|
Öyküler
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 17:44 |
 Seni gecenin, soğuğun ve kalabalığın içinde görünce dilime gelen bu oldu: Garip. Sen garipsin. Görüyorum. Şimdi bu kanepede otururken gözlerine, onlardaki gurbete bakıyorum. Gurbetin bir resmisin sen. Seni sadece bu sözcük anlatabilir. Gurbet kimi insana hal, kimisine mekan olurmuş. Senin halin garip. Garip bir mekânda duruyorsun. Sessiz, öylece, saatlerce...Gözlerini benden kaçırıyor, birkaç saniye sonra tekrar dönüyorsun. Hallerine bakıyorum günlerdir. Baktıkça görüyorum ki, içindeki derinliğe doğru kayboluyor, gizleniyorsun. Sırlanmışsın meğer gözlerimden. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1740 | Devamını oku... |
|
|
Öyküler
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 17:40 |
 Ondan ala çiçek yoktu, halamın çiçekler ilahisindeki çiğdemden. Halamın boynu lale gibi eğriydi. Al baharlı mavi dağlar derken ela gözlerindeki hüzün koyulaşırdı. Sümbül der ki boyum uzun yapraklarım düzüm düzüm...derken yüzü bahçesindeki o ulu ceviz ağacının yapraklarına benzerdi. Halam dedemlerin ilk çocuğu. Babam üçüncüsü. Yunus ilahileri söylerken ağlar, gözlerini bervaniğiyle silerdi. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1081 | Devamını oku... |
|
|
Öyküler
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
28.08.2008 18:22 |
  Bunu senin otuzikinci doğum gününün akşamı yazıyorum. Bil ki Allah alemin bir yerini başka bir yerine bağlamıştır. Burası bir dairedir. Dairenin bir noktası başka bir noktasına bağlıdır. Bu bağa biz aşk diyoruz. Aşk bu dairenin merkezinden başlayarak çevresini ve içini dolaşıp tekrar merkezine dönüyor ve otuzikinci doğum yılının akşamındaki gibi o denizden çıkıp geliyor seni bana yeniden bağlıyor Oradan yani senin yeşil gözlerindeki billurdan taşıyor benim kahverengi gözlerimdeki sarı lekenin içine eğiliyor Bu seninle benim aramdaki uzaklığı yakınlığa, yakınlığı uzaklığa sonra uzaklık ve yakınlığın olmadığı tenhalığa yönelmiş bir vaktin feleğidir Sen toprağın zerrelerindeyken ve o kırmızı toprak celal ve cemal elleriyle beşyüz yıl yoğrulmuş, güneşe bırakılmış orada beşyüz yıl bekleyip kurumuş ondan tok bir ses çıkmış sonra içine can üflenerek hareketlenmiş ve büyük meleklerin selam secdesi ettiği bir mekanete dönüşmüşken ben de bir başka balçığa üflenmiş bir can idim. Yorumlar (1) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1658 | Devamını oku... |
|
|
Öyküler
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
28.08.2008 14:52 |
 "Dün akşam yolda gördüm/ Seni yıllardan sonra" çalıyordu radyoda. Dükkândan dışarı taşan sese zaman zaman şişko kebapçının çırağı eşlik ediyordu alüminyum tepside üzeri tabakla kapalı kebap servisini taşırken. Şükran Ay söylüyordu şarkıyı. Bayram yine içiyordu. Tekel bayiiydi. Kışlalar Caddesi'nde büyükçe bir dükkânı vardı. Üstten kesilmiş inci bıyığı, siyah geriye taralı, briyantinli saçı, yumurta topuklu rugan iskarpinleri, çizgili lacivert takım elbisesi ve yüzünden eksik olmayan gülümseyişiyle; rakı, votka, şarap ve bira şişelerinin, fındık, ayçiçeği, leblebi, fıstık ve rengârenk fasulye şekerlerinin dolu olduğu tezgâhın gerisinde ellerini ovuşturur, "peşin satan veresiye satan" levhasının yanındaki Dörtyol'un kurtuluşunun otuzdördüncü yıldönüm törenlerine katılan İsmet İnönü'nün elini öperken çekilmiş fotoğrafına bakar, tezgâhın altına gizlediği kadehten bir yudum alır, dudaklarından düşürmediği Yenice sigarasından derin derin emerdi. İşler yolundaydı. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1715 | Devamını oku... |
|
|
Yazılar
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
27.08.2008 19:43 |
 Böylesi genel ve kolaycı bir başlığı seçmemin nedeni, şiir konusunda, özellikle de modern Türk şiirinde sanayi, endüstri ve toplumsal değişim temaları ekseninde ayrıntılı bir araştırma yapmamış olmam, bu konuda kendimi ehil görmememdir. Size, Türk sanayiinde sembolik bir anlamı da olan bu beldede yapılan bu kıymetli toplantıda, modern şiirimizin değerli isimlerinden çeşitli dizeler aktarmaya çalışacağım. Böylece, zihninizde, endüstriyel yaşamın önümüze getirdiği sorunların modern Türk şiirinde kendisine nasıl bir ifade imkanı bulabildiğine ilişkin de genel bir izlenim oluşturmayı amaçlıyorum. Bu ‘garip’ temalı toplantıya, Garip akımının değerli adı Orhan Veli ile başlayalım dilerseniz : Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 2359 | Devamını oku... |
|
|
Yazılar
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
27.08.2008 19:40 |
Geçtiğimiz günler, modern Türk şiirinin iki büyük isminin ölüm yıldönümüne tanıklık etti: Necip Fazıl ve Nazım Hikmet. İkisi de, 'idealleri uğruna yaşamı hiçe sayan'lardandı.Yirmialtı mayıs bindokuzyüzdörtte İstanbul'da başlayıp, yirmibeş mayıs bindokuzyüzseksenüçte yine aynı büyülü şehirde son bulan bereketli yaşamının özeti belki de şu dizeleridir Necip Fazıl Kısakürek'in: 'Ver cüceye onun olsun şairlik/Benim gözüm büyük sanatkârlıkta'. Şairliği-şiiri küçümseyen, Hz. Mevlânâ'nın, Yunus Emre'nin, Niyazi Mısri'nin, İmam-ı Rabbani'nin izini süren bir büyük sanatkârın sözleridir bunlar. Necip Fazıl'ın, edebiyatla, siyasetle, toplumsal ve ahlaki ideallerle, kavgalarla, tasavvuf irfanıyla, modernleşmeye ilişkin köktenci ve dışlayıcı soruşturmalarla, kumarla, bohemlikle, 'beni kimsecikler okşamaz madem/öp beni alnımdan sen öp seccadem'de dile gelen nurani secdelerle geçen o zengin ve dolu dolu yaşamı bize onlarca kıymetli eser bıraktı.
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1128 | Devamını oku... |
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>
|
| Sonuçlar 51 - 58 / 58 |