|
|
Güzerân
Eleştiriler
Derin devlet tartışmalarına bir katkı | Derin devlet tartışmalarına bir katkı |
| Yazan SadıK YalsıZuçanlaR | ||||||
| 31.08.2008 18:34 | ||||||
Türkiye'de devletin 'derin'liğinden çok 'sığ'lığından söz edenler haklı olmakla birlikte, 'derin devlet' dendiğinde hukuk dışı, zorbalıkla iş gören, siyasal ve ekonomik çıkar sağlamak için silah kullanan, cinayet işleyen, kendi halkına zulmeden bir yapının anlaşılması, Ergenekon soruşturma süreciyle birlikte gerçeklik ve haklılık kazandı. Kaldı ki 'derin devlet' de homojen bir yapıyı ifade etmiyor, Türkiye'de NATO'ya bağlı derin ve kirli bir yapılanmanın bu türden korkunç işler yaptığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bediüzzaman'ın çeşitli mektup ve savunmalarında söz ettiği 'gizli ve dehşetli komite'nin ne olduğunu tam anlayabildiğimizi sanmıyorum.Ta ki, son tartışmalar, iddianamede yer alan belgeler, telefon konuşmaları, toplantı tutanakları, yazışmalar belirinceye kadar... Bediüzzaman'ın beyanları, bize, Türkiye'de, kırklı yılların ilk yarısına değin İngiltere, sonradan NATO denetiminde örgütsel bir yapılanma olduğunu, bu komitenin çeşitli hukuk dışı işler gördüğünü, hükümetleri ve devlet görevlilerini insanlara zulmedecek biçimde iğfal ettiğini ima ediyor. İma etmekle kalmıyor, açıkça söylüyor. Üstad, bazı mektuplarında, 'kökü ecnebide, kendisi burada (Türkiye'de) olan gizli bir örgütten söz eder ve 'zındıka komitesi' diye adlandırır. Bu 'komite'ye ilişkin değinileri kısaltarak alıntılamak istiyorum: "(...) Kat'i bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebide ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki: Bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi bu millete kabul ettiremeyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız diye senin idamına hükmetmişler. Kendini muhafaza et." "Ben de "Tevekkeltü a'lallah, ecel birdir, tagayyür etmez" dedim. (...)" (Emirdağ Lâhikası, 168) "(...) Fakat hükûmetin bazı erkânını iğfal edip aleyhimize çeviren dehşetli ve gizli bir zındıka komitesi (...)" (Şualar | On Üçüncü Şuâ | 275) "(...) Halbuki mahremlerin şedit ifadeleri ve müdafaatın dokunaklı meydan okumaları ve Maarif Vekili'nin dehşetli hücumu ve ehl-i vukufun heyetinde maarif dairesine mensup ehemmiyetli iki maddî filozofların ve yeni icatlara tarafdar büyük bir âlimin bulunması ve bir seneden beri gizli zındıka komitesi aleyhimize Halk Fırkası'nı ve Maarif'i sevk etmesi cihetiyle... (...)" (Şualar | On Üçüncü Şuâ | 302) "(...) Kat'iyen size beyan ediyorum ki, hiçbir cemiyetçilik ve cemiyetlerle ve siyasî cereyanlarla hiçbir alâkası olmayan Nur talebelerini, cemiyetçilik ve siyasetçilikle itham etmek, doğrudan doğruya kırk seneden beri İslâmiyet ve imân aleyhinde çalışan gizli bir zındıka komitesi (...)" (Şualar | On Dördüncü Şuâ | 343) "(...) Çaresiz mecburiyetle serbestiyetini, beraatimizi resmen kabul etmişler. Fakat yine gizli zındıka komitesi, elinden geldiği kadar nazar-ı millette kendilerini lanetten, nefretten bir derece kurtarmak için, kusurlarımızı arıyorlar ve hükûmeti iğfal etmeye çalışıyorlar. Onun için, biz, eskisi gibi ihtiyatımızı elden bırakmamalıyız. (...)" (Emirdağ Lâhikası, 47) Bediüzzaman'ın 'iman ve İslamiyet düşmanı', 'dehşetli', 'gizli' diye vurgulayarak nitelediği bu 'örgüt'ün ne olduğuna ilişkin bir ayrıntıya Risale-i Nur'da rastlamıyoruz. Bu cümleleri okuyanların zihninde neler somutlaşıyor bilmiyorum. Bediüzzaman'ın söz ettiği bu örgütlenmenin Osmanlı'nın inkırazından itibaren var olduğuna ilişkin çeşitli belge, bilgi, yorum ve duyumlar mevcut. Türkiye, çeşitli ihtilaller, iç karışıklıklar, çok sayıda faili meçhul cinayet ve yirmi küsur yıldır süren bir 'terör' süreci yaşadı, yaşıyor. Başbakan ve iki bakan asıldı, 28 Şubat sürecinde yüzlerce kayıp ve ölüm gerçekleşti. Birçok kez hukuk dışı biçimde hükûmetler değiş(tiril)di, iktidarlar manipüle edildi. Uğur Mumcu başta olmak üzere, onlarca cinayetin esrarı çözülemedi ve en tepedeki azmettiricilere ulaşılamadı. Bir başbakan, kendisine yapılan suikasta ilişkin konuşamadı ve ulaştığı bilgileri kamuoyuna açıklamaktan çekindi. Ardından kuşkulu bir biçimde öldü. Bediüzzaman komplocu olmadığına göre, ısrarla belirttiği bu 'örgüt' ne ola ki? Kurtlar Vadisi'ndeki 'Kurtlar Konseyi'ne benzeyen bu yapılanmanın gerisinde ne var acaba? Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu, Orta Asya, Balkanlar ve Afrika'daki çeşitli ülkelerde çıkara dayalı açıktan veya gizli operasyonlar yürütenler kimlerdir? Bediüzzaman gibi nadide bir bilgeye otuz sekiz yıl boyunca kimler sistematik biçimde işkence etti? On dokuz kez zehirledi? Memleketinden sürdü, yarım yüzyıl gözaltında tuttu, bütün haklarını elinden aldı? Binlerce faili meçhul cinayetleri kimler işliyor? Bu cinayetlerin tamamına yakını niçin bir türlü aydınlanamıyor? Maktul solcu veya Kemalist olunca, katilin de İslamcı olduğuna ilişkin kurgu hemen herkesin zihnini kuşatıveriyor. Anayasasını bir türlü değiştiremediğimiz 12 Eylül ihtilalinin komutanının anılarından ihtilalin üç yıl önce planlanmış olduğunu açıkça görebiliyoruz. 28 Şubat'ta yüzlerce insan pıtrak gibi biten o tuhaf Hizbullah evlerinin beton zeminlerinden birer birer çıkarılıverdi. Kuşkulu trafik kazalarında, gözaltında onlarca insan öldü. Kayıplar, kaçırılanlar, zehirlenenler cabası. Ordunun siyaset üzerindeki gölgesinden yıllardır kurtulamadık. Siyasal partiler, üstelik sol, sosyal demokrat olanları, siyasal iktidarın uygulamalarını eleştiren bildiriler, e-muhtıralar yayınlayan Türk Silahlı Kuvvetleri'ni, 'sivil toplum kuruluşu' olarak niteleyip, 'ülkenin siyasal sorunlarına ilişkin görüşlerini açıklıyorlar, bundan daha doğal ne olabilir?' biçiminde yorumladılar. On binlerce insanın ölümüne, yüz milyarlarca dolar servetin kaybına yol açan PKK yapılanmasının Ergenekon'la ilişkileri deşifre edilmeye başlandı. Yıllar önce Selim Çürükkaya, Sırlar Çözülürken'de, PKK'nın Ergenekon'la ilişkilerini söz konusu etmiş, lince maruz kalmıştı. İddianamede yer alan belge, bilgi ve konuşmalar bize, yüz yılı aşkın bir süredir, bu topraklarda nasıl bir hukuk dışı örgütlenmenin, bu yapılanmanın yol açtığı kirlenmenin, vahşetin alttan alta yaşanmakta olduğunu yeterince gösteriyor. Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve toplumsal bakımdan özgürleşmesinin önündeki en büyük engel, bu kanserdir. Bu yapının, Türkiye'nin yakın dönemde toplumsal, siyasal ve ekonomik yaşamında nasıl bir gerilemeye yol açtığını, ne kadar cana mal olduğunu, milletin yoksullaşmasının en büyük nedenlerinden bulunduğunu artık biliyoruz. Bunun ideolojik kılıflarla kamufle edilmesi de bundan böyle güçleşmiştir. Türkiye'nin çeşitli tabularını, dogmalarını kullanarak hukuk dışı uygulamaların, cinayetlerin, darbelerin üzerini örtmek artık imkânsız hale gelmiştir. Bu topraklar, tarihindeki siyasal birikimi, birlikte yaşama imkânlarını, irfanî ve kültürel varlığını yeniden üreterek karşı karşıya bulunduğu sorunları bir uzlaşma içerisinde çözebilecek durumdadır. Kaynakları ve ekonomik imkânlarını geliştirebilecek, üzerinde yaşayanların mutluluk ve huzurunu sağlayabilecek konumdadır. Bu konumunu tersine çevirecek, sabote edecek her türden manipülasyona karşı ise daha müteyakkız bir kıvamdadır. Önümüze açılan yeni süreç, artık hukukun, adaletin ve özgürlüğün gizli komitelerce berhava edilemeyeceği bir süreçtir. Ömrü sistematik biçimde, Necip Fazıl'ın deyişiyle 'Çin işkencesi'yle geçmiş olan büyük bilge Bediüzzaman'ın dediği gibi, 'bizler artık cennetasa bir bahar'ın arefesindeyiz. Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 2006
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |