 |
Derin devlet tartışmalarına bir katkı...
Türkiye'de devletin 'derin'liğinden çok 'sığ'lığından söz edenler haklı olmakla birlikte, 'derin devlet' dendiğinde hukuk dışı, zorbalıkla iş gören, siyasal ve ekonomik çıkar sağlamak için silah kullanan, cinayet işleyen, kendi halkına zulmeden bir yapının anlaşılması, Ergenekon soruşturma süreciyle birlikte gerçeklik ve haklılık kazandı.
tamamı... |
 |
 |
Yabancı ve öteki...
İki belalı kavramla karşı karşıyayız; Yabancı ve Öteki. İnsan dünyada yabancıdır. Yeryüzüne bir yabancı olarak inmiştir. Gelirkenki çığlığı belki bu yabansılığın tepkisidir. Giderek hayatın acıları ve tanıklıklarıyla yabanlığını terk eder, varlıklarla ünsiyet kurar, tanış olur, öğrenir, izler, bakar ve görür.
tamamı... |
 |
 |
'Her şey o kadar berrak o kadar yeni'...
Yaşlı ve yorgun dünyamız, birkaç yüzyıldır bir daralma, bir kabz hali yaşıyor. Bunu, dünyanın iki büyük manevi merkezinden biri olan İstanbul ve İstanbul'u merkez olarak hisseden büyük coğrafyanın insanları olarak bizler daha sert biçimde yaşıyor, hissediyoruz.
tamamı... |
 |
 |
Şiirin 'Erdem'li iklimi...
Erdem ağbiyi ilk gördüğümde, o tok ve yiğit sesin gerisinde nasıl muazzam bir merhamet ve tevazu taşıdığını fark etmiş, insanlar arasında nasıl temiz bir kimlikte yaşanabileceğinin en canlı örneğini tanımıştım.
tamamı... |
 |
 |
Türk şiirinden endüstriyel notlar...
Böylesi genel ve kolaycı bir başlığı seçmemin nedeni, şiir konusunda, özellikle de modern Türk şiirinde sanayi, endüstri ve toplumsal değişim temaları ekseninde ayrıntılı bir araştırma yapmamış olmam, bu konuda kendimi ehil görmememdir.
tamamı... |
 |
 |
Üsküdar'ın Bir 'Sır'lısı...
Üsküdar'ın bir sırlısı daha çekildi göğümüzden. Bilgelik tarihimize birbirinden kıymetli onlarca eser kazandıran, zarif ve çelebi insan, yetkinleşme hikayesinin tanığı nice değerli söz ve hatıra bırakarak Cemal'e yürüdü.
tamamı... |
 |
 |
'Yort Savul!'...
Yunus Emre, yüzyıllar öncesinin yalın, duru Türkçesinden şöyle diyor: "Kul, sultansız olmaz, sultan da kulsuz. Kul, eğer, 'yort savul', 'sultan geliyor, yoldan çekilin, şöyle kenara gelin!' demeseydi, sultanı kim bilebilirdi?"
tamamı... |
 |
 |
Onların gözü, 'büyük sanatkârlık'taydı...
Geçtiğimiz günler, modern Türk şiirinin iki büyük isminin ölüm yıldönümüne tanıklık etti: Necip Fazıl ve Nazım Hikmet. İkisi de, 'idealleri uğruna yaşamı hiçe saya'lardandı.
tamamı... |
 |
 |
Elmalı'dan Limni'ye bir irfan yolu...
Bukağı, bir ağır ceza yükümlüsünün kaçıp kurtulmasını engellemek için ayağına vurulmuş pranganın ucundaki demir halka da olabilir, yırtıcı bir kuşun evcilleşmesi için ayaklarına bağlanmış ipeksi bir mendil de.
İslam şiir tarihinin en parlak yıldızı Niyazi Mısri, üçyüzyıl sonra, iki öykücü-romancıya küçük bir himmet vererek onlara iki ayrı hikaye yazdırmış : Tomris Uyar'a, Yürekte Bukağı, Emine Işınsu'ya, Bukağı...
tamamı... |
 |
 |
"İkimiz Birden Sevinebiliriz Göğe Bakalım"...
