|
|
Güzerân
Eleştiriler
Persona non grata : Aleksandr İsayeviç Soljenitsin | Persona non grata : Aleksandr İsayeviç Soljenitsin |
| Yazan SadıK YalsıZuçanlaR | ||||||
| 07.09.2008 14:33 | ||||||
|
“Sen çarsın; yalnız yaşa, yolunda yalnız yürü, Yürü, hür vicdanının seni çektiği yere, Olgunlaştır, sevgili meyveyi, tefekkürü; Hizmetine karşılık bir mükafat bekleme.. Her şey sendedir, sende; büyük mahkeme sensin; Eserine, elden çok, kıymet biçebilensin, Söyle ey titiz şair, sen ondan memnun musun?” Bizim kuşağın özellikle ‘Gulag Takım Adaları’yla mutlaka uğradığı bir durak olan Soljenitsin, 3 Ağustos 2008’de dünya nöbetini tamamlayarak asıl yurduna göçtü. Doksan çileli yıl bittiğinde, büyük saat durmuş gibi, Klasik Rus Edebiyatı da son büyük değerini yitirmiş oldu. Bizim kuşağı içine alan soğuk savaş ideolojilerinin efendileri, ‘komünizmle mücadele dernekleri’ marifetiyle kimi anaforlar oluşturmuşlar, ‘hür’ ve ‘vicdanın sesi’ kimi aydın-yazarları da bu Hacivat-Karagöz çekişmesinde belirli bir ‘cephe’ye koymuşlardı. Soljenitsin’i, bu son büyük yazarı, böylesi bir psikolojik-ideolojik harekatın içinden şuursuz bir hayvan gibi geçerken tanımıştım. Lisedeyken gittiğim bir siyasal derneğin propagandistlerinden biri elime tutuşturmuştu Takım Adaları… Oysa, Soljenitsin, Batılaşma cereyanına karşı yerli köklere dayalı ama daima kozmik bir Rus kimliği, bir Rus tefekkürünün, özgürlüğün, kişilikli olmanın düşünsel çabaları içindeydi, O’nu okumak, Puşkin’i, Çehov’u, Dostoyevski’yi, Tolstoy’u okumak ve anlamak demekti. Gerçek insanı anlatan yazarları okumak, hakiki insana doğru yürüyen bir yola girmekti. Geçici-uçucu politik mülahazaların içine dalmak ve kısır çekişmelere, şartlanmalara, Meriç’in deyişiyle, ‘şuurumuza giydirilen deli gömlekleri’ne talip olmakla bunun bir ilgisi yoktu. Aksine, bu amacı yok eden bir ideolojik afyonlanmanın içinden Soljenitsin gibilerini okumak ve anlamak imkansızdı. Ta ki Dostoyevski’yi, Tarkovski’yi keşfedinceye değin…Bu keşifle birlikte, deyim yerindeyse bir ‘anti-komünist’ olarak sunulan Soljenitsin de doğru kavranabilirdi. Yüzyılın büyük sanatçı ve düşünlerinin çoğu gibi o da savaşa katıldı. Hitler kadar Stalin’inin de sorumluluğu gördü, yergi oklarını gönderdi. Bununla kalmadı çözüm yolları önerdi. Vicdanın sesi duyulunca soluğu Ekibastus kampında aldı. Takım Adalar’ın tohumu burada ekilmiş olmalıdır. Artık bir, ‘persona non grata’, ‘istenmeyen adam’dı. Tarkovski’nin filmleri gibi. Rusya’da ‘ne desteklenen, ne beğenilen, ne dağıtımı üstlenilen, ne dağıtımına izin verilen’ o görkemli filmlerine rağmen Tarkovski de bir ‘istenmeyen’di. Kok Terek köyünde (Kazakistan) öğretmenlik yaparken kansere yakalandı, bir süre Taşkent’te tedavi gördü. Nikita Kruşçev’çe başlatılan Stalin etkilerini temizlemeye yönelik etkinlikler bağlamında hakları geri verildiği için Ryasan’da çalışmasına imkan tanındı. 1962’de İvan Denisoviç’in Yaşamında Bir Gün’ü yayınladı. Stalin karşıtı bu eseriyle Hruşçyov’in övgüsünü kazandı ve bir yıl sonra Sovyet Yazarlar Birliği'ne kabul edildi. Ancak Matryonin dvor ve Dlya polzı dela adlı öyküleriyle tekrar partinin hışmına hedef oldu.1966’da yazara ülke dışına çıkma yasağı konuldu ve üç yıl sonra Yazarlar Birliği’nden ihraç edildi. Gulag Takımadaları, dünyanın çeşitli ülkelerinde yayınlandı ve Sovyet karşıtı propagandaya kurban edildi. Vatandaşlıktan çıkarıldı, sınırdışı edildi. İki yıl İsviçre´de macerasından sonra 1976´da Amerika’ya yerleşti. Amerikan’ın Vietnam müdahalesini destekledi, Vietnemda Amerikalı tutsakların köleştirildiğini iddia etti. 1974 Portekiz Devrimi'ne karşı Amerika'nın müdahale etmesi gerektiğini savundu. ABD ve Sovyetler Birliği barışı hakkında yazan Amerikalı yazarları eleştirdi. 