|
Muhabbet
|
|
Yazan Sezai Karakoç
|
|
01.06.2009 09:32 |
Şamdayız Mevlana ve Mesnevi Muhyiddin ve Yasin Şems ve Füsus Şems nasıl değiştirdi Bengisu sarnıçlarından geçirerek Mevlana Celaleddini Ve Yasin bir delikanlı biçiminde Ağır ölüm hastalığında Nasıl iyiliştirdi İbn-i Arabiyi Mekke çatısında Füsusun ve Fütuhatın yapraklarını ayıklayan Güneşin yağmurun ve rüzgarın yardımcısı kimdi Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1179 | Devamını oku... |
|
|
İlk okuma
|
|
Yazan İbrahim Kalın
|
|
01.06.2009 09:27 |
|
Orhan Gazi'nin 1336 yilinda Iznik'te kurdugu universitenin ilk baskani (muderris-i 'am) olan Davud el-Kayseri, sadece Osmanli egitim sistemi acisindan degil ayni zamanda Turk ve Iranli dusunurler uzerinde biraktigi etki itibariyle de Osmanli dusunce tarihinin onde gelen isimlerinden biridir. Kayseri'nin 'ekberi' mesrebi, Ibn Arabi'nin tasavvuf yorumunun Osmanli topraklarinda kok salmasini saglamis ve yazdigi eserler, Ibn Arabi mektebinin anlasilmasinda basvuru kaynagi olarak kullanilmistir. Iran ve Hindistan'daki gelismelere paralel olarak Kayseri'nin onerdigi metafizik sistem, Islam dusuncesinin Ibn Sina'dan sonra yoneldigi ana egilimleri kusatip entegre edecek bir nitelik sergilemis ve bu yonuyle sadece Osmanli dusunurlerini degil, Iran'li pek cok mutefekkiri de bugune kadar etkilemeye devam etmistir. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 761 | Devamını oku... |
| |
|
|
İlk okuma
|
|
Yazan Doç. Dr. Ali Yıldırım
|
|
24.05.2009 15:40 |
Giriş
Divan edebiyatı, İslam ve ortak şark medeniyetlerinin tefekkür ve kültürel birikimlerini yüzyılların imbiğinden süzerek tecessüm ettirmiştir. Hatta felsefî anlayışların ve modern bilimsel tespitlerin izlerini de bu edebiyatın metinlerinde gözlemlememiz mümkündür. Kısacası Divan edebiyatı insan ve insanlık adına ortaya konan ve geliştirilen değerlerin hazinesi hükmündedir. Bütün mesele bu hazineye giden yolları öğrenmek ve bu hazinenin kapılarını açacak anahtarları bulmakta yatmaktadır. Divan edebiyatının bu kültürel ve inançsal alt yapısı ve arka planını anlayıp çözmeden bu metinlere nüfuz etmek oldukça zor olacaktır. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 599 | Devamını oku... |
|
|
İlk okuma
|
|
Yazan Tuba Özden
|
|
24.05.2009 15:38 |
|
Kürt sorununun büyümesinde film ve dizilerdeki karikatürize karakterlerin etkisi azımsanmayacak kadar çok. Bu suni ve yanlış imajın tamiri için Kürt yönetmenler kamera başına geçti... Türkiye’de kim bilir kaç kuşak ‘Kürt sorunu’nun gölgesinde büyüdü. Memleketin doğusu ya da batısında, hemen her haneye bir şekilde uğradı bu soğuk mesele. Kimileri ete kemiğe bürünmüş acılar yaşadı, kimileri de ülkenin hassas dönemlerden geçtiği günlerde fondaki trajik öyküleri görmezden geldi. Son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘Kürt sorunu’na dönük stratejilerinin değiştiği görünür bir gerçek. En son Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “İster terör, ister Güneydoğu, ister Kürt meselesi deyin, bu Türkiye’nin birinci sorunudur. Halledilmesi lazımdır.” demesi, bu konuda iyi şeyler olacağını müjdelemesi, atılan son adım. Bir dönem Kürtçenin yasak olduğu ülkede, Başbakan’ın basının önünde Kürtçe cümle kurması, devlet televizyon kanalları arasına Kürtçe yayın yapan bir kanalın eklenmesi, üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinin açılacağından söz edilmesi, bu dönüşümün geçtiğimiz aylarda zuhur eden işaretleri. Şüphesiz, siyasi arenadaki hareketlilik toplumda da yansımasını buluyor. Bu etkinin göründüğü alanlardan biri de sinema. Son bir yılda vizyona giren filmler bile Türk sinemasının Kürt sorununa artık kayıtsız kalamadığını gösteriyor. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 704 | Devamını oku... |
|
|
İlk okuma
|
|
Yazan ediTör
|
|
13.05.2009 17:25 |
“Herhangi birinin yaşayabileceği en iyi hayatı yaşadım. Beş kıtada bulundum. Çok güzel, müşfik ve yüce gönüllü insanlarla tanıştım. Ve şimdi de Türkiye’deyim, bir rüyam gerçekleşti.” Yukarıdaki sözler, bir kültürel gezi vesilesiyle geçenlerde Türkiye’yi ziyaret eden, ünlü Küba’lı şair Pablo Armando Fernandez ‘e ait. 1930’da, Batı Küba’daki Delicias’da doğan Pablo Armando Fernandez, henüz 15 yaşı nda bir öğrenciyken New York’a taşınmış ve 1959’daki devrime kadar orada yaşamış. Ülkesine döndüğünde edebiyat editörü olarak çalışan şairin, Nazım Hikmet’le tanışması da bu döneme rastlıyor. Pablo Armando Fernandez’in çalışmaları yakın bir geçmişte “El sueno, la razon?” (Rüya, neden? ) başlığı altında toplanmış bulunuyor. Kendisi, bugün Küba’da kısaca “El Poeta” (fiair) olarak anılıyor. Aşağıda Ankara’daki görüşmemizden aktarılan alıntılar edebiyat, siyaset ve hayata son derece özgün yaklaşı mları olan çok tipik bir Kübalı şair ve hayalperestin yaşadığı bazı zaman kesitlerini kapsamaktadır. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 962 | Devamını oku... |
|
|
Mektuplar
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
12.05.2009 18:23 |
abi hoş geldin sefalar getirdin. kalben cevaplaman bile yeterlidir. sana her hakkım helaldir. asıl sen helal et. bu arada … nihayet devlet dairesinde işe girdi. bakan, …'ın basın açıklaması metin yazarı olarak. zatını yakın zamanda telefonla arayacağım. eğer buluşmayı ayarlayabilirsem çok iyi olacak. sohbetine ihtiyacımız var. badesselam ! e. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 489 | Devamını oku... |
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
| Sonuçlar 56 - 66 / 135 |