Bu böyledir, her şeyi, herkesi sonradan öğreniriz. Asıl cehalet, bilginin gücüne tapınmaktır. Güce güvenmektir. Güçlüye yamanmaktır. Ne denli 'bilgili' ve 'güçlü' olursak olalım, gerçekte, bizi, yaşadığımız dünyayı, kainatı ve varlığı kuşatan Mutlak Alim'in huzurunda alabildiğine cahil ve çaresiziz.
tamamı... |
 |
 |
Alles Blaue, alles Grüne dieser Welt...
Zum Buchmessen-Schwerpunkt 2008: 14 sehr phantasievolle, sehr unterschiedliche Erzählungen preisgekrönter Autorinnen und Autoren...
tamamı... |
 |
 |
Doç. Dr. Ahmet Yıldız'la söyleşi...
"Kürt sorununun çözümü 'ulus devlet problematiği'nin doğru tanımlanmasıyla, yani revizyonuyla mümkündür."
Söyleşi Sadık Yalsızuçanlar
tamamı... |
 |
 |
"Kara köprü narlıktır/Güzellik bir varlıktır"...
İnsan yakın olmak ister ama felek ırağa salar. Yakın olma isteği ile feleğe karşı çaresizliğin bu gerilimli ilişkisini bize en güzel bir türkü anlatabilir. Eleştiri oklarını feleğe gönderen Divan ve halk şairlerinin, -Bediüzzaman'ın Lemaat'ta dediği gibi- divanları sıkılsa, koyu bir hüzün damlar.
tamamı... |
 |
 |
Müziğin manevi doğası ya da Ömer Faruk Tekbilek...
Tekbilek, 'müzik, Allah'ın lisanıdır' diyen Hz. Mevlana'nın, görkemli Mesnevi-i Şerif'inin ilk onsekiz beytinde anlattığı 'kamil insan'ı sembolize eden ney'i, Aka Gündüz'den meşk etmiş, ünü sınırlarımızı taşmış, sesi ülkemize, Yeni Dünya'dan gelmiş, müziğin öncelikle bir 'ritm' meselesi olduğunu fark etmiş, 'nefes'in manevi doğasının sırlarına ermiş gerçek bir sanatçı.
tamamı... |
 |
 |
Ne içindeydi zamanın ne de büsbütün dışında...
Her ne kadar, kimi yorumcular, 'ne Huzur'unda ne de Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde hiçbir aydın karakter "şahsi tecrübe" yaşamazlar, neredeyse sadece toplumsal bir misyon üstlenmişlerdir' dese de, özellikle Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile, Tanpınar, çağdaşı pek çok yazardan farklı bir yerde durur.
tamamı... |
 |
 |
'O derin bahçede yaşayan ruh' : Yahya Kemal Beyatlı...
'Kuğunun son şarkısı'ydı Yahya Kemal ve bize, şiiriyle, nesirlerinde ifade bulan düşünceleriyle, onlara vücut veren 'tahassüs'üyle, modern zamanlarda, 'gelenek'le nasıl bağ kurulabileceğini gösterdi.
tamamı... |
 |
 |
Yeni Öykü: Sessiz. .
Sen elifsin.
Çünkü otuzüç yıl önce doğdun ve birsin.
Ben he'yim. Kırkdört yıl önce öldüm ve ikiyim.
İkimiz bir olunca aşıklar ah çeker. Ah bir iklimdir, orada sadece benzersizler oturur.
tamamı... |
 |
 |
Ali bizim şahımız...
Muharrem yaklaşıyor...Yakında Kerbela'da 'cennet yiğitlerinin seyyidi olan Hz. Hüseyin'e kıyıldığı hüzün günleri başlayacak.
'Ben hüzün peygamberiyim' diyen Allah Elçisi'nin modern zamanlardaki en büyük sevdalısı Mehmed Akif Ersoy'un diliyle söylemenin vaktidir :
'Yıllar geçiyor ki yâ Muhammed/Aylar bize hep Muharrem oldu/Akşam ne güneşli geceydi/Eyvah o da leyl-i mâtem oldu'
tamamı... |
 |
 |
Öykü: Seyda...
Ama, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır muhabbetinden vazgeçmiyordu.
Nihayet ısrarlarına dayanamayıp kabul ettim ve Cuma günü öğleden sonra oniki kişilik bir minübüse yirmi kişi tıkınarak Menzil'e doğru yola çıktık. Ahmed hoca mihmandarımızdı. Nurşin'li bir seyyit. Hafız ve molla. En çok ilgimi çeken Mem u Zin şerhi okumuş olması. Risale-i Nur'dan da tederrüs etmiş.
tamamı... |
 |
 |
Zwischen den zeilen...
Der Wanderer stand dem berühmtesten Denker Andalusiens gegenüber. Eine Weile herrschte Schweigen. Der Philosoph blickte ins Gesicht des Wanderers, das Liebe und Vertrauen ausstrahlte. Auf dessen Stirn gab es noch keine Spur von Falten: Er stand im Frühling seines Lebens...
tamamı... |
 |
 |
Mevlana Kürtçe çağırıyor; Were*...
Nubihar Yayınları, Sadık Yalsızuçanlar'ın "Mevlana'dan Öyküler" kitabını Kürtçe yayınlayarak büyük mutasavvıf Mevlana'nın evrensel çağrısını yineliyor; Gel, ne olursan ol, yine gel!
tamamı... |
 |
 |
Ateş çemberi...
"Dün akşam yolda gördüm/ Seni yıllardan sonra" çalıyordu radyoda. Dükkândan dışarı taşan sese zaman zaman şişko kebapçının çırağı eşlik ediyordu alüminyum tepside üzeri tabakla kapalı kebap servisini taşırken. Şükran Ay söylüyordu şarkıyı.
tamamı... |
 |
 |
Öykü: Garip...
Seni gecenin, soğuğun ve kalabalığın içinde görünce dilime gelen bu oldu: Garip. Sen garipsin. Görüyorum. Şimdi bu kanepede otururken gözlerine, onlardaki gurbete bakıyorum. Gurbetin bir resmisin sen.
tamamı... |
 |
 |
Öykü: Yüzüm...
Annemin de adı Ayşe, benim de. O yetmişiki yaşında ben otuzüç. Otuzüç sayısının uğuruna inanmıştım hep. Bu yüzden yaşadığım olayın da ne olursa olsun hayırlı olduğunu düşünüyorum. Ama yüzüm çok değişti, yüzümle birlikte özüm değişmedi ama içime bir şeyler katıldı bunu hissediyorum.
tamamı... |
 |
 |
Öykü: Bu sabah...
Giderken içimi çekip götürdün beni burada ölü, cansız bıraktın. Sen gidince her şey öylesi bir sessizliğe düştü ki, boynumun yarısı kesilmiş kanım göğsümden akarak şıp şıp beynime damlıyor gibi bir cansıkıntısı belirdi.
tamamı... |
 |
 |
Öykü: Yar kokusu...
Nereden nasıl kaçtın, buraya ne zaman geldin bilemedim.
Adın Meryem ve Fatıma'nın lakabıymış yeni öğrendim.
Suya benziyordun, bir bulut gibi beni kendimden geçirdin, sarhoş ettin.
tamamı... |
 |
 |
Öykü: Denizde ölüm...
Bunu senin otuzikinci doğum gününün akşamı yazıyorum.
Bil ki Allah alemin bir yerini başka bir yerine bağlamıştır.
Burası bir dairedir.
Dairenin bir noktası başka bir noktasına bağlıdır.
tamamı... |
 |

|
İstanbul ve "Gezgin" / Wolfgang Günter Lerch...
Ünlü Endülüslü Sufi- Muhyiddin Arabi'nin hayatını ve icrasını anlatan ilk romansı şekil, şimdiye kadar sekiz kitabıyla öne çıkan Sadık Yalsızuçanlar'ın kaleminden geliyor.
tamamı... |
 |

|
Özgürlükçü ve hoşgörülü İslami duyarlık / Lutz Bunk...
Türk Yazar Sadık Yalsızuçanlar, Gezgin adlı eserinde Ortaçağ döneminde yaşamış olan Muhyiddin Arabi'yi anlatıyor. Arabi, gerçek bir sufiydi ve 'dinlerin aşkın birliği'ni savunuyordu. Arabi'nin, dini, politik içeriğinden çok irfani nitelikleriyle vurgulamak istemesi, fanatikleri kızdırıyor olmalı.
tamamı... |
 |
 |
Radyo oyunu: Sekerat ...
Olay, ikibinüç yılının bir eylül ikindisi bir parkta, bankın üzerinde ve çevresinde, az ilerdeki çınar ağacının altında geçer.
Uzaktaki park gazinosundan Erkan Oğur'un söylediği Mamoş türküsü gelir...
tamamı... |
| |