|
Bilişmeler -
Söyleşiler
|
|
Yazan Mukaddes Mut - Sadık Yalsızuçanlar
|
|
07.06.2009 11:09 |
|
İnsan deyince, kamil, yetkin insan mı kastediliyor, insan-ı kamil veya adem-i hakiki deyince ne anlamak gerekiyor?
Efendim insan ünsiyet kelimesinden gelir. Üns-insan. Bu kök, insanın başkasıyla iyi geçinebildiği zaman beşerlikten kurtulabildiğini bize öğretir. Yani insanlara iyi davranan, ondaki Allah’ın vasıflarını görebilen kişidir ki, beşer dediğimiz zaaflarının esiri olan, nefsinin ve egosunun esiri olan kişiden ayrılır. Bu durumda gerçek insan, ancak herkeste ve her şeyde sevdiği Allah’ının bir tecellisini gören kişidir. Ama biz görüyoruz ki bu bile Allah için yeterli olmuyor. Çünkü Hz. Peygamber’e ‘Ya-sin!’, ‘ey insan!’ hitabı, nefsini, aklını, vücudunu, her şeyi terk ederek geldiği sidre-i münteha dediğimiz bir insanın çıkabileceği en yüksek noktadan sonra, muhabbetiyle Allah’a ulaştığı yerde teşrif etmiştir. Yani bu hitap, peygambere ancak o zaman gelmiştir. Bu durumda insanlığın başlangıcı, herkesi sevmek; sonu, her şeyini bırakarak Allah’a ulaşmaktır. O halde insan olmak kolay bir iş değildir. Ama dünyaya gelmekten maksat insan olmaksa o zaman bunu yapmakla mükellefiz demektir. Yorumlar (5) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 1433 | Devamını oku... |
|
|
Bilişmeler -
Ne dedi?
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
03.06.2009 19:20 |
Başlığı tırnağa almam gerekiyordu, çünkü Oktay Rifat’ın YKY’den çıkan ve 1940’lardan 1980’lere uzanan, yaklaşık kırk yıllık düşünsel güzergahını ortaya koyan yazılarının toplandığı kitabındaki bir yazısı… Böyledir, şair, aynı zamanda Heidegger’in ‘düşünen düşünce’siyle ilgili olduğundan deneme de yazabilir, roman da öykü de…Felsefi alıştırmalar da yapabilir, günce de kaleme alır, gezi notları da. Esasen şiire ilişkin düşünceyi en sahih ve kışkırtıcı, en kuşatıcı ve derinlikli biçimde şair dile getirir. Oktay Rifat, soruna merkezinden dalıyor : “Şinasi'den hatta daha öncesinden bu yana Batı sanatına özendik, öykündük, Batı sanatını doyurucu anlamda getirebildik mi? Sözgelimi 19. yüzyılın ikinci yarısında Batı'yı çılgınca saran simgeci akımdan Haşim'in mercan dallarıyla birkaç leyleğinden, Piyale önsözünden başka ne geçti elimize? Batı sanatının, Memet Fuat'ın deyimiyle 'bir çatışmanın yani bir çöküşün ama aynı zamanda bir oluşun içinde bulunduğunu' anlamak istemeyenler galiba bu kültüre yanaşamadıkları için karşı çıkıyorlar. Başka bir memlekette bir bunalım felsefesi olan varoluşçuluk, Fransa'da Sartre'ın elinde kılık değiştirerek insancıl bir öğretiye dönüşüyor. Bir Fransız düşünürü Alain, boşalan sanat yelkenini yeniden şişirmek için başka toplumların sanatına öykünmelerini öğütlüyor Fransız sanatçılarına.” Bu yazıya ilk yorumu yazın | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 369 | Devamını oku... |
|
|
Bilişmeler -
Ne dediler?
|
|
Yazan Zeynep Dilyâre
|
|
01.06.2009 09:40 |
|
 /Sâdık YALSIZUÇANLAR imzâlı “Cam ve Elmas” kitabıyla ötelere doğru…/
“Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı;
gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar." (Ebu’l – Hasan Harakani) Yorumlar (3) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 639 | Devamını oku... |
|
|
Bilişmeler -
Söyleşiler
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
01.06.2009 09:18 |
İnsan gözdür ve bakıştır” diyen çok sayıda şair, bilge ve aziz var…Şiirinizin görselliğe değin boyutlarını da göz öne alarak sormak isterim, şair aslında bize gör(e)mediklerimizi gösteren bir vizyoner midir? Gördüklerimiz, görebileceklerimizin, görebilecekken göremediklerimizin ne kadarı? Bu soru bana önemli görünüyor. Bir defasında, şairin duruşundaki farklılığın, hayat karşısındaki algı ayarıyla bağlantılı olduğunu ifade etmiştim. Çoğu kişi bir yere bakarken, o başka bir yere bakıyor, bakmayı seçiyorsa, duyarlılık bağlamında oluşmuş bir ayrışmadan söz edebiliriz. Demek ki, ikinci soru: Başınızı nereye çeviriyorsunuz? Biraz yanda durur şair, görünenin arkasına çevrilmiştir bakışı. Henüz gelmemiş, başını göstermemiş olanı görebilme olanağı yaratan bir meta/fizik konum. Aniden olmuyor hiç bir şey, bir hazırlanışı var. Şiirin önceleyici boyutu bu hazırlığa ilişkin sezgi gizilgücünü bir karşı-hazırlık biçimi olarak barındırmasından geliyor. Her şairde eşit ölçüde devreye girmeyen bir özellik. Kaldı ki, bir çok şair aslında şair değildir: Şiir, yazıldı diye olan şey sanılmamalı. Bir de: Şiir, bir tek şiirde olan şey sanılmamalı. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 418 | Devamını oku... |
|
|
Güzerân -
Yazılar
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
24.05.2009 15:58 |
FIT Cuba 2009, Küba Turizm Fuarı etkinlikleri çerçevesinde 2 Mayıs 2009'dan itibaren sekiz gün Küba'daydık. Yarım yüzyıldır uygulanan Amerikan ambargosunun ve katı devletçiliğin yorgun ve yoksul düşürdüğü bir ülkenin, ekonomik bir çıkış yolu bulma umuduyla nasıl çırpındığına tanık olduk. ABD'nin ne türden toplumsal ve ekonomik sorunlara yol açtığını, insanlara nasıl acı çektirdiğini görmek istiyorsanız mutlaka Küba'ya gitmelisiniz. Küba'ya ilişkin makaleleri, gezi yazıları, söyleşileri ve bir kitabı bulunan Cüneyt Aksu'dan (Küba, Sarı Sıcak Bir Pencere, Göksu, Cüneyt. Beyaz Vizyon Yayınevi) öğreniyoruz: 8 Kasım 2005, Karayipler'deki ada ülkesi Küba için oldukça önemli bir tarihti. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda, 1992'den beri yapılagelen, "46 yıldır ABD tarafından Küba'ya uygulanan ekonomik, ticari ve mali ablukanın sonlandırılması" konulu toplantı ve oylama, 14. kez gerçekleşti. Bu oylamanın, yıllardır olduğu gibi, o yıl da hiçbir hukuki yaptırımı olamadı. Ancak BM Genel Kurulu'nda, her gün, 182 ülkenin ABD aleyhinde oy kullanmasının mümkün olamayacağı gerçeğinden yola çıkılarak, bu davanın haklılığının yeniden hatırlatılması ve bir karşı duruşun gösterilebilmesi için önemli bir fırsattı. Yorumlar (1) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 477 | Devamını oku... |
|
|
Güzerân -
Öyküler
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
16.05.2009 13:53 |
Bahçe istasyonunda durunca, elindeki tepside içköfte, vagonlara üşüşen satıcıların bağırtılarını ve genzime çarpan soğan, yanmış yağ kokusunu hatırlıyorum. Midem bulanırdı zaten ne zaman tirene binsem. ‘Araba çarptığı’ için, o uzun, yorucu yolculuğu zaman zaman çileye çeviren bulantıyı kışkırttığı için Bahçe istasyonuna gelmesin isterdim. Bu bir yana, hayatımın en güzel anlarını, Malatya’dan Adana’ya, oradan aktarmayla Dörtyol’a ulaştığımız o tiren yolculuklarında geçirdim. Şimdi, bu satırları yazarken, Sabahat Akkiraz’ın o mükemmel yorumundan, o ciğerdelen Arguvan türküsünü dinliyorum : ‘Gara tiren de yol alıyı Cürek’ten…’ Yorumlar (5) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 805 | Devamını oku... |
|
|
Bilişmeler -
Ne dedi?
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
13.05.2009 17:30 |
|
Tanpınar, Aydaki Kadın romanının konusu sorulduğunda böyle cevaplamış : ‘mevzuu, hayat…’ Neyin değildir ki! Ama, buradaki ‘hayat’ kelimesi, bizi, Derrida’nın ‘neler oluyor?’u gibi kışkırtan bir ifadedir. Bu imayı izlediğimizde, Huzur’un, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün, Bursada Zaman’ın yazarının ‘edebiyat anlayışı’na doğru sürükleniriz. Tanpınar, Stendhal gibi romanı, ‘bir caddede yürütülen ayna’ gibi görmez gerçi. İzlenimcilik deyip de geçilemeyecek türden bir iç yaşantı hikayecisi de değildir; O, modernleşme sürecinde, bir ‘medeniyet dairesi’nde neler olup bittiğini sonugelmez bir tecessüsle araştıran, sorular soran, dıştan içe, içten dışa sürekli bakmaktan yorulmayan, ‘yeni hayat’ın kalbindeki krizi anlay(t)abilmek için çaba gösteren bir sanatkardır. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 403 | Devamını oku... |
|
|