1989'da yeniden Yazarlar Birliği'ne alındı. O dönem iktidarda bulunan Mikhail Gorbaçov, yazarın yurttaşlık haklarının geri verilmesi doğrultusunda çalışmalar başlattı ve sürgünüyle ilgili kararı 1991 yılında kaldırdı. 1994’te ülkesine döndü ve reform sürecinde olup bitenleri eleştirdi. Soljenitsin, yenilerde ölen Aytmatov’la birlikte, ‘altın yazarlar’ kuşağının son temsilcisiydi. İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün (1962), Nedenin İyiliği İçin (1962), Kanser Koğuşu (1966), İlk Çember (1968), Aşk Kızı ve Masum (1969), Ağustos 1914 (1971) Gulag Archipegalosu, 3 cilt (1973-1978), Prusya Geceleri (1974), Meşe ve Dana (1975) ve sonradan gerek ülkesi gerekse yaşadığı memleketlerin politik sorunlarına ilişkin yazdıklarıyla hem edebiyatın hem de toplumsal/siyasal yaşamın büyük sorunlarına ilişkin ‘hür’ bir zihinle, vicdanla konuşabilmiş, insanlık kalitelerimize çok değerli katkılar getirmiş bir yazardı. Klasik Rus edebiyatının o bereketli damarının son büyük adı idi. O’nda Puşkin’in o muazzam karamsarlığının, Dostoyevski’nin içten içe yanan ve dokunanı yakan ama daima gerçekliğe ve iyiliğe doğru hareketlendiren ateşinin, Tolstoy’un bütüncül bakışının ve metafiziksel görüşünün ve dilinin, Çehov’un insanın toplum içindeki hallerini anlatırkenki soğukkanlılığının izleri ve birikimi vardır. Rus edebiyat ve düşünce tarihinin son yüzyılında olup bitenleri en doğru kavramış ve ezberlerimizi büyük oranda bozmayı başarmış bir yazar olan Alev Alatlı’nın belirlemesiyle, Soljenitsin, ‘Cesur, yüce gönüllü, soylu, ahlâkçı, muhteşem bir yazar’dı. Alatlı’nın bu tesbitleri, Soljenitsin’i, kendi toprağında sonradan uç veren zihinlerden çok daha derin ve içerden kavrar : ‘Dostoyevskî’den bu yana Rusya’nın en iyi romancısı. İlâhi Komedi’yi gözlemleyen Dante’nin en gerçekçi rakibi. Nefretin ve zulmün cehenneme çevirdiği bir cinnet çukurunda telef olan milyonların hiç değilse insan olduklarının teslim edilmesini sağlayan, onlara isim veren bir yazar. Bir dünya nöbetçisi. 1918’de, yirmi milyon insanın katledildiği İçsavaş sırasında doğmuştu. Yaşadıkları düşünülünce doksan yaşını bulmuş olması başlı başına bir mucizedir. Yakınları, Saşa’yı yaşatan sorumluluk duygusudur, derlerdi. Kendisi de bir konuşmasında, Ölenler göreve çağırıyorlar, demişti, Milyonlarca ölü... her gün, her birisi göreve çağırıyor. Onlar ölü. Sen yaşıyorsun. Görevini yap. Dünya olan biten herşeyi öğrenmeli. Ölülere görev borcun var. Görevini yap. Zamana karşı yarışıyordu: Bitirmeyi plânladığım işleri yaşam beklentimle ucu ucuna getirmeye çalışıyorum. Korkarım ki, insanlığın son “kâhin-yazar”ıdır. Bir daha onun gibisi asla gelmeyecek.’ Soljenitsin sadece Rusya’da yaşanan acılara değil, dünyanın sorunlarına ve acılarına karşı kayıtsız kalmamış, kendi toplumunun ve dünyanın bu derinleşen sorunlarının nasıl aşılabileceğine ilişkin düşünceler serdetmiş, klasik Rus edebiyatının son büyük ismi, Alatlı’nın deyişiyle ‘dünya nöbeti tutan’ bir aydındı. ‘Gönüllü feragat’ ifadesi O’na en çok yakışan nitelemedir. Sosyalizmin nasıl insana kıyan, insanlığa kasteden bir totalitarizme dönüştüğünü yıllar önce gören bir ‘kahin’ olarak Soljenitsin, insanın hallerini, ‘yalın, e, de ve den halleri’ni bu çılgın maceranın içinden okumuştu. Şaire söylediği şiirinin sonu, onun kehanetçi yanını çarpıcı biçimde ortaya koyar : ‘Ey şair! kulak asma, sevgisine sen halkın O canım meth ü sena, anlık gürültü geçer; Kuru kalabalığın gülüşünü duyarsın, Ve aptalın hükmünü; fakat metin ol, boşver.’ Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1118
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |