JA slide show
Anasayfa arrow Günlük arrow Okuma notları arrow En son okuduklarım arrow Hafız Hasan Çolak’ın Hayatı
Hafız Hasan Çolak’ın Hayatı
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
23.11.2014 21:47

Ben 1946 yılında, annemin dediğine göre arpalar biçilirken, 5 Temmuz günü doğmuşum. Köyümüzün adı Akçapınar köyü. Bir tarafı Bolu Göynük’e, bir tarafı Bilecik Gölpazarı’na, bir tarafı da Sakarya Taraklı’yı bakan, bir tepenin üzerinde kuruludur köyümüz. Hatta tarlalarımızın bir kısmı Gölpazarı tapusuna, bir kısmı Taraklı’ya bir kısmı da Göynük tapu müdürlüğüne kayıtlıdır. Köyümüz, bildim bileli yetmiş hanedir. Köyümün altı yedi asırlık bir mazisi vardır. Bölgemiz 1292 yılında Ertuğrul Gazi’Nil fethidir. O zamandan beri Türkmen, yani Manav yerleşimidir.

Üç yüz kişinin yaşadığı yetmiş haneli bir köydür bizim Akçapınar. Köy ahali yakın bir vakte kadar içme ve kullanma suyunu köyün yakınlarındaki pınarlardan temin ederlerdi. Köyümüzün etrafında üç tane pınar vardı. Gocapına, Hırapına (Küçük Pınar), bir de Curcehanpına (Küçükçe han pınarı) derler. Akçapınar mevkii halen mevcuttur. Bizim bahçemiz bile var orada. Köy, Osmanlı döneminde o pınarın etrafında kurulu olduğundan, önceleri köye pınardan mütevellit Akçapınar denmiş. Sonraları, belki birkaç asır önce köy tümüyle bugünkü yere yerleşmiş. İsmi de aynen kalmış.


Benim çocukluğumda köyümüzün evleri, meşe veya çam ağacından, gara çividen yapılmış evlerdi. Hemen hemen tamamı iki katlıydı. Giriş kapısına yakın ahır kapısı olurdu, hayvanlar alt  katına bağlanırdı. Evin alt katındaki ahırda öküzler, inekler, beygirler, eşekler bağlı olurdu. Hepsi bir arada yaşarlardı. Hayvanlar çok sıcak olduklarından, soğuk kış günleri üst katta oturan bizler için doğal kalorifer vazifesini görürlerdi.

Benim çocukluğumda bizim bir al, biri gri renkli iki tane atımız vardı. Füme renkli, köyümüzün tabiriyle sıçan tüylü-fare tüylü bir eşeğimiz vardı. Evimizin taksisiydi adeta. Evin her ihtiyacını eşek görürdü. İki çift öküzümüz vardı. Yani dört taneydiler. Her öküzün adı olurdu o zamanlar. Birinin adı Yaşar, birinin Ceylan, biri de Garaoğlan’dı. Çocukluğumda iki ineğimiz vardı. Annem birisinin adını Sarıgız takmıştı. Süt yoğurt peynir keş; evin temel gidalarını bu hayvanlardan temin ederdik.

Evimizin giriş kapısından sonra ahşap meerdivenle ikinci kata çıkardıkb evimiz göz üç oda bir hayattan-şimdiki tabirle sofadan- ibaretti. Hayat hem hol hem sofa hem de salon görevi gören bölümdü evlerimizde. Yılın altı ayında hayatımız, daha çok ‘hayat’ kısmında geçtiği, düğün bayram kalabalıklarında sofralar orada kurulduğundan mıdır bilinmez, o bölüme bizim Türkler ‘hayat’ adını vermişlerdi.

Üç göz odadan birisi hem mutfak, hem oturma odasıydı. Aynı zamanda evin dedesi ve babaannesi bu odada kalırdı genellikle. İkinci oda, anne ve babanın odasıydı. Üçünçüsünde de çocuklar kalırdı hep beraber. Misafir geldiğinde ise çocukların odası misafire verilir, evin çocukları ise, mevsim yaz ise hayata serilir, kış ise dedelerinin yanına yatarlardı.

Köyümüzde bir Anadolu Türkmen geleneği olarak her ailenin, her sülalenin bir lakabı vardı. Örnek vermek gerekirse bize çolaklar derlerdi. Abdullagiller, Gavuşlar, Memişler, Cambazlar, Mahlaslar, Gorucular, Hırcaaliler, Tomaşlar, Halilağalar, Gadirler, Raşitler, Hocalar, Halitler, Tahirler, Şahanlar, Alibeyler, Gaymakçılar, Durmuşlar, Berberler, Öteyakalılar, Eserler, Alfatçılar, Kavuklar, Elamcılar, Nurbiyeler köyümüzdeki diğer lakap örnekleridir.

Babamın adı Hüseyin’dir. Dedemin ise Mustafa. Çolak lakabı ise babamın dedesi, benim de adımı verdikleri Hasan dedemden geliyor. Çünkü büyük dedemiz Hasan, çolakmış. Soyadı kanunu çıkınca da aile lakabımız olan çolak’ı almışlar.

Mustafa dedem, 1915  yılında Çanakkale’de şehit düşmüş. Dedem şehit düştüğünde, babam Hüseyin, Ali amcam, bir de Hatice halam daha çocuklar. Ayşe babaannem üç yetimle kala kalmış. Babamın amcası olan Sadullah amca büyütmüş bizimkileri, biz doğduğumuzda dede olarak onu bildik. Allah rahmet eylesin Sadullah dedemize de, bizi kendi öz torunlarından ayırmadı.

