|
Güzerân -
Eleştiriler
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 18:29 |
 Kıssa, mesel, menkıbe, hikaye, öykü...adına ne denirse densin her anlatı, Bursevi'nin Mesnevi şerhindeki beyanı üzre, 'şikayet'in hikayet'inden ibarettir. Böylesi bir genellemenin içerdiği sakıncaları da üstlenerek diyebilirim mi, her anlatı, 'varolmanın dayanılmaz ağırlığı'nı hafifletmenin bir yolu, bir yordamı olarak doğuyor. Dinle neyden kim şikayet etmede, diye başlar aslında, diyor Bursevi; ya da bunu böyle okumak gerekiyor. Hikayet'in şikayet'e öncelenmesindeki sır, hikayet'in kadim oluşundan kinayedir. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 880 | Devamını oku... |
|
|
Güzerân -
Romanlar
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 18:26 |
 Sonsuzluğun bir vaktinde henüz anılan bir şey değildim. Benim öyküm böyle başladı. O zamanlar henüz üzüm yaratılmamıştı ama ben sarhoştum. O zamanlar diyorum ya zaman bir andı. Anın sonsuzca bölünebilir olduğunu bilmiyordum o zamanlar. Rasathanede izlediğim yıldızın sıra dışı hareketlerinden ötürü geceyi orada geçirdiğim bir gece beni yalnız bırakmayan bir dostum söyledi. Ona haberci diyorum. Yıldız gibi. Bu bir haberdi benim için. An madem sonsuz bölünebiliyor demişti dostum, o halde iki insanın, birbirine doğru yürüyen iki insanın birleşmesi imkansızdır. Onu dinlerken gözlerimde tepedeki ufuk çizgisi belirdi. Bir kadın ve erkek birbirine doğru yürüyordu. Bu yürüyüş sonsuzca sürüyordu. Sonra birbirimize gelirken şey gibi bir belirsizliğe düştüğümüzü gördüm. Aramızdaki o muazzam boşluk bir anda her şeyi yuttu. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 681 | Devamını oku... |
| |
|
|
Güzerân -
Romanlar
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 18:21 |
 " (...) İçinde kendisine ait herhangi bir şeyin olmadığı evinde, sabah kulluktan sonra yorgunluktan bitap düşene değin tehlilde bulundu. Öğle olmak üzereydi. Dışarda bir sağanak boşanıyordu. Gezgin'in ahşap evinin tavanından sular damlıyordu. Elçi'yi düşündü. Bir kezinde yağmur inerken evinden çıkmış ve göğe bakarak bir zaman kalmış, ıslanmıştı. Nedenini sorduklarında, 'Onun Rabbine bağlılığı yenidir' demişti, 'biatı tazedir.' Gezgin bunu anımsayınca dışarı çıktı ve bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında yürümeye başladı. Evinin doğuya bakan penceresinden koruluk görünüyordu. Çıkmadan bir süre korulukta ıslanan ağaçların zikrini dinledi. Çıkınca koruluğa yöneldi. 'Su da bir elçidir' diye fısıldadı. Yorumlar (3) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 653 | Devamını oku... |
|
|
Güzerân -
Denemeler
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 18:02 |
 İnsan yakın olmak ister ama felek ırağa salar. Yakın olma isteği ile feleğe karşı çaresizliğin bu gerilimli ilişkisini bize en güzel bir türkü anlatabilir. Eleştiri oklarını feleğe gönderen Divan ve halk şairlerinin, -Bediüzzaman'ın Lemaat'ta dediği gibi- divanları sıkılsa, koyu bir hüzün damlar. Kim, ne zaman, hangi gerekçeyle böyle isimlendirmiş bilmiyorum ama adına bugün 'Türk halk müziği' denilen şeyin, binlerce yıllık bir geleneğin bugün kısmen kuruyan damarlarının içinden akan ve hayattan süzülerek gelen bir ses olduğu kesin. Yorumlar (1) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 978 | Devamını oku... |
|
|
Güzerân -
Denemeler
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 18:00 |
 Bindokuzyüzseksenbeş yılı eylülünün bir Pazar günü gitmiştim Ulaş'a. Çiçeği burnunda bir edebiyat öğretmeniydim ve ne öğretmek ne de öğrenmenin mümkün olacağına inanmıyordum henüz. Sanıyordum ki, insanla dağ iki ayrı gönüle sahiptir ve insanın kendi yüreğine doğru yürümesiyle bir dağa tırmanmasının farklı şeylerdir. Dağ insana, insan dağa benzemez sanıyordum. 'Yalnızlık' denilen ve türkçenin en çok iğdiş edilen kelimelerinden birini de sadece kitaplarda okumuştum. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 782 | Devamını oku... |
|
|
Güzerân -
Denemeler
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 17:58 |
 Ne zaman masum bir yalan söylemek zorunda kalsam, Edip Cansever'in bu mısralarını hatırlıyorum. Ne zaman 'babamın öldüğü yaş'a geldiğimi hissetsem... Ne zaman istemediğim bir seyahate çıkacak olsam bu dizeler gelip konuyor yüreğime. Ne zaman Tutunamayanlar'ı okuduğum günleri hatırlasam... Ne zaman adım başı bir yoksulun mustarip çehresine çarpsam bu dizeler kanatıyor içimi. Ne zaman ellerinde cep telefonları sağa sola koşuşturan, saçları jöleli, Polo giyimli delikanlıların çalıştığı; granit döşeli, cam kaplamalı büyük ofislere girmek zorunda kalsam... Ne zaman ruhun bedenden ayrılışı gibi bir acıyla ayrıldığım sevgilimi düşünsem, bu dizeler yakıyor ciğerimi. Yorumlar (4) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 696 | Devamını oku... |
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 11 12 13 14 Sonraki > Son >>
|
| Sonuçlar 169 - 182 / 187 |