|
|
Günlük
Okuma notları
En son okuduklarım
Devriyye | Devriyye |
| Yazan Giritli Mustafa Salacoğlu | ||||||
| 29.04.2011 17:21 | ||||||
(18) Âşık, gel, cân kulağıyla bu sözleri duy. Gel, insanın aslı nedir anla. Sırları ulu orta yerde anlatma.[19] Ey safiyyet kazanmış kişi, sen bu dünyaya gelmeden önce lâhut (ruhlar) âlemindeydin, bu nâsut (madde) âlemine sefer ettin. [20] Rûh (lâhut) ve beden (nâsût) âlemi senin zâtınla vardır. Yine sen, kendi mülkünün azığının müşterisi oldun. [21] Bu âlemin dört bir yanı senin seyran yerin oldı. Anasır-ı erbaa elbisesini giyip dîdârı gördün. [22] İnsan suretine gelmezden önce kendini bilmedin. Haberdar olmaksızın binlerce kalıba girdin. [23] En güzel kıvama ulaştın (yani insan suretine ulaşıp) saf nur oldun. Bu makamda bütün iyi ve kötü sıfatların bir araya gelmiştir. [24] Her sıfat her zaman hükmünü yürütür. Nihayet ruha kendi hükmü kalır, o sıfatın hükmü gayrıları yâr eder. [25] Hak yine sende tecellî eden sırlarını ortaya çıkarır. Yine Hakk'a kavuşmak isteyen kendin olursun. [26] Allah tecellî eylese insân-ı kâmilden tecellî eyler, Hakk'ın nurları daima âdemiyyet makamında olan bu insan-ı kâmilin yüzünden görünür. [27] Zâtım, Muhammed'le Ali'nin bizatihi kendisidir. Bu iki zat, aynı mukaddes mâyadan tecelli etmiştir. Evvel ve sonranın bütün varlığı benim. [28] Bunca varlıklar, biricik Muhammed mayasından zâhir olmuştur. Bu eşya âlemini ortaya çıkaran Muhammed nûrudur. [29] Muhammed, evvele evvel sonraya da sonradır. Yani Muhammed, ilk ve sondur. Evveli bilinmediği gibi, sonunun da sırları bilinmemiştir. [30] Âdem'in cemâline Cenâb-ı Hak'tan secde emredilmedi mi? Bunu anlayan zâta Cebbâr olan Allah'ın delili yeter. [31] Âdem'in yüzünde saklanan ilmi okurlar. Bunca kitapları hemen sadece insan için yazarlar. [32] Bu halkın çoğu eşyâ cinsine benzer. Devrini anlayıp nereden gelip nereye gittiğini bilmez. (Ulvî âleme, yani insan vücuduna gelir, kıymetini bilemediği için süflî âleme, yani eşyâya döner.) [33] Kişi eğer devrini bilemezse, rûh geldiği mertebede yaratılmış konumundadır. Yani Hakk'a dönmüş değildir. Fakat kendini bildiyse onun bundan sonraki ismi Hâlık'la birlikte anılır. [34] Bu insaniyyet sırlarınının anlaşıldığı dem (zaman, nefes)'i anlamayan kişiler, sonunda devre girip nice yıllar zahmet çekerler. [35] Bu sözler gerçi âdem (kamil insan) suretinde gördüğün kişiden çıkar, ancak, sana dosttan nutk eden Hak'tır. İnkâr etme. [36] Buna ledün (Hakk'tan kalbe vasıtasız gelen) ilmi derler. Her defterde yazılı değildir. Yazarlarsa da, manâ ve mahiyeti tam olarak bilinmez. [37] Ey benim cânım, el değmemiş manâları yüzüne perde ettiği için, nice kerre okusan da binde bir harfini anlamazsın. [38] O perdeyi sadece insan-ı kâmil kaldırabilir. Bu onun ilmidir. Başka kişiler bu sırları bilmez. [39] Ey canım, sözü halka faş eyleme demek, ikiliktir. Zira, arada Hak’dan başka ahad olan varlık yoktur. [40] Cihânda her bir kişi, belli bir mertebede bulunur. Hakk'ın nutkuna herkes layık değildir. Ancak tavrı Hû olan, yani Zat sırrına mazhar olan kişi Hakk'ın nutkuna layık olmuştur. [41] Hakk'ı kemaliyle anlamak için belâ ve çaresizlikleri tahammül etmek gerekir. Âlemde gam çekmeden insanın olgunlaşması mümkün değildir. [42] Dertten zevk alan kişiler dermana