB’nin Küba’yı kullanması, sonrasında ki soğuk savaş dönemi, 1990’lard SSCB’nin yok olması ve beraberinde zor yıllar, “Özel Dönem”, 2000’li yıllarda yeni hedefler ve Fidel’in görev devri... Geride kalan 50 yıla ilişkin bir değerlendirme için Küba Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal’la, Ankara’da konuştuk.
50. yılını kutlayan Küba Devrimi'ni değerlendirebilir misiniz? Devrim'in başardıklarının yanında, geçmişte alınan kararlarda şöyle yapılsaydı daha iyi olurdu diyeceğiniz bir özeleştiri var mı?
Bu soru epey kapsamlı aslında. 50 yılı kısa sürede anlatmak olası değil, en zor işlerden biri de özetini çıkartmak. Küba devriminin zafer kazanması geleceğe yapılan büyük bir sıçrayış oldu. ABD'ye yakın olmamız, Devrime kadar onun ülkemize uzun yıllar egemen olması, kaynakları yıllardır elinde tutuyor olması böyle bir devrimi yapmayı, birçok kimse için, imkansız hale getiriyordu. Buna karşın Küba kendi kökeni, tarihi, kültürü ve insanıyla bu Devrimi gerçekleştirdi. İthal bir devrim olmadı. Sosyal sorunların çözülmesiyle, bütün halka ulaşan bir devrim olmasıyla büyük destek gördü ve belli koşullar oluştukça da sosyalizme doğru ilerledi. Sosyalist bir devrime bürünmesiyle ve sürdürülebilir istikrarıyla da, Küba halkının tarihinden gelen, birikmiş problemleri çok kısa sürede kökünden çözebildi. Devrimin kazanımlarına baktığımızda, sadece ulusal bağımsızlıkla sınırlı değil, yani insanlar hayatlarının olumlu olarak değiştiğini somut olarak görmeye başladılar. İşsizlik, çiftçilerin toprak sorunu, halkın sadece üçte birini oluşturan okuryazarlık sorunu, ırk ayrımcılığı ortadan kalktı, kadınlara verilmiş haklar tanındı, genel eğitim ve sağlık imkanı sunuldu, Küba halkının kendi evlerinin sahibi olması icin kolaylıklar sağlandı. Kültürel ve sportif alanlarda gelişim oldu. Halk, birebir faydasını gördüğü somut sonuçları gördü. Dünyanın birçok yerinde mevcut olan haksızlık ve siyasi yolsuzluk ortadan kalktı. İlk kez halkın parasını çalmayan, yurt dışında hesaplar açtırmayan ve halkın parasını dışarıda biriktirmeyen, dürüst bir hükümete sahip olduk. ABD, Devrimden önce olduğu gibi, Devrimden sonra da her zaman Küba'yı ülkesinin bir parçası yapmak için çalıştı, ama Küba bahsettiğim başarılarıyla bu girişime hayır demiş oldu. ABD’nin bu kadar uzun süreli ve güçlü olarak Devrimi emperyal denemelerle test etmesi, kendimizi savunma gücümüzün de her daim ayakta kalmasına sebep oldu.
50 yıldır devam eden bir direniş var. Üstelik ABD'nin bunca baskısına rağmen kalkınmaya devam ediyoruz. Soğuk savaş döneminde SSCB'nin desteğini inkar edemeyiz. Ama SSCB’nin yıkılmasının üzerinden de 20 yıl geçti ve bütün dünyanın saygısını kazanmış bu direniş hâlâ devam ediyor. Her ne kadar ekonomik olarak ciddi sorunlar olsa da, birçok 3. Dünya ülkesi için çözümü hayal olan sorunların üstesinden gelmiş durumdayız. Özellikle Latin Amerika ülkeleri içinde çok fakir insanlar var, işsizlik hat safhada, milyonlarca çocuğun okulu, çiftçilerin toprağı yok, birçokları evleri olmadığından sokakta yaşıyor. Küba’da bunların hiçbirini göremezsiniz.
Küba hem emperyalizme karşı durarak hem de gelişimini devam ettirerek bunları sağladı. Bu sonuçlar, Latin Amerika'nın son on yılındaki gelişmelerde oldukça etkilidir. Birçok Latin Amerika ülkesi, Küba’nın izlediğine benzer bir yolda, açık, kapalı, 21.yüzyıl Sosyalizmi gibi farklı adlandırmalarla ilerleme kararı aldılar. Bunların hepsinin temelinde fakirlik, işsizlik, sosyal adaletsizlik ve yolsuzluğa karşı çözüm arayışı var. Latin Amerika ülkeleri ulusal bağımsızlık yolunu seçtiler; ABD'nin ve IMF’nin hakimiyetine hayır diyerek ekonomilerini canlandırmak istiyorlar. Bu halklar yeni bir yolda ilerliyorlar. Daha sola doğru kıvrılmış bir yol bu.
Küba’nın sıkı sıkı bağlı olduğu bir devrim formülü yok. Yıllar boyunca kendi kendine tesis ettiği, soğuk savaş yıllarındaki Batı - Doğu çekismesinden öğrenilen bir modeldir bu. Zaten artık bu koşullarda da değiliz.
50 yaşındaki Devrimde neler yapılsaydı daha iyi olurdu veya ne hatalar yapıldı gibi bir özeleştiri yapmak gerekirse, bunun cevabı oldukça zor. Birçok alanda başka kararlar alınabilirdi, sistemler belirlenebilirdi. Ama unutulmamalıdır ki bütün yapılanlar ABD’nin saldırganlığı altında gerçekleştirildi. Çok zor koşullarda Küba kendini geliştirdi. Hatta bir dönem tamamen tecrit edildi. ABD, geçmişte bütün Latin Amerika ülkelerinin Küba ile ilişkilerini kesmesini sağladı. Bu karara sadece Meksika uymadı. Küba’ya karşı nükleer silah tehdidi oldu. 90 milyar dolar ekonomik zarar veren bir ablukayla hâlâ başbaşayız. Bunlar olmasaydı daha farklı ilerlemeler de olabilirdi. Şu andaki durumla o zamandaki durum birbirinden çok farklı. O yüzden o dönem alınan kararların, şimdi eleştirilmesini uygun görmüyorum. Tamamı: http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&no=2694 Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 638
|