Babam Hüseyin Çolak’tır. Köyde lakabına ‘Goca Hüseyin’derlerdi. Pehlivandı babam. Boyu posu benim gibiydi. 1,85’im ben. Zamanında  çok pehlivanlık yapmış. Seksenbeş, doksan kiloydu, sağlam yapılı biriydi. Üç kardeşin en küçüğüydü. En büyükleri Ali Amcam, ortancaları Hatice Halam, küçükleri babam. Askere gitmeden de evlenmiş babam. O zamanlar askere gidip gelene dek evlenmeyene kız vermezlermiş, ‘evde kaldı’ gözüyle bakarlarmış. Annem bitişiğimizdeki Gölpazarı’na bağlı, halk dilinde Göğmüzü, resmi adıyla Gökçeözü köyündendir. Annemin nüfustaki ismi Emine, halk  arasında geçen ismi Fethiye’ydi.

İlk çocukları İsmail ağbim 1936 da doğmuş. Ağbim halen köyde yaşamaktadır. İkinci çocukları Hatice ablam 1938’de, halen Alifuaypaşa’da evlidir. Sonra Ayşe ablam 1941 doğumlu, halen köyümüzde evli. Son numara benim, Hasan Çolak; 1946 doğumluyum.

Evin en küçük çocuğuydum. Gelen vurdu giden vurdu, gene de 1.85 boyuna eriştim. Kim bilir vurmasalar, iki metre mi olacaktım.

Babam rençberlik yapardı. Köyümüzde herkes rençberdi zaten. Hemen hemen yüz dönüm arazimiz vardı; ama yarısı gıraç, kırtıl. Yani ne eksen olmaz. Rahmetli babacığım arpa, buğday, yulaf, ıza ekerdi. Yedi sekiz yaşına kadar çocukluğum, oyunda oynaşta ve hayvan peşinde geçti. Koyun keçi yoktu ama sığır cinsinden hayvanlarımız vardı, öküz inek. Beni daha çok öküzlerin peşine gönderirlerdi. İnekleri sığırtmaça verirdik.

Orta halliydi evimiz. Çok fakir de değildik, çok zengin de. Evde pişen yemekler kuru fasulyeydi genellikle, baş yemek oydu. Bir de bulgur pilavu. Yanında da turşu. Cacık. Sabahları sofrada çorba hiç eksik olmazdı. Hemen her sabah tarhana pişerdi. Akşam da öyle. Gündüzün kuru fasulye pilav makarna. Ekmek makarnası olurdu, tirit yani. Uhud tatlısı, sütlaç çok meşhurdu. Arada baklava. Pekmezli yufka böreği. Höşmelim tatlısı yapılırdı. Hatta merhaba sizin, höşmelim bizim’ derlerdi. Sonra undan gara helva yapılırdı. Nişasta helvası, peleze tatlısı yapılırdı. Harika lezzetlerdi, hala tatlarını unutamam. Meyve kurularından kavut olurdu. Genellikle  övezin kurusu. Yemeklerimiz ana hatlarıyla bunlardı.

Çocukluğumun ramazanlarında teravihler çok neşeli geçerdi. Ramazanlarımız şenlik gibiydi. Namaza çok önem verilirdi. Sabah namazına gelmeyen erkekleri, pijamalarıyla beraber köy çeşmesine getirip folluğa deperlerdi. O da bir vaatte bulunur, ‘hindi’ veya “iki tavuk keseceğim” diye. Sonra onun evinde o akşam yenirdi. Köyümüzde istisnasız bütün erkekler sabah namazına camiye gelirdi. Gelmeyene ceza uygulanırdı. Zaten bir tekerleme vardı o zamanlar, sık sık söylenen: ‘Göynük’ün güzel kızı, Taraklı’nın namazı, Geyve’Nil beynamazı, Pamukova’nın boğazı meşhurdur derlerdi 1959’da, 60’larda.

İftarlar genellikle komşularda olurdu. Paylaşılırdı. Genellikle aynı yemekler olurdu iftarlarda, pekmezli börek daha sık yapılırdı. Akşam namazları evde kılınırdı. Sonra tervahie camiye geçilirdi. Teravih için çift ezan okunurdu. İki kişi birden okurdu. Çok şenlikli, çok güzel olurdu. Kadın erkek herkes teravihe gelirdi. Teravihte salat ü selam hep beraber getirilirdi. 1954-55-56 yıllarından bahsediyorum.

O zamanlar köye hoca tutulurdu, parasını köylü buğdayhak olarak verirdi. Senelik tutulurdu. Altmış kile, yani yüz yirmi teneke buğdaya tutulurdu hoca. Yaklaşık iki ton buğday demekti bu. Senelerce köyümüzden Molla İsmail adında bir hocayı tutarlardı. İhtiyardı, biraz medresede okumuş biriydi. Hafız değildi. Kıraatı, sesi çok güzeldi.

Teravihten sonra erkekler köy kahvesinde, kadınlar evlerde oturur muhabbet olurdu. Kahvelerde çok güzel muhabbet olurdu. Televizyon yok, bir şey yok. Püskütlü lokum (kıstırma), kabuklu fıstık yenirdi. Genellikle tombala çekilirdi. Hep muhabbet. Çok güzel konuşan güldüren büyüklerimiz vardı. Genellikle harplerden anlatırlardı. Oyunlar da oynanırdı. Yüzük, dokuztaş oynanırdı.

Samıt Oyunu çok meşhurdu.


Daha fazlası için :
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=708307

 


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1746

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

SADIK YALSIZUÇANLAR,
ARTIK BÜTÜN KİTAPLARIYLA
PROFİL’DE…

sEsLi kiTaP

C’nin Hazırlanmış Hayatı
 
 Sesli Kitap.. Hazırlayan: Nisan Kumru
Bir ve Hep
 
Küf
 
Hiç