minnet ederler mi? Onlar, dert denizinde sürekli emsalsiz inci bulurlar. [43] Kemâlini bilmeğe gel, durma istidâd hâsıl eyle. Aşk girdâbına düşüp eğnine varlık elbisesini giy. [44] O dostun yolunda git, sen de Mecnûn gibi rüsvâ ol. Sana her varlık Leylâ denilen sevgiliden işaret versin. [45] Cenâb-ı Hak, kemâlini kâmil insandan ap açık gösterir. Allah kâmil insân yüzünden her müşkil işi beyân eder. [46] Cenâb-ı Hakk'ın zâtına ait bilgisi, yine zatının kudretindedir. Bu bilgi ne zaman tecellî edecekse o zaman tecellî eder. [47] Lakin, kendisinde Hak tecellî etmiş kimse bile Hakk'ın zâtını künhüyle idrâk edemez. Bunu bil de, boş yere Hakk'ın zâtını düşünme. [48] Âlemin övüncü olan Peygamberin sırlarının sırrı Âdem'in özü oluşudur. O kerem sahibi, zâtî sırrı bilme yönünden değil, kulluğu ve aczi yönünden mâ arefnâk (Seni -hakkıyla- bilmedik) dedi. [49] Salacıoğlu, melamet, yani terk ve tecrid yoluna girip benliğini terk etti. Hakk'ın cemâlini gördü. [50] Dîvân, 4b. [51] Ey bu eşyâ âleminde kendinden habersiz dönüp dolaşan kişi! Bu sözlerimizden, insanın amacı nedir, neden yaratılmıştır, anla! [52] Ruhlar âleminden bedenler âlemine azmeden varlıklar, basit cisimler içinde kendilerini bilmeden seyr ü sülûk ediyorlar. [53] Sırrıma dört unsur (hava, ateş, toprak ve su) elbisesi bürününce, kendisinden henüz bir şey ortaya çıkmamış olan katre (su zerresi), Nil ve Fırat, yani su içinde bir müddet oyalanır. [54] Aşağıya tenezzül eden bu neş'e (oluş) önce madene düşer. Bu madenler denizi içinde uzun zaman seyreder. [55] (O neş'e), Mercâna ulaşıp bitki şeklinde dal budak salıncaya kadar bazen inci, bazen elmas, bazen la'l ve bazen de yakut olur. [56] Sîreti hurmaya dek bitki, bundan sonra ise hayvândır. Hayvanat makamı içinde kırmızı atın şöhreti vardır. Yani at en üst derecededir. [57] O neş'e, yeni bir elbise giyip, insan makamında zuhur edince, sekiz cennet bağının, yani yaşanacak olan sekiz derecenin ana varlık olan dört unsur içinde yaşandığını bil. [58] En güzel kıvam olan insâna bak da, Âdem'i anlaya gör. Mutlak zât, işbu kâmil insân sıfatından göründü. [59] Kâmil insan, sabah güneşine, vücut karanlığında yaptığı yolculukları tamamladıktan sonra erer. Hemen zerrede hakikat güneşini bulur. [60] Kâinat, Hakk'ın dîdârının seyredildiği aynadır. Gönül gözü açıklar, kendini bu aynanın içinde görürler. [61] Yakınlık ve uzaklığın çokluğu, cem'i/topluluğu (terkib haline gelen ve bir vücuttan görünen varlığı) dağıtır. Rahmânın ışığı nefy ve isbat içindedir. [62] İrfâna ulaşan kişi, vahdet menziline varmak diler. O, kalbine gelen ilham/ doğuşlarla Kur'ân'ın manâsını anlar. [63] Zâhidin hâline bak! Aşk silsilesini bırakır da, oruç ve namaz içinde imân mayası arar. [64] Sevgiliyi talep eden kişi aşk ile rüsvâ olmalıdır. O sevgiliyi isteyen belâlar içinde bulur. [65] Bir zamân salâh ve takva ile çok çalıştım. Şimdi ölümlü âlem içinde göründümse bunda şaşılacak ne var? [66] Âşık, mertebeleri aşıp cem' (zat tevhidi) makamına ulaşır. Ölüm sırrının içinde hayâtın hakikatini bulur. [67] Kâmil insan eşyâya eksik bir nazarla bakmadı, tam baktı. O, Ka'be veya Lât (denen Putun) suretinden dostun nurlarını görür. [68] Hakk'ın lutuf veya ihsanını bilmeyen kişi, Onun nimetinden kaçıp şehvet içinde kaldı. [69] Cemâl mumuna yol gösteren bir mürşid-i kamil gerekir. Hidâyet nuru mişkât içinde gizlidir. [70] Salacıoğlu, şimdi nefsine kim yol bulabilir? Hâcet ehli içinde Allâha ulaşanlar vardır. [71] Dîvân, 5b. [72] Âşıkın rahatı iki âlemin mülk ve makamından fenâdır. Murad odur ki, gönüldeki bütün istekleri yok etmek gerekir. [73] Bugün burada bekâya ulaşmayan kişi yarın cezasını bulacaktır.Fenâfillah ehli kişiler bugün o şekilde rivayet ederler. [74] Ey zâhid, burada yaşarken her hâlin mamur olsun istersen, benliğinden geçip harabat yolunu tercih et. [75] Sofu, zühd belâsıyla yokluk makamında takılıp kalmıştır. Onun bu hâli, Lât denen surete, yani puta sığınmağa benzer. [76] Sofu, eline ehlullahın nutku geçse, ateşte yakıp yok eder. Felsefeye dair kitaplar bulduğunda da, bu kitapları canı gibi koruyup saklar. [77] Fenâfillah olan kişi, kudret makamını mesken edinmez. Aşk ehli kendisine elbette kerametleri perde etmez. [78] Hakk'a ulaşmaya layık olayım diyen kişiler benliği terk etti. Melâmet, yani nefsini kınattırmak, olgun kişileri menzile ulaştırır. [79] Muhabbet ehli kendisine hürmet edilmesi için bir istek göstermez. Âşık, mübah olanlardan bile geçtikten sonra haramı ne yapsın? [80] Her katre, her varlık mutlaka insanlık makamına ulaşır. Şimdi güneşi gör, doğunca bunca zerreyi kaybeder mi? [81] İnsanın devri, yani insan bedenine gelinceye kadar tekamülü ne şekilde oldu dinle: O, 'amâ (yani Hakk'ın Ahadiyyetine ait ince bir bulut)'dan terkibe geldi. İlk olarak madenlerde tecellî etti. [82] Sonra madende, sudaki devrini tamamlayarak mercâna geldi. Hikmet sırrının tabibi (Tanrı), mercânı bitkilerin kaynağı yaptı. (Yani oluş sahnesine çıkan terkip mercandan bitkiye tekâmül etti.) [83] Hikmetin devriyle bitkideki tekamül hurmaya ulaştı. Bütün eşyânın şehvet sırrı hurmada ortaya çıktı. [84] Bitkiyi seyr edip sıra hayvan türüne gelince, sırasıyla bu makamları da geçti, nihayete ulaştı. [85] Sonra şehvet, babanın zürriyetinde gelip zorladı. Kaf nuna (Kün/Ol ile) dokundu. İmaratı harap etti. (Önceki şekli değiştirdi.) [86] (Kün ile ) o âfet (belâ, güzel) bu harap yerde bir yüce köşk bina etti. Çekilen sıkıntıların mükafatı bu güzel bina (insan bedeni) oldu. [87] Hikmet sırrı olan o nüve, âdem elbisesini giydi, bütün isimlerin tecelli yeri oldu. Hakk'ın zâtına ulaşan bu insan her yönüyle saadet buldu. [88] O dost, sana sürekli cemâlini, yani birliğini arzeder durur. Onu görmek istiyorsan, gel aynayı (kâmil insanı) seyret. [89] Bu Salacıoğlu denen zatın işi -aşk yüzünden- hemen daima perişanlıktır. Muhabbet gülşeninde bülbül gibi inler durur. [90] Hâl ehlinin sözünü anlamak için aşk erbabı olmak gerekir. İnkar eden bu şiirde dile getirdiğimiz sözleri kabul eder mi? [91] Dîvân, 13b. [92] Salacıoğlu'yum, benim sevdiğim Hak'tır. Arada yabancı kalmadı, yabancıyı sürüp çıkardım. [93] Vuslat metâım satış için pazara çıktı. Alıcısı yine kendim oldum. (Yani burada alış veriş, kendinden kendinedir.) [94] Önceki mekanım ruhlar âlemiydi. Zâtımı açığa çıkarıp seyretmek istedim. [95] Mizacımla, özelliklerimle birlikte su olup yere indim. Bana, önce madenler mekan oldu. [96] Uzun zaman madenlerde yaşadım. Devrimi devrettiren kudret, beyazdan kırmızıya döndürdü. [97] Sonra, madenlerdeki son makam olan mercana ulaşıp