|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
10.09.2008 13:30 |
İntro Hikaye-1
İbn Arabi halvetteyken, yakın dostu, sırdaşı olan Abdullah odasının kapısından içeri girer. Girince, derin bir dalgınlıktan, rüyadan uyanır gibi sıçrar. Noldu şeyhim? diye sorulunca da, ‘sen gelesiye’ der, ‘Sevgiliyle birlikteydim, sen gelince yalnızlığa düştüm.’
İntro Hikaye-2
Konuştukça içimdeki uğultu büyüyor, dedi Kadın. Büyüdükçe daha çok konuşuyorsun, dedi Adam. İnsanlara karıştıkça yalnızlığım artıyor, dedi Kadın. Yorumlar (11) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 9502 | Devamını oku... |
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 18:02 |
 İnsan yakın olmak ister ama felek ırağa salar. Yakın olma isteği ile feleğe karşı çaresizliğin bu gerilimli ilişkisini bize en güzel bir türkü anlatabilir. Eleştiri oklarını feleğe gönderen Divan ve halk şairlerinin, -Bediüzzaman'ın Lemaat'ta dediği gibi- divanları sıkılsa, koyu bir hüzün damlar. Kim, ne zaman, hangi gerekçeyle böyle isimlendirmiş bilmiyorum ama adına bugün 'Türk halk müziği' denilen şeyin, binlerce yıllık bir geleneğin bugün kısmen kuruyan damarlarının içinden akan ve hayattan süzülerek gelen bir ses olduğu kesin. Yorumlar (1) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 2184 | Devamını oku... |
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 18:00 |
 Bindokuzyüzseksenbeş yılı eylülünün bir Pazar günü gitmiştim Ulaş'a. Çiçeği burnunda bir edebiyat öğretmeniydim ve ne öğretmek ne de öğrenmenin mümkün olacağına inanmıyordum henüz. Sanıyordum ki, insanla dağ iki ayrı gönüle sahiptir ve insanın kendi yüreğine doğru yürümesiyle bir dağa tırmanmasının farklı şeylerdir. Dağ insana, insan dağa benzemez sanıyordum. 'Yalnızlık' denilen ve türkçenin en çok iğdiş edilen kelimelerinden birini de sadece kitaplarda okumuştum. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1508 | Devamını oku... |
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 17:58 |
 Ne zaman masum bir yalan söylemek zorunda kalsam, Edip Cansever'in bu mısralarını hatırlıyorum. Ne zaman 'babamın öldüğü yaş'a geldiğimi hissetsem... Ne zaman istemediğim bir seyahate çıkacak olsam bu dizeler gelip konuyor yüreğime. Ne zaman Tutunamayanlar'ı okuduğum günleri hatırlasam... Ne zaman adım başı bir yoksulun mustarip çehresine çarpsam bu dizeler kanatıyor içimi. Ne zaman ellerinde cep telefonları sağa sola koşuşturan, saçları jöleli, Polo giyimli delikanlıların çalıştığı; granit döşeli, cam kaplamalı büyük ofislere girmek zorunda kalsam... Ne zaman ruhun bedenden ayrılışı gibi bir acıyla ayrıldığım sevgilimi düşünsem, bu dizeler yakıyor ciğerimi. Yorumlar (4) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1109 | Devamını oku... |
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 17:56 |
Hölderlin'in bu dizesi, insanın, varolan ve varlık içerisinde nasıl bir 'konum'a sahip olduğuna ilişkin temellendirici bir yargı ihtiva eder. Bu bakımdan Heidegger, Hölderlin'e ve şiirin özüne ilişkin o ünlü yazısında, şiirin kurucu niteliğini öne çıkarır. İnsanın yeryüzünde şairane mukim olması, bir bakıma, onun dil aracılığıyla, kendini varlığa açması ve varlığın kendine açılma imkanlarını aramasıdır. Şairden hareketle, düşünür, dilin, varlıkla bir konuşma olduğunu belirtir. Bu, insanın kendisinin de bir söyleşi olmasıdır aynı zamanda. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1200 | Devamını oku... |
|
|