Bir kutu dolusu anahtar. Régie des Tabacs de l'Empire Ottomane, paslanmış, kenarları delinmiş o kutunun ağırlığını tartmak güç. Çekmecelerin, evrak dolaplarının ve evlerin sahipleri geçekte yıkım yerlerinde dolaşan birer hayalet. Ne çok taşındık! Nasıl dolaştırdık bunca umudu, terkedilişi, kaybetme ve kaybolma duygusunu? İçimize kazınmış yolculuklar birer loş düş ve hiçbir zaman hiçbiri gerçekleşmemiş tasarılardı oysa:
Bu anahtarları olmamış kilitlerde sandık. Sahi, sandık! kendisi duruyor da onun, yıllardır giz'li bir ölü gibi anahtarsız bekliyor. İnsan asla açmamalı böyle bir efsaneyi. Herkesin hayatında içindekileri unuttuğu, umduğu, bambaşka kutularda aranacak eşya, söz ve işaretler kalmalı.
Sessiz Sinema
Enis Batur
Yordu bütün yıl bizi işler ve ilişkiler: Buraya ondan geldik. Korkmuştuk korkularımızdan, coşkularımızdan bıkmıştık, ne yavaşlıyor ne de hızlanıyordu çarklar, kimseye rastlamıyorduk, kendimize bile: Buraya ondan gelmiştik.
Bulduk aradığımız yeni oyuncuları, öğrendik ve öğrettik basit ve karmaşık kuralları, neden böyle oldu pek anlayamadık: Kağıtlar ve zarlar, pullar ve kibrit çöpleri atıldı tek tek bir köşeye: Bir gençlik oyunuydu, benimsedik birden.
Kamera kontrol, döndü makaralar geceden geceye: Rolden role girdik gördüğümüz, görmediğimiz filmlerle; güldük beceriksiz bir anlatıma, usta bir kavrayışı içtenlikle alkışladık, mimikler ve jestler arasında başka durumlara ve kişilere öykündük: Buraya ondan gelmiştik.
Kimbilir kim hatırladı piyanoyu içimizden: Bıkmıştık sinemadaki sessizlikten. Biraz buruk, çokça esrik, kendimizden koparak yattık sonra o gece. Buraya ondan mı gelmiştik: Uyandık erkenden, yeniden seslendirdiğimiz filimde: Yabancıydik şimdi giyindiğimiz kişiye, tıpkı gelmeden önce.
Ulak
Enis Batur
Yıldan yıla geçerken hikayeler topladım evlerde, çıkından çıkına doldum taşırdım hiç bir yere sığmayan ölüm dirim haberlerini, çıkamadığım yokuşları bağışlıyorum giremediğim çıkmazları. Doydum gezdiğim caddelerde kovandan kovana delik deşik götürdüğüm uğultulara. Bir kül ki boşuna: Ben unutsam, kimse hatırlamaz.
Belki de yenilenmeli ağaçlar. Boyalar devşirilmeli mevsimin yapraklarından, haşarı erguvandan. Yepyeni fırçalar alınmalı çarşıdan, insan eliyle germeli bezi tahtaya: Herkes kendine görülmemiş bir düş aramalı.
Sen, penceremdeki suskun kadın: Hayatımda ol, kal, öl, istiyorum.
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 650
|