buradan bitkiye geçti ve nihayet bitkideki devir mantara geldi. [98] Bitkinin evvela tohumu oldum. Tohumdan bazen ağaç, bazen meyve olarak bitdim. [99] Bu seyr ile pek çok renge girdim. Hurma ağacına ulaşıp meyve verdim. [100] Hurmada, bitkilerdeki seyrimi tamamladım. Sonra çaresiz yolum hayvana geldi. [101] Kurtuluşum, devir sırasında her türü kemaliyle yaşamakla mümkündür. Eğer devir sırasında türlerde istivayı (ortayı-kemâli) bulamazsam o türün özelliklerini tamamlayıncaya kadar devir tekrar olur. [102] Seyr ü sülûkum, at makamında tamamlanmıştır. Üç mevlidim, yani madenler, bitkiler ve hayvanlardaki devirlerim yedi makam üzeredir. [103] Sonunda en güzel suret olan insana ulaştım. Tekamülümden maksat da zaten insana gelmekti. [104] Cenâb-ı Hak, bütün özellikleri bu insan yüzünde toplamıştır. Olumlu-olumsuz, iyi-kötü gibi bütün zıtlıklar kâmil insanda vardır. [105] Bu muammanın sana açılmasını istiyorsan cevabını velilerden iste. [106] Dîvân, 51b. [107] İnsanın devri nedir, anla! Tefekkür etmeyen akıl bunu anlayamaz. [108] Lâhut âlemi ruhlara karargah (makam) idi. Buradan nâsut (bedenler) âlemine sefer icap etti. [109] Sevgi sırrının deminin gereği bu insan sureti ortaya çıktı. [110] Ey cân (sır) dört mizaç ve dört unsurla müşahhas olan bu madde âlemine tenezzül etti. [111] Önce madenler oluştu. (İkinci olarak bitkiler.) Mercan türü bitkiye geçiş oldu. [112] Üçüncü devr ile hayvana erer. Hayvan devrinin sonunu atta tamamlar. [113] Üç devri (yani maden, bitki ve hayvanlık devrini) tamamlayınca, en güzel kıvamda yaratılan insana ulaşarak devir sona erer. [114] Eşyâya inmeye sebep, rûhun bu sûreti arzulamasıdır. [115] Ruh, bu kadar suret ve şekillerden, nice dağdan ve geçitten geçti. [116] İşin sonunda yolu insana geldi. Devirler tamamlandı. [117] Vahdet nuru bu çokluk (eşyâ) âlemine düştü. Eşyanın gösterişine rağbet etti. [118] Çocuklar konuşmaya başlamadan evvel ağlarlar. Bu, bir başka ahvâli anlatır. [119] Çocuk bir tuzağa (hapse) düştüğünü hisseder. Bu yeni hayat ona ayakbağı olur. [120] Ne çâre, ansızın gülmeye başlar. İstekli-isteksiz etrafındakilere göz atar. [121] Bu dünyanın rengine boyanır. Sonunda atasının yolunu tutar, onlar gibi yaşamaya başlar. [122] Asıl geldiği âlemi unutup ayrılık demini anmaz olur. [123] Zât cevherini yok eder. O çilekeş gam yükü olur. [124] Yardım isteğine mürşid yetişe. Onu bu karışık düşünceden kurtara. [125] İnsan sırrından haberdâr kâmil mürşid de kolay bulunmaz. [126] Sülûk tecellîlerinden haberdar olanlar nadirdir. [127] Hak talibi bir kişi eğer kâmil mürşide erse, o tâlip cezbeye tutulur. [128] Kâmil mürşide eren kişi, kısa zamanda amacına ulaşır. Kaybettiği nimetlere yeniden kavuşur. [129] Cân burnuna aslın kokusu ulaşır. Cânını, yani cân sırrını o sevilene açar. [130] Bütün işi dosta kavuşmak, bütün düşüncesi yârin aşkı olmalıdır. [131] Önceki demin manâsını anlamalı, dost olan damla denizini bulmalı, anlamalıdır. [132] Kâmil insanın yolu, devr-i tama yetmiş, noksan olan seyri tamamlamıştır. [133] İnsan mertebesine ulaşan kişinin yolu artık hayvana uğramaz. [134] İnsan sırrını elde etmiş olan kâmil insan yeni bir bedenle dirilmez. Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 730
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|