|
Yazılar
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
29.04.2009 18:43 |
Anadolu topraklarındaki pek çok yapı gibi ilk inşası tam olarak bilinemeyen, şehirde askeri bir garnizon bulunduran Hititler’ce yapıldığı söylenen Ankara Kalesi’nin tarihi, bu şehrin, şehrin ruhunun bir boyutunu oluşturan tarihsel hafızanın, anıların, gizlerin ve acıların tarihidir. Heidegger, ‘bir yapıdaki bir taşın kendi içinde bir tarihselliği vardır’ derken böylesi bir maceradan söz eder. Arkeolojik veriler, Kale’nin Hititler’ce yapıldığını doğrulamasa da, Ankara’nın tarihinde bu kavmin ve oluşturdukları kültürün izleri var. Sadece onların değil, Roma, Bizans, Selçuk, Osmanlı ve modern Türkiye tarihinin izlerini Kale’nin bugün hayli eprimiş, yaşlanmış ve yorulmuş bentleri, burçları, kapıları ve bilhassa çevresi anlatır durur. Ankara’nın kalbi, büyük bilge Hacı Bayram-ı Veli’dir. Kale ile Bilge iki ayrı tepeden sürekli birbirini seyreder. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1991 | Devamını oku... |
|
|
Yazılar
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
26.04.2009 19:45 |
Seksenli yılların başlarıydı, ihtilalin şefgenerali Kenan Evren’in eski siyasi parti genel başkanlarına aşağılamaya dönük bir konuşmasında, ‘eskiye rağbet olsaydı bitpazarına nur yağardı’ cümlesini kullandığı sırada Ankara’da İtfaiye Meydanı’na yağmur yağıyordu. Bu ‘tesadüf’le Evren’in tüm zamanların en verimli mizah nesnesi oluşu arasında bir ilgi var mı doğrusu düşünmedim fakat bu olaydan yaklaşık on yıl sonra Şerif Sinan’la gittiğimiz Bitpazarına- hava oldukça sıcak ve bunaltıcıyken ansızın bozmuş- yağmur yağmıştı. DTCF Tiyatro bölümü mezunu, otuzunu aşmış, drama yapımcısı Şerif Sinan da benim gibi ilkokul öğrenimi yıllarında tatilde mahallenin Kur’an kursuna devam etmişti. Kurban ve Ramazan arefelerinde uykusu gelmezdi. Sabah koltuğunda seccadesi babasıyla namaza giderdi. Ramazan’da oruç tutar, sıcaktan bunaldığında gizli gizli su içer, kimseye söz etmezdi. Yeni Dergi’de yayımladığı şiirlerinde her ne kadar Nazım Hikmet’in Kemal Tahir’e yazdığı hararetli mektuplardaki ‘materyaliste art’ın ilkelerine uygun ‘imge’ler bulunsa da, o da benim gibi ortaokul yıllarında Ömer Seyfettin’in Kaşağı’sını yüreği ezilerek okumuş ve bu burkuntuyla Refik Halid’in Gurbet Hikayeleri’nde, Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ın da- Anayurt Oteli de olabilir- Orhan Asena’nın trajik kişilerinde, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ında, Selim İleri’nin Hüzün Kahvesi’nde, İsmet Özel’in Geceleyin Bir Koşu’sunda yeniden karşılaşmıştı. Lise yıllarında Şerif Sinan’la müştereklerimiz azaldı, o Manisa’nın bir beldesinden ben Hatay’ın Dörtyol ilçesinden Ankara’ya yüksek öğrenim için geldiğimizde artık yollarımız büsbütün ayrılmıştı. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1428 | Devamını oku... |
| |
|
|
Eleştiriler
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
16.03.2009 22:32 |
|
Kurgu, insanı gerçeğe ulaştıran en büyük yalandır, der bir sanatçı. Picasso'nun bu yönde bir beyanı vardır: 'Sanatsal üretim, hakikat'e bir gedik açmaktır' şeklinde...
Bu bağlamda, müziği, edebiyatı, tiyatroyu, resmi, fotoğrafı, mimariyi vs. içeren 'yedinci sanat' ve onun günübirlik, daha çok eğlendiren, kısmen enforme eden bir boyutunu oluşturan televizyon 'kamusal aktör'ler arasında en etkin olanıdır. Örneğin Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı 'çete'lerden arınma sürecinde, Kurtlar Vadisi, ana haberlerden daha çok ilgi görmüştür. Vadi'nin anlattığı düzenek büyük oranda beliren olaylarla, ortaya çıkan soruşturma dosyalarındaki verilerle, bilgi ve belgelerle doğrulandıkça bu izlenme oranı artmaktadır. Yorumlar (1) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1000 | Devamını oku... |
|
|
Yazılar
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
02.03.2009 16:30 |
|

Şairin dediği gibi, ‘aşk bütün bağları yıkarak kendi bağlarını kurar.’ Ayhan Aydan ile Adnan Menderes’in aşkları, aşkın iktidarla kesiştiği yer idi ve şairin söylediği gerçek tekerrür ediyordu. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1804 | Devamını oku... |
|
|
Yazılar
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
01.03.2009 16:23 |
Necip Fazıl’ın sık sık dilime dolanan şiirinden bir dize bu. “Hayat, mayat diyorlar Benim gözüm mayat'ta. Hayatın eksiği var: Hayat eksik hayatta. Takınsam, kanat, manat; Kuş, muş olsam seğirtsem. Bomboş vatana inat, Matan'a doğru gitsem...” Türkiye, dünyamız gibi bazen daralıyor, bazen genişliyor, ferahlıyor. Bizim bilgelik geleneğimizde buna, kabz ve bast denir. Ki rengi mordur. Mor, hem hüznün hem neşenin rengidir. Zıt bir duygu halinin yani. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 2073 | Devamını oku... |
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>
|
| Sonuçlar 11 - 20 